​YENİ ORTADOĞU KAOSU LÜBNAN'DAN MI BAŞLIYOR?
06 Kas 2017

Amerika ve Barzani’nin Irak’ta, İran-Türkiye ve Rusya’nın ortak tutumuyla kaybını hazmetmeyeceği belli idi. Belki Amerika rasyonel karar alabilseydi bu gelişmeleri makul karşılayıp Irak’ın yeniden inşası için bazı çabalara girişebilirdi. Ancak siyasal sistem içindeki lobi yapılanmaları buna izin vermiyor. İran’ın ve İran’ın desteğini alan Hizbullah’ın, Suriye’de güç kazanması, Rusların Suriye yönetimini desteklemesi İsrail’i Şii sarmasından kurtarmak için girişilmiş bulunan Ortadoğu karmaşasını şimdilik boşa çıkarmış gibi gözüküyor. Ancak, İsrail, Lübnan’da kendi tepesinde duran Hizbullah’ın güçlü bir biçimde kalmasına dayanamayacak gibi. Bu gelişmeler sırasında Batı bu gelişmeleri nasıl hazmedecek ve yeni oyun ne olacak derken, oyunun hatları belli olmaya başladı.

Suudi Arabistan ve Lübnan vatandaşlığına sahip olan Lübnan Başbakanı Hariri istifa etti.

Suudi Arabistan da Suriye hükümetinin ve Esat’ın kalmasını istemeyen grup içinde idi. İran’ın bölgede başat olmaya başlaması Irak’taki Haşti Şabi ve Suriye’deki Hizbullah  gücünün transnasyonal bir duruma geçmesi karşısında İsrail ile bir yakınlaşma olasılığı fark ediliyordu. Haşti Şabilerin ve DEAŞ’ın elinde tuttuğu Ebu Kemal’e yönelik saldırıları ve Irak sınırını ilk defa geçip Suriye’ye girmeleri, yeni bir yüzle, ılımlı İslam çehresiyle, Amerika ve İsrail’in yanında yer alan Suudi Arabistan için son damla oldu. Suriye ordusu, Hizbullah milisleri ile Güney’den Ebu Kemal’e ilerliyor. Tabii İsrail’in sınırın kapatılması için Amerika’ya yaptığı baskıyla Suriye’deki Ebu Kemal’a doğru ilerliyor. Amerika DEAŞ’la iş birliği yapan  yerel Kabile liderlerine parayla besleyerek daha önce Ebu Kemal’e varmak istiyor. Bu gelişmeler karşısında bunalıma giren Suudiler, Rusya ve İran’ın bulunduğu Suriye’ye direkt olarak saldıramayacakları için  gelişmeler Suriye’nin altına Lübnan’a kaymış gözüküyor. Sık sık vatandaşları olan Hariri’yi  başkentlerine çağırıp Hizbullah konusunda fırçalıyorlar. Suudilerin yakın zamanda  yapabilecekleri başka bir eylem İdlip’te bulunan muhalifleri veya kendilerine bağlı El Kaide militanlarını çatışmaya sürüklemek olabilir. Bu durumda Türkiye’nin tavrı önemli olacaktır. Daha çok İdlip’in Kuzeyindeki Kürtleri çevrelemeye çalışan Türkiye  İdlip’te aşırı unsurlarla mücadeleye devam mı edecektir yoksa, eğer Kürt kartını kullanmazlarsa Suudi-İsrail-Amerika blokunun yanına mı dönecektir? Ana  gelişme  bu  duruma bağlı, yani Türkiye’nin tutumuna bağlı gözüküyor. Amerika tarafından sıkıştırılan Türkiye kamp değiştirirse bu defa Rusya ve İran’ı karşısına almış olacak. Farazi olarak  söylediğimiz bu gelişmeden sonra Rusya ve Türkiye ilişkileri nereye gider, İran’ın tutumu ne olur gibi konular gazete sütunlarının boyutunu aşmaktadır.

Rusya’nın gelişmeleri endişe ile takip ettiği gözüküyor. Bu hassas dönemde Rusya’nın çözüm yolu Soçi’de Suriye’deki bütün muhalefet gruplarının katılacağı bir konferans düzenlemek. Konferansa en az 1000 kişinin katılacağı tahmin ediliyor. Bu toplantıda hemen bir anlaşma beklenmiyor. Burada tartışılacak konu, Suriye anayasasının şekli, içeriyi, hükümet sistemi ve azınlıkların sistemdeki yeri. Rusya altı ay içinde seçimlerin yapılmasını istiyor. Bu toplantı bölgenin son şansı olarak gözüküyor. Türkiye ve İran’ın, henüz Moskova’nın ileri süreceği fikirleri dinlemeden, bazı itirazları var.

İran güçlü bir merkezi hükümetin yanında. Türkiye ise Kürtlerin Moskova’dan ne alacağı ile ilgili. Türkiye, Rakka’nın kurtarılışında YPG’li Kürtlerin Öcalan posterleri açmalarından kaygılı ve Türkiye içinde PKK’nin giriştiği eylemlerde Amerika’nın PYD’ye verdiği silahlara rastlanıyor. Türkiye’nin dikkatli bekleyişinin amacı, Kuzey Suriye’de bulunan Kürt kantonlarına Amerika’nın bu sefer ne vereceği ve Soçi’ye gelecek olanlara Rusya’nın ne vereceğini görmek.

İsrail, gücü gittikçe zayıflayan Hamas Filistin otoritesiyle birleşmesini isterken şimdi bu birleşmeyi önleme çabasında görülüyor. Hizbullah açısından Lübnan’a baskılar artıyor. Lübnan ordusunun Hizbullah’a karşı operasyon yapmasından, Amerika vasıtasıyla Lübnan’a bir takım mali ve ekonomik ambargolar uygulanması isteniyor. İsrail, Suriye’de birkaç otonom yapının bulunduğu parçalanmış ve zayıf bir Suriye istiyor.

Sonuç olarak stratejik açıdan zayıfladığı algılanan İsrail’in Suriye’ye saldırması ve Lübnan’da Hizbullah’a yüklenmesi durumunda Amerika’da İsrail’in yanında savaşa girerse  Ortadoğu kazanı nasıl kaynayacak? Yakın zamanda göreceğiz.