KAF DAĞININ ARDINDAKI UMUT KAPILARI

Fehmi KETENCİ 02 Oca 2022

Geride bıraktığımız yıl, anılarında hiçbir şey bırakmaksızın, her şeyi silip süpürdükleriyle hatırlanacak.

      Geride bıraktığımız yıl, anılarında hiçbir şey bırakmaksızın, her şeyi silip süpürdükleriyle hatırlanacak. Güzel diye hiçbir şey bırakmadı. Tüm umutları alan yerine olabildiğince kötülük eken bir yıl olarak tarihdeki yerini alacak. Yine de, eskiden kalan zaman zaman hatırladıklarımız var ki, ne olursa olsun yine de iyi anılarımız kalmış olabilir. Görünen o ki, o hayalini bile kuramayacaklarımızla idere edebilmenin yollarına bakacağız.. Biz yine yeni yıldan beklentilerimizle iki gün geçmiş olmasına karşın hala hayal kurarak eski güzel anılarımızla avunacağız diye düşünelim, başka çaremiz de kalmamış.

      Hayal kurmak güzel de tozunu biraz kaçırdığımızda gerçekleşmeyenler karşısında hayal kırıklıklarımız da o denli büyük oluyor. Bu nedenledir ki, beklentilerimizi güzel hayallerle süslerken biraz cimri davranmamız gerek diye düşünüyorum. Bu yıla ne hayallerle başlamıştık. Elimizin altından hızla kayıp giden ekonomik varlıklarımız ve yaşama mahkum olduğumuz geçim sıkıntılarmız. Ekonomide düzelme beklentileri, cebimizdeki paranın minnacık oluşu. Buna karşın her yeni yılda olduğu gibi yeni yılla birlikte başlayan zam sağanakları. Mutfaklardaki yangın ise geride bir şey bırakmadı küle dönüştü. Görünen o ki, bu yıl da umut ettiklerimizle değil bulduklarımızla yetineceğiz.. Pandemi denilen bu çaresizlik ortamında tabii ki yetinebilecek kadar yaşayabilirsek. Ve tabii ki yaşamamı isteniyorsa!

      Her şeye rağmen umduklarımızın hayali ile yaşarken, bulduklarımızla da yetinmeye alışalım. Azıcık mutluluğun başka yolu da kalmadı. Özgürlükler gibi mutlulukları da yaşayabilmek iyice zorlaştı bu memlekette. Henüz bir haftasına yeni girdiğimiz yeni yılın yaşam evrenimize açacağı kapılar kalmışsa eğer, onları da açarak görebileceğiz. Umduklarımızı değil bulabildiklerimizle yaşam desteği alabileceğimiz o kapılardan birini olsun açabilirsek eğer!

      Dilerim, yeni yılda Kaf Dağının ardındaki o pembe, umut dünyasına giden tüm kapılar açılır.

      İşimiz artık uçuk umutlara kaldı. Sebep olanlar utansın..

      Umutlarımızı hep anımsamaktan keyif aldığım bir öykü ile pekiştirelim:

***

      Hikâyemiz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçer..

      Lao Tzu bu hikâyeyi çok sever, sık sık anlatırmış..

Köyde bir yaşlı adam varmış, çok fakir ama, öyle dillere destan bir beyaz atı varmış  ki..

Kral bile onu kıskanırmış.. Kral atı satması için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. "Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost..  İnsan dostunu satar mı" dermiş hep...

      Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına toplanmış.. "Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın"  demişler..

      İhtiyar : "Karar vermek için acele  etmeyin" demiş.. Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.  Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.."

      Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan on beş gün geçmeden, at bir gece ansızın geri dönmüş..

      Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki on iki vahşi atı peşine takip getirmiş.

      Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.. "Babalık" demişler.. "Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.."

      "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar.. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.."

      Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye  geçirmişler..

      Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarin tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.

      Köylüler gene gelmişler ihtiyara..

      "Bir kez daha hakli çıktın" demişler. " Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler..

      İhtiyar: "Siz erken karar verme hastalığına  tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.."

      Birkaç hafta sonra, düşmanlar çok büyük bir ordu ile ülkelerine saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmıştı. Köye gelen görevliler