WebDetayEmin
EminEvimMobil


SON YILLARIN EN ÖNEMLİ MÜZİK OLAYI: 15 TEMMUZ DESTANI

Micheal KUYUCU 17 Tem 2020

Darbe yapmak sadece devletlerin içinde olan bir şey değildir.

Geçtiğimiz gün 15 Temmuz iğrenç darbesinin dördüncü yıldönümünü yaşadık. Bir kez daha o akşamı kalbimizde hissettik, bir kez daha aynı duygu ve düşünceyle içimizden geldiği gibi protesto ettik. Darbe yapmak korkakların, şerefsizlerin sığındığı bir eylemdir. En büyük korkaklar darbecilerdir aslında, sincise vurmak isterler, arkadan vurmak isterler. Böyle bir düşünceyle hareket etmek insanlıkla açıklanamaz. Türkiye devleti  ve  Türk halkı bu darbeye karşı koyarak ve bu darbeyi bastırarak hem Türkiye’de hem de dünyada darbe döneminin kapandığını gösterdi. Bu bir emsal oldu ve dilerim dünya içinde emsal olacak.

Darbe yapmak sadece devletlerin içinde olan bir şey değildir. Darbeyi şirket içinde de yapabilirsin, bir organizasyon içinde de yapabilirsin. Yönetim hırsı olanlar en küçük organizasyonlarda dahi darbe yaparlar. Tek dertleri yönetmek istedikleri organizasyonu ele geçirmektir. Bunların tek derdi kolay yoldan kazanmaktır, zorla kazanmaktır. Hak etmeden kazanmaktır.

Dünyanın fetösü Kovid-19

Bugün 2020 yılında, yani 15 Temmuz’un dördüncü yılında bir küresel darbe yapılıyor. Bu darbeyi Kovid-19 ile yapanlar hayallerine ulaşmak için insanlığı yok etmeyi bile göze aldılar. Herkesin basit bir virüs olarak gördüğü Kovid-19’un aslında dünyaya yapılan bir darbe olduğunu bir kaç yıl sonra anlayacak herkes. Bunun ilk kırılma noktası da ABD’de yapılacak Kasım seçimleri görülecek. Bunu da ileride bol bol konuşacağız.

Muhteşem bir eser: 15 Temmuz Destanı

15 Temmuz darbe girişimine yönelik yapılan anma ektinlikleri çok güzel oldu. Cumhurbaşkanının kısa ve öz anlamlı konuşması, o gün sosyal meydada insanların verdiği darbe karşıtı mesajlar, 15 Temmuz ruhunun hala devam ettiğini gösterdi. Bu etkinlikler arasında beni özellikle “15 Temmuz Destanı” etkiledi. 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü İletişim Başkanlığının liderliğinde bestelenen bu destanı 14 Temmuz akşamı televizyon kanalları aracılığı ile büyük bir heyecanla ve zevkle izledim ve dinledim. Tematik kanalların yanında Kanal D, TRT 1 ATV, Star TV  gibi ana akım televizyon kanallarının da yayınladığı bu muhteşem müzik dinletisini sadece Fox TV ve Show TV yayınlamadı. Samimi olarak düşündüm bunun nedenini, Ciner Grubuna ait Show TV ana akım kanalı yerine Habertürk adlı tematik kanalından yayınlandı destanı. Ama Fox TV hiç oralı olmadı. “15 Temmuz Destanı”nı herhalde siyasi bir olay olarak gibi gördü, daha doğrusu bunu bir haber değeri olarak görmedi. İsteyen kızsın isteyen laf etsin. Ben Fox TV’nin de bu etkinliği yayınlamasını beklerdim. Mademki tarafsız olduğunuzu iddia ediyorsunuz, o zaman abi yayınla bu etkinliği göster kendini.  Ayrıca şu da var, bu  bir müzik etkinliği. Bir klasik müzik etkinliği, Fox TV’nin hedef kitlesine de uyan bir etkinlikti. Ama İletişim Başkanlığı yani iktidar partisi yaptırdı ya olay bitti. Mozart bile mezardan çıksa bestelese,  klasik müzik dinleyicisinin genel profili muhalif olduğu için bu senfonik eseri beğenmez. Bunu iktidar partisi değil de, Millet İttifakı yaptırmış olsaydı büyük bir yaygara  olmuştu. Neyse dönelim destana.

