İMPARATORLUKLAR MEZARLIĞI AFGANİSTAN

Tuğba PUSA 07 Eyl 2021

İstatistiklere göre dünyanın en fakir ve güven sorunu yaşanan ülkesi Afganistan aynı zamanda yeraltı kaynakları açısından dünyanın en zengin birkaç ülkesinden biridir.

Geçtiğimiz günlerde ABD bir daha geri dönmeyecek şekilde kaos ortamında Afganistan’dan ayrıldı. Afganistan yüzyıllardır birçok ülkenin işgaline maruz kaldı. Ancak hiçbiri güçlü bir merkezi yönetim oluşturmakta başarılı olamadı. Büyük İskender, Moğollar, İngilizler, Sovyetler ve son olarak Amerikalılar bu coğrafyada hâkimiyet kurmayı denedi fakat başaramadı. ABD de tamamen ülkeden ayrıldığı gün tarihte bunu yapmış güçler listesinde yerini aldı. Bölge uzmanlarına göre yabancı devletlerin Afganistan’ı yönetmesi imkânsız. Tarihte bunu başarabilen devlet de yoktur. İngilizler 1840’da başaramayacaklarını anlayıp Afganistan’dan çekildi. Aynı şekilde 1989’da SSCB de eli boş döndü. SSCB’nin milyarlarca dolarlık kayıplarıyla yaşadığı yenilgi çöküşünü hızlandırdı. Büyük imparatorlukların sonunu getiren Afganistan bu yüzden “İmparatorluklar Mezarlığı” olarak anılıyor. 

İstatistiklere göre dünyanın en fakir ve güven sorunu yaşanan ülkesi Afganistan aynı zamanda yeraltı kaynakları açısından dünyanın en zengin birkaç ülkesinden biridir.

Kontrol altına alınması neden zor?

Yüzyıllar önce emperyalist devletler tarafından çizilmiş Afganistan’ın sınırları bölge insanlarına bir şey ifade etmemektedir. Afganistan’ın nüfusunun neredeyse yarısı Peştulardan oluşmaktadır. Aynı zamanda Pakistan’ın kuzeyindeki nüfusunu da Peştular oluşturuyor. Bu sınırları şimdiye kadar hiçbir Afgan yönetimi tanımamıştır. Hindistan, Orta Asya, İran arasındaki karayolu üzerinde bulunan Afganistan dünyanın en çetin ve yüksek dağlarıyla çevrilidir. Bu sebeple Peştuların rastgele sınır geçişleri çok yaygındır. Taliban ve yönetiminin çoğunluğu da Peştulardan oluşmaktadır. Silahlar, savaşçılar, para ve uyuşturucu bu sınırlardan kolaylıkla kaçırılabilmektedir.

Hindukuş Dağları ülkenin merkezi ve güneyini, Pamir Dağları ise doğusunu sarmaktadır. Geçitlerin birkaçını ele geçirince vadilerin tamamına hâkimiyet sağlayıp tedarik ağını tamamen kesmek mümkündür.  Bu zorlu coğrafyaya tam olarak egemen olmak hep çok zor olmuştur. Bölge sayısız işgale uğradığı için çok sayıda kabileden oluşmaktadır. Kültürel ve iktisadi birlik yüzyıllardır sağlanamamıştır. Ortak bir Afgan ulus kimliği yoktur. Bu kabileler birbirine rakip hatta düşmanlardır. Kabileler kendi kimliklerini korumak için kale gibi korunan evler inşa edip, dağları siper almıştır. Bu coğrafi özelikler ve dağınık kabile kültürü bölgeden faydalanmak isteyen güçlerin oyunlarını yıllardır bozmaktadır.  

Güney Asya’da jeopolitik denge yeniden oluşturuluyor

Emperyal güçlerin rekabet alanı haline gelen Afganistan’ın hegemonik mücadele içindeki rolü tarih boyunca önemini korumuştur. ABD’nin Afganistan'dan çekilmesinden sonra yaşanan güç boşluğunu Çin’in dolduracağı aşikârdır.

Bölgenin stratejik ve jeopolitik açıdan kritik konumda olması, özellikle son yıllarda Çin açısından kuşak ve yol projesi de hesaba katıldığında Afganistan’da söz hakkına sahip olmak jeopolitik bir zorunluluktur. Bölgenin jeopolitik mimarisi Çin’in yükselişiyle birlikte sömürü politikasına dönüşmeye başlamıştır. Yeni sömürü anlayışında demokrasi götürme bahaneleri bulunmamaktadır. Çin bu konuda daha gerçekçi ve sinsi bir şekilde ekonomik gücünü kullanarak bölgeye yatırımlarıyla kalkınma vaat etmektedir. Savaştan yeni çıkan Taliban, hükümetini ayakta tutmak ve ekonomisini geliştirmek için Çin ve Rusya gibi güçlerle mecburi ilişkiler kurmak zorundadır.

Türkiye’nin tavrı

Türkiye Afganistan’da gerçekleşen olayları ağırlıklı olarak göç üzerinden tartışmaktadır. Gelişmeleri sadece göç üzerinden okuyanlar, Türkiye’nin neden Katar ile birlikte Kabil Havalimanı’nın yeniden işler hale getirilmesi için çalıştığını anlamakta zorlanacaktır.

Güçlü ve kadim devlet geleneğine sahip olan Türkiye Cumhuriyeti, bu imparatorluklar mezarlığında mezar taşı olan ülkeler arasına girmemek için bu geleneğin sunduğu aklı kullanmakta dengeli ve tedbirli hareket etmektedir. Türkiye askerî, ekonomik, siyasal ve istihbarat unsurlarını üst seviyede devreye sokarak henüz şekil alma sürecinde olan yapıdaki yerini uzun vâdeli avantaj sağlayacak şekilde konumlanmaktadır.