TTSol
TT_Renk1


REİS'İN ZAFERİ AK PARTİ'NİN ...

Bugün Sayın Cumhurbaşkanı'nın seçim galibiyetini ve AK Parti'nin seçim mağlubiyetini analiz edeceğim.

Erdoğan’ın seçim zaferinin arkasındaki en önemli nedenleri sıralayacağım. Milletimiz iktisadi zorluklar, hayat pahalılığı, işsizlik gibi problemlere rağmen Erdoğan’ı yeniden seçmiştir. Burada temel sebep güvenlik kaygısı ve hızlı – etkin bir hükümet tercihidir. Daha sonra, “AK Parti neden seçimin kaybedenlerindendir?”, sorusuna yanıt vermeye çalışacağım. Kısaca özetlersek AK Parti (bütün ana akım partilerimiz gibi) ideolojik açıdan bütünlüğü olmayan, iktidarın sağladığı güç ile menfaat ilişkilerine girdiği düşünülen, teşkilatları boş vermiş, 16 yılın sonunda hantallaşmış ve atalete düşmüş bir siyasi yapıdır. Böyle bir siyasi yapının hala daha birinci parti olmasının iki sebebi vardır: Birincisi Cumhurbaşkanı’nı milletin “Lider” olarak görmesi ve ikincisi de muhalefet partilerinin de en az AK Parti kadar ideolojisiz, programsız ve teşkilatlarının da en az AK Parti teşkilatı kadar boş vermiş olmasıdır.

CUMHURBAŞKANI’NIN SEÇİM ZAFERİ

Seçim sonuçlarının hiç şüphesiz mutlak galibi Sayın Cumhurbaşkanı’dır. Kolay değil, 16 yıldır ülkeyi yöneteceksiniz, bu sürede bir çok hizmet yapacaksınız, günde 14 saate varan bir mesai ile çalışacaksınız, son 4-5 yılda ciddi bir uluslararası saldırının muhatabı olacaksınız, kendinizin de kabul ettiği bazı önemli hatalar yapacaksınız ancak bütün bunlara rağmen büyük bir emekle yeniden seçim kazanacaksınız. Bu her faniye nasip olmaz. Bence Cumhurbaşkanı’nın son seçim başarısının altındaki temel etkenler şunlardır:

Emperyalizme karşı duruş: 24 Haziran’ın en önemli mesajı ülkemizin maruz kaldığı emperyalist saldırıya karşı milletin Vatan Savaşı cephesinde durmasıdır. Adayların programlarına baktığımızda Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Perinçek dışında Vatan Savaşı’nda emperyalizm karşıtı cephede duran başka bir aday yoktur. Diğer adaylar, Türkiye’ye en büyük tehdidi oluşturan Atlantik Merkezli Emperyalist Güçle uzlaşma mesajları vermişlerdir. Milletimiz, bu açıdan, “Vatan Savaşı’nda kim daha iyi liderlik yapacaktır?” sorusuna cevap vermiştir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi: Milletimiz bir yıl önce parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmeyi kabul etti. Şimdi ise bu sistemde ülkeyi etkin bir şekilde kimin yönetebileceğini oyladı. Sadece buradan baktığımızda bile, muhalefetin pratik olmayan “Parlamenter Sisteme Dönüş” vaatlerinin milletin çoğunluğu tarafından kabul görmediği anlaşılmıştır. Milletimiz ülkeyi Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile etkin bir şekilde yöneteceğini düşündüğü kişiyi seçmiştir.
Terörle Mücadele: Sayın Cumhurbaşkanı FETÖ ve PKK ile mücadelede bütün varlığını ortaya koymaktadır. 15 Temmuz hain işgal girişimi hala daha belleklerdedir. Muhalefet aday ve partilerinin terörle mücadele programı ya yoktur ya da milletimizin teveccühünü kazanmamıştır. Öte yandan, milletimizin bu seçimdeki tercihini belirleyen en önemli kriterlerden olan terörle mücadelede Cumhurbaşkanı’nın tutumu da milletin gözleri önündedir. Milletimiz “Eldeki bir elma daldaki üç elmadan iyidir!” demiştir.  

AK PARTİ’NİN MAĞLUBİYETİ

AK Parti oylarını 1 Kasım 2015’te aldığı yüzde 49,5’tan yüzde 42’lere düşürdü. Bunun sebeplerini şu şekilde açıklayabiliriz:

Teşkilattaki Çöküş: 1990’lardaki Refah Partisi’nden devraldığı teşkilatı ile AK Parti 2010 yılına karşı yüz yüze ve fedakârca çalıştı. 2010’dan bugüne Parti teşkilâtı artan hızla halktan kopmaya başladı. Adaylıklar, ihaleler kapalı kapılar ardında kotarılmaya başlandı. Bazı yazarların dediği gibi AK Parti ANAP’laşmıyor, ama hızla 1930’ların CHP’sine benziyor. Arkasına halkı değil devlet gücünü alarak siyaset yapıyor. Bu Sayın Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’yi yenileme arzusunu yerine getirebilecek bir teşkilât değildir. Muhalefet partilerinin şu perişanlığına rağmen hiçbir siyasi çalışma yapmamış bir partiye yüzde 6’dan fazla oy kaybetmek gerçekten büyük başarıdır.
İdeolojisizlik: Türkiye’de birkaç fikir partisini istisna kabul edersek – onların da oyu toplasan yüzde 1 etmez- bütün partilerin muzdarip olduğu ana sorun ideolojisizliktir. İdeoloji, bir parti veya topluluğun ekonomi politik meselelerine genel bakış açısını, dünya görüşünü belirler. Türkiye’de bütün partilerin ekonomi programı birkaç rötuş haricinde birebir aynıdır. Bu olgu AK Parti’de daha da belirgindir. Tabir-i caizse, Sayın Cumhurbaşkanı’nın her vesilede ifade ettiği Dava Ruhu yerini Tuz Ruhuna bırakmıştır. Bu yüzden günlük siyasi ve ekonomik konjonktüre göre Parti’nin siyasi duruşu değişmektedir. Herkes bir şekilde uyarını bulup partiden destekle köşeyi dönme sevdasındadır. Halbuki yeni bir dünya gelmektedir, yeni bir Türk toplumu oluşmaktadır ve bu haliyle giderse Reis’in liderliğine ve Muhalefetin iş bilmezliğine rağmen çöküş hızlanacaktır. Tabiat boşluğu kaldırmaz…
Kampanyadaki Zafiyet: Bundan önce AK Parti’nin seçim kampanyaları halkın ana duygularını yakalamada, kitleleri partiye kanalize etmede çok etkili olmuştu. Bu seçim kampanyasında ise AK Parti’nin varlığı hissedilmedi. Buradaki eksikliği sosyal medyada “troller” vasıtasıyla kapatmaya çalıştılar. Aynı şey - Muharram İnce haricinde - diğer kesimler için de geçerlidir. Birbirine küfrederek, iftira atarak kavga eden her partiden troller sıradan vatandaşı da çok rahatsız etmektedir.
Bütün bunların sonucunda ulaştığımız netice şudur: AK Parti yatsın kalksın Reis’e dua etsin. Sayın Cumhurbaşkanı olmadan AK Parti bu haliyle yüzde 10 bile oy alamaz. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu konuda yapması gerekenleri ve yeni dönemdeki ekonomi politik duruşunu kabine ve program açıklandıktan sonra değerlendireceğim. Uzun sözün kısası, referandumdan sonra yazdığım gibi: “Vox populi vox Dei. – Halkın sözü hakkın sözüdür.”