En kaliteli ses ve görüntü Powertürk TV’deydi

Destanın yayınlandığı sırada tüm kanaları açtım, hangisinin görüntüsü ve ses kalitesi daha iyi diye baktım. En başarılı sesi Powertürk TV’den aldım. Etkinliği oradan izledim. Hem izledim hem de dinledim ve çok samimi söylemek isterim ki çok heyecanlandım. Öylesine büyük bir senfonik eser yapmış ki Fahir Atakoğlu, dinlerken kulaklarıma, izlerken gözlerime inanamadım.  Fahir Atakoğlu çok kaliteli bir müzik insanı. Çok özel belgeseller müzik yaptı. Müzikleri yurt dışında dinlendi, Yunanistan’ın en popüler yorumcusu Notis Sfakiannakis onun “12” adlı bestesini kendi dilinde seslendirdi.

Destan plak olarak yayınlanacak

Fahir Atakoğlu “15 Temmuz” destanını “İhanet ve Demir Tanklar', 'Şeref', 'Ağıt', 'Marmaris', 'Sela,', 'Çağrı', 'Başkomutan', 'Milletin Evi', 'Şehitler Köprüsü 1. ve 2. Bölüm'  ve 'Nöbetler'  adında eserlerden oluşmuş. Atakoğlu bu destanın notalarını bir buçuk ayda yazmış. Fahir Atakoğlu bu eser hakkında “Baştan sonra o günü, o tarihi betimlemek ve müziğimle ölümsüzleştirmek istedim. En büyük güç halkın iradesidir. Milletin gücünü orkestrasyonundaki tınılar ile göstermeye çalıştım.” dedi.  Bu eserin kalıcı bir eser olmasını dileyen Fahir Atakoğlu, “15 Temmuz Destanı”nın yakında plak olarak da yayınlanacağının da müjdesini verdi.

“15 Temmuz Destanı” Türkiye’de AK Parti iktidarını eleştirenlerin, kültürel olarak küçük görenlerin hatta eğitimsiz, köylü olarak görenlere verilen nitelksel bir cevap oldu. Bu eserin müzikal kalitesi mükemmel. Fahir Atakoğlu eseri yaparken dramatik melodiler ve dramatik bir orkestrasyon kullanmış. Her bir bölümde çok ciddi bir dramatik hava var. Üstünde nota nota uğraşılmış, notalar tek tek işlenmiş. Bu kadar dramatik ve melodik bir senfonik eser dinlememiştim uzun yıllar boyunca. Bu eserin plağının yayınlanacak olması beni çok mutlu etti. 15 Temmuz Destanı’nı, siyaseti bırakıp bir müzik eseri olarak dinleyin. Dünyada benzeri olmayan bir olaydır bu. Bir halk devletinin bütünlüğüne karşı yapılan bir darbe girişimine karşı koyarak destan yazıyor. Dört yıl sonra bir ilk daha oluyor ve bu destan bir senfonik eserle ölümsüzleştiriliyor.

Bu eseri sakın hafife almayın

“15 Temmuz Destanı”nı dinleyin. Israrla bu müzik eserini dinlemenizi önereceğim. O destanı dinlerken bir şey düşündüm, Türkiye’de müziği seven ve müziğe destek olan bir iletişim başkanı var. Önce pandemi döneminde müzik sektörüne destek amaçlı yapılan “Yeditepe İstanbul” konserleri, şimdi de “15 Temmuz Destanı”.  Her ikisinde de araç müzik oldu. Bu sanat adına, müzik adına çok önemli bir olay. Bunu sakın kimse hafife almasın, bu eser gerek misyonu ile sanat dünyasına gerekse verdiği mesajla dünyaya örnek olacak bir eserdir.

Pandemi fırsatçılarına fırsat verilmemeli

Son bir kaç gündür Kovid-19 ile bağlantılı olarak iki konu yine tartılışmaya başlandı. Birincisi Kurban Bayramı’nda sokağa çıkma yasağı ikincisi ise pandemi nedeniyle personelin işine son verme  yasağı. İkisi de çok hassas konular.

Kovid-19 çok canımızı sıktı, ekonomik anlamda dünyayı olumsuz etkiledi. Ülkemizi de olumsuz etkiledi. Şimdi vaka sayılarının biraz ağır ilerlemesi nedeniyle Kurban Bayramı haftasında sokağa çıkma yasağının gelmesi gündeme geldi. Ben bu Bilim Kurulunun samimiyetine de fazla inanmamaya başladım. Kapalı kapılar ardından söyledikleri şeyleri  dışarıya fısıldayarak bazı konuların gündeme gelmesini sağlıyorlar. Ya da tam tersi dışarıda söylediklerini sanki toplantılarda dile getirmiyorlar gibi. Bir tutarsızlık hissediyorum.

Zırt pırt sokağa çıkma yasağı uygulamak çözüm değil

Kurban Bayramı’nda sokağa çıkma yasağı, okulların Ağustos sonunda açılmaması gibi konuları gündeme getiriyorlar. Bu kararlar kolay alınacak kararlar değil. Sürekli zırt pırt sokağa çıkma yasaklarının ekonomiye zarardan başka hiçbir etkisi yok. İnsanları eve tıkamak sonuç değil. Eğer önlem alınması şart ise burada esas olan ekonomiyi ve insanların yaşamlarını minimal biçimde etkileyecek önlemler almak. İnsanları eve tıkamak çözüm değil. Bilim Kurulu üyeleri de biraz akademisyenliğin o ketum havasından çıksınlar ve biraz da piyasa koşullarına ve insanların sosyolojik ve psikoloijik koşullarına göre düşünsünler.

Üç ay sandık bir ay çıktı

Gündemde olan bir diğer konuda pandemi nedeniyle işten çıkartma yasağının bitip bitmeceği konusu. 17 Temmuz günü Cumhurbaşkanının aldığı ilk üç aylık karar bitti. Pandemi döneminde insanların işlerine son verilmesini yasaklayan kanundan bahsediyorum. Geçen ay devlet bu yasağı uzattığını açıkladı. Ama medyada eksik haberler yapıldı. Genelde medyada işten çıkartma yasağının üç ay daha uzatıldığına dair haberler çıktı. Sonra konuya dikkatli bakanlar bu  yasağın, yani pandemi döneminde işçi çıkartma yasağının bir ay uzatıldığını gördüler. Ben de şans eseri bir avukat arkadaşımla beraber konuyu inceledim. Ben ona işçi çıkartma yasağının üç ay daha uzatıldığını iddia ettim, o da öyle sanıyordu. Açtık bakanlıktan genel yazıya baktık ve pandemi döneminde personel kovma yasağının 17 Ağustos’ta bittiğini gördük ve şaşırdık. Çünkü hepimizde bu yasağın üç aylığına uzadığını sanıyorduk.

İşçi çıkartma yasağında kanunda yer alan +2 ay uygulansın

Pandemi ile mücadele kötü gitmiyor. Ancak olayı yaymamamız lazım. Buna halk da dahil devlet büyüklerimiz de dahil. Daha önce de bu “pandemi bahenesiyle personel kovmayı engelleyen” yasanın ilk planlandığı gibi 3+3 ay olması lazım. Birinci üç ay bitti. İkinci pakette Cumhurbaşkanı bu yasayı bir ay daha uzattı ama bu yeterli değil. 17 Ağustos günü biten yasağın uzatılması ve ikinci üç aylık uygulamanın yapılması lazım. Özetle kanun Cumhurbaşkanına 3+3 aylık bir uzatma yetkisi verdi. Şu an 3+1 uygulandı. Bunun kalan iki ayı da uygulansın ve 17 Ekim’e kadar kimse pandemi bahanesiyle adam kovamasın. Bunu neden söyledim? Çünkü patronlar hala tetikte bekliyor. Bu keyfi işte çıkartmaların piyasaların biraz daha normale döneceği sonbahara kadar yasaklanması ekonomi adına iyi olacaktır. Çünkü bu konudaki fırsatçılar işsizlik oranının artması için ellerinden geleni yapacak.

Arabuluculara biraz daha kontrol gelsin

Bu konuya eklemek istediğim bir şey daha var. Adalet Bakanlığı “arabulucu” sistemini sisteme koydu. Aslında teorik olarak güzel bir uygulama. Ama Özal’ında dediği gibi “benim halkım işini bilir misali” arabulucuların sermaye sahiplerinin lehine etik olmayan davranışlarda bulunduğuna dair çok duyum aldım. Yasağa rağmen arabulucuları kafalayan sermaye sahipleri işi kılıfına uydurarak yine istedikleri biçimde toplu işten çıkartmadan tutun aklınıza gelen her şeyi yapıyor. Arabuluculuk sisteminin daha fazla denetlenmesi ve bu sistemin uygulayıcılarının affedilmemesi lazım.