GENÇLİK-SPOR VE İZLANDA MODELİ

"Günün mânâ ve ehemmiyeti" derdi eskiler, günün anlam ve önemi diyoruz genelde bugünkü gibi bayram ve tören ortamlarında. Bu yazının da "günün anlam ve önemine" uygun olmasına çalıştık.

Gazi Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı sayılan Samsun’a çıkış tarihi 19 Mayıs’ın Gençlik ve Spor Bayramı olarak adlandırılması ve resmi protokolle kutlanması için 1919’un üzerinden yirmi yıla yakın bir süre geçmesi gerekti.

İlk olarak 24 Mayıs 1935’te Atatürk Günü olarak kutlandı. Türk sporunun lokomotifi olan İstanbul’un üç büyüklerinin girişimleriyle Kadıköy Fenerbahçe Stadı’nda Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaraylı genç sporcuların birlikte yaptıkları gösteriler ve yürüyüş ilk Gençlik ve Spor Bayramı sayılır. İlerleyen yıllarda Beşiktaş’ın Kurucu Babalarından Ahmet Fetgeri AŞENİ Bey, Spor Şurası’nda Atatürk Günü’nün 19 Mayıs’ta ve Gençlik-Spor Bayramı olarak kutlanmasını önerdi. 20 Mayıs 1938 tarihinde yayınlanan bir kanun ile de o gün bugündür, resmi bayram olarak, tüm yurtta, dış temsilciliklerde ve yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kutlanır oldu.

Yürürlükte bulunan Anayasanın 58. ve 59. maddeleri: “Devlet, istiklâl ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin ……. yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır.

Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.

Devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alır, sporun kitlelere yayılmasını teşvik eder. Devlet başarılı sporcuyu korur.” der. 

Hükümetin 2108 yılı programındaki verilere göre; Türkiye’de 7 milyon civarında lisanslı sporcu var. Bu bazı Avrupa ülkelerinin nüfusundan daha fazla bir rakam (Finlandiya ve Danimarka’nın nüfusu 6 milyon, Bulgaristan’ın nüfusu 7 milyon kişi civarında). Güzel ve şanssız Ülkemizde; 13.724 spor kulübü ve 234 bin de antrenör var bu lisanslı sporculara hizmet veren. Rakamların iriliği ve çok basamaklı olması yanıltmasın, buna uygun bir spor kültürü ve sürdürülebilir uluslararası başarıdan söz etmek ne yazık ki mümkün değil.

İzlanda diye bir ada devleti var Avrupa’da hepimiz biliriz. Daha önceki yazılarımızda “Buzlanda” diye de bahsettiğimiz çok olmuştu. İşte bu memlekette 350 bin civarında insan yaşıyor. Ekim-dikim yapılabilir arazi neredeyse “sıfır” metrekare. Volkanik bir bölge oldukları için kaplıca/termal turizmi, balıkçılık ve denizcilikle doyuruyorlar karınlarını. 1980 ve 1990’larda alkol ve uyuşturucunun etkisindeki “zapt edilemez gençler” olarak anılan genç nüfuslarını bir program dâhilinde Avrupa’nın en uysal ve en sportif gençleri haline getirdiler. UEFA Euro 2016’da İngiltere’yi yenip çeyrek finale kalarak büyük sükse yapan futbol takımlarının tüm oyuncuları Avrupa Liglerinde oynuyor. Taş gibi bir altyapıları var. Basketbol da aynı şekilde FIBA sıralamasında şu anda 44. sıradalar. (biz bu potansiyelle ancak 18. sıradayız)

Nasıl oluyor diye inceleyince görüyoruz ki; İzlandalı gençlerin aileleri devletle bir protokol imzalıyor, Kamu Yönetimi de kanun ve yönetmelikleri buna göre dizayn ediyor. Gece saat 22.00’den sonra 16 yaşından küçük hiçbir genç evinden dışarıda bulunamıyor onlar için sokağa çıkma yasağı var. Gençleri okul sonrasında meşgul tutmak ve bir spora yönlendirmek için 500 dolar karşılığı çek veriliyor düzenli olarak. Hepsi devletin yakın takibinde, hayatlarının farklı alanları, aile ve arkadaşlarıyla ilişkileri izleniyor. Devlet bir politika olarak bu hizmetleri finanse ediyor. Okullar gençlerin istek ve sosyal-sportif ihtiyaçlarına göre eğitim veriyor.

Uzaktan bakınca oldukça katı ve bize göre demokratik olamayan birçok husus barındırmasına rağmen onlar bu sistemin işlediğini görüyorlar ve hiç pişman değiller. Biz de ülkemiz şartlarında, sonuç alıcı daha radikal uygulamalar yapabiliriz, gençlerimizin geleceği için. Spor Şurası bunun için var.

Gençlik ve Spor Bayramını kutlar, iyi bir hafta sonu dilerim.