İNSANİ DERİNLİK

İlhami FINDIKÇI 08 Şub 2017

Her yeni başlangıç bir sonun habercisidir aynı zamanda. Nitekim insan kendi sonuna doğru yürümeye başlar doğduğunda.

Her yeni başlangıç bir sonun habercisidir aynı zamanda. Nitekim insan kendi sonuna doğru yürümeye başlar doğduğunda. Başlangıç ile son arasında yaşananların bir hesabı vardır elbet. Zira başlamak, “yok”u terk edip “var”a yönelmek ve onun sorumluluğunu omuzlamaktır. Böylece bütün davranışlarımızla varlık âleminde ürettiğimiz iyilik ve kötülüklerin hesabı ile karşı karşıyayız. 

Gün gelir bitiş zili çalar bizim için. Parça parça hesaplar, bütünün sınavına dönüşür. “Yok”tan “var”a geçen insan, tekrar “yok”luk mahalline yol tutar. Ve bütün varlığın sorgulandığı hesap günü geliverir. Varlığı yaşayan ayaklarımız, ellerimiz, kulaklarımız ve gözlerimiz ifade verecekler bizim için. Hayatta kime, nereye, nasıl çalıştığımızı haber verecek azalarımız.

İşte böylesi önemli bir başlangıç günündeyiz. Tam da birlik ve beraberliğe çok daha ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde YeniBirlik’e yeni bir sesle katılmanın heyecanı ve sorumluluğu içindeyiz. Zihnimizi ve gönlümüzü okura taşıyacak kelimelerin hakkını vermenin derdindeyiz bu başlangıç gününde.

Bizim alanımız belli. Yaşadıklarımıza insan ve onun psikolojisi, davranışları ve ruh dünyası penceresinden bakmaya çalışacağız. Birey, aile ve toplumda yoğun bir insani krizin yaşandığı günümüzde insani derinliğimizden ödün vermeden daha fazla “insan” olma derdi ile dertleneceğiz. Zira tarihin hiçbir döneminde görülmeyen bir umutsuzluk, yabancılaşma, saldırganlık, savaş ve açlık almış başını gidiyor. Gök kubbe öz vatanlarından uzaklaştırılanlara ve insandan insana vahşete hiç bu kadar şahit olmamıştı. Aileler hiç bu kadar parçalanmamış, ruh sağlığı bozulan bireyler hiç bu kadar çoğalmamış ve toplumlar hiç bu kadar birbirlerine düşmemişti. Bütün bunlar insanın psikolojisine dair soru ve sorunları daha yakından irdelememizi zorunlu hale getiriyor.

Acaba neden giderek kalabalıkta yalnız, gürültüde sessiz kalıyoruz? Neden yuva sıcaklığında olması gereken evlerimizi insan-insana iletişimin daraldığı kurtarılmış bölgelere çeviriyoruz? Neden iş yerlerinde enerjimiz iş, üretim ve kaliteden ziyade birbirimizi aşağıya çekmeye ve küçültmeye yöneliyor? Sıradan bir insan olmak neden bizi tatmin etmiyor da benliğimizin kölesi olan isteklerimizin ardı arkası kesilmiyor? Ve yolcusu olduğumuz bu hayatın sonunu düşünmekten ve ötelerin ötesine yönelmekten neden uzaklaşıyoruz her geçen gün?

Köşemizde bu ve benzeri soruların ve cevaplarının peşine düşerek, dünyada ve ülkemizde gelişen olayların, bireyin ve toplumun psikolojisini ilgilendiren yönlerini anlamaya çalışacağız. Aile içindeki geçimsizlikten ve çocukların davranış bozukluklarından, iş ortamındaki kariyer mücadelesine, aile şirketi hissedarlarının kıyasıya kavgalarına, trafikte değişen ruh halimize, kitleleri arkasında sürükleyen ve gönüllerini paraya pula değil takipçilerine kaptıran hizmetkâr liderlere, bütün gücü ile varlığın değil “hiç” olmanın derdi ile dertlenen, Güzel’in yolcusu insanlara, toplumun temel değer ve ahlak dinamiklerinden uzaklaşan, sanal dünyada yaşamaktan kendi gerçeğine yabancılaşan insanların ruh dünyalarındaki gel-gitlere, bilgi çağı olarak adlandırılan günümüzde birey ve toplum olarak bilgiye, kişisel gelişime eğitime ne kadar açık olduğumuza kadar çeşitli konulara odaklanacağız. 

Tabii ki egemen güçlerin yıllardır çeşitli yol, yöntem, gerekçe ve maşalarla toplumumuzu birbirine düşürme hedeflerinin arkasındaki psikolojik gerçekleri, bireysel iradelerin teslim alınabildiği algı oyunlarını dikkate sunacağız. Böylece kendimizi daha iyi tanıma, anlama ve yeryüzünde bulunma nedenimizle yüz yüze gelmenin yolcusu olmaya çalışacağız. Nitekim kendimizi tanıdıkça içinde yer aldığımız muazzam ilahi network olan kozmosu ve sonsuzluk âlemini daha iyi anlayabiliriz.

Yazı dünyasının içindeyiz ve bugüne kadar 10 kitabımız yayınlandı. Ancak düzenli köşe yazısı yazmak yeni bir başlangıç bizim için. Bu yolculuk için siz değerli okurlarımızın destek, eleştiri ve dualarınıza talibiz.