​ŞİDDETLE İMTİHAN
11 Eki 2017

Bedeni ele geçiren ve hızla yayılan kanser misali şiddet, giderek yayılıyor ve toplumları ele geçiriyor. Dünyanın gelişmiş toplumlarından gelişmemiş toplumlara, uluslararası şirketlerden KOBİ’lere, büyük ailelerden çekirdek ailelere kadar her tarafımızda şiddetin çeşitlerine şahit oluyoruz. Kimse benimsemiyor, hoş görmüyor ama öfke ve şiddet, ortak iletişim dilimiz haline geliyor. 

İnsanın hamurunda şiddet eğilimi var. İlk insan Hz. Âdem’in oğlu Kabil’in, kardeşi Habil’i kıskançlık ve nefretten dolayı öldürmesinden bu yana şiddet, çeşitlenerek yeryüzüne yayılmıştır. 

Dünya Sağlık Örgütü şiddeti; bireyin kendisine veya çevresine yönelen her türlü kasıtlı fiziksel ya da duygusal tehdit veya zarar verme eylemi olarak tanımlıyor. Dolayısıyla şiddet; fiziksel bir zararla sınırlı olmayıp başkasının özgürlük alanını kısıtlamaktan duygusal, cinsel, ekonomik istismara kadar birçok alanda kendini gösteriyor. Öyle ki her yıl milyonlarca insan, savaş, yoksulluk, aile içi şiddet, istismar ve benzeri şiddet eylemleri ile karşı karşıya kalarak hayatlarını kayıp ediyor, yaralanıyor yahut ruhsal ve duygusal yönden zedeleniyor. 

Biyo-Psiko-Sosyal Sistem

Şiddetin arkasında yer alan üç temel nedeni anlarsak bu sorunla başa çıkmak kolaylaşacaktır. Tüm davranışlarımız gibi şiddetin de biyolojik, psikolojik ve toplumsal üç kaynağı var. Yeme içme gibi kendini korumak da doğal dürtümüzdür. Dolayısıyla şiddet, genetik bir yatkınlık ve ham bir potansiyel olarak her canlının biyolojisinde az ya da çok vardır. ABD’deki son olayda; herhangi bir ekonomik sorunu olamayan, daha önce suça bulaşmamış, çevresiyle uyumlu, 64 yaşındaki Stefan Paddock; ciddi bir planlama ile bavullar dolusu silahı otel odasına taşımış ve 59 kişiyi katletmiştir. Paddock’ın babasının, psikoz teşhisiyle aranan bir suçlu olması, şiddetin genetik yatkınlıkla ilişkisini bir kez daha ortaya koymuştur. 

Şiddettin psikolojik kökeninde; yaradılıştan gelen, yetişme süreciyle yerleşen temel kişilik yapılarındaki şiddet ve suç işleme eğilimi yer alır. Bazı insanlar, kişilik yapıları gereği daha şüpheci, sinirli, içine dönük, anti sosyal olup kendini ifadede zorlanırlar. 

Şiddet için üzerinde ısrarla durmamız gereken diğer temel kaynak toplumun ve özellikle yetişme sürecinin etkisidir. Ailenin duygusal ortamı, anne çocuk ilişkisi, ana-baba çocuk etkileşimi, ailenin kültürü ve gelenekleri, öğretmen, eğitim süreci, çocuğun yetiştiği bölge, beslenme biçimi, ailenin ve toplumun temel adalet, ahlak ve inanç değerleri, toplumsal kültür, medya ve çevre etkileri.

 Yatkınlık ve Öğrenilmiş Davranış

Bugün hızla yayılan şiddetin önlenmesinde bedensel ve psikolojik yatkınlığı uyararak açığa çıkaran başta aile olmak üzere toplumsal çevre üzerinde durmamız elzemdir. Zira şiddet, temelde bir yatkınlık ve öğrenilmiş bir davranıştır. Özellikle yetersiz anne çocuk ilişkisini, çocuk ve gençleri birer tüketim robotuna dönüştüren ve akıllı oyunlarla onları şiddetin bir parçası haline getiren medyayı ve daha da önemlisi hızla aşınan inanç ve ahlak değerlerini özellikle vurgulamak zorundayız. 

Makro evrenin bir numunesi olarak onunla iletişimini yitirmiş; hayatın anlamını kavramada aciz kalmış; anaç rolü azalan, cinsiyetiyle öne çıkarılan, çoğu zaman şiddete maruz kalan, aşağılanan bir kadının elinde yetişen; maddi kazanımı tek doyum aracı gören; sabır, merhamet ve dua nimetlerinden habersiz yetişen çocuk ve gençlerin vicdanları olgunlaşamıyor. Önce iletişimleri daralıyor, yalnızlaşıyor, yabancılaşıyor, önyargıları gelişiyor. Sonra ailenin dışında bir yaşama itiliyor, stres, kaygı ve korkuyla arkadaş oluyor, tükettikçe doyumsuzluğu artıyor, toplumsal uçlara kayıyor, “ben”lik değerleri yükselirken ötekine bir katma değer üretme isteği azalıyor ve toplumdan öç alma eğilimi yerleşiyor. Sonuç; öfkesini kontrol edemeyen, anti sosyal ve maalesef akılları, duygu, düşünce ve davranışlarını kontrol etmekten uzaklaştığı için şiddete başvuran, cinnet geçirmeye müsait insanlar. 

Dünya insanının adeta şiddetle imtihan olduğu bir zamanda aile yapımıza güvenmekle yetinemeyiz. Zira küçük bir köye dönüşen dünyamızda, şiddet sarmalının toplumumuzu da tehdit ettiğini gösteren olaylar az değildir. Bunun için devletin, ekonomi ve sağlık alanında gösterdiği performansı, ahlak ve bilimsel düşünceyi esas alarak eğitim alanında da gerçekleştirmesi önemlidir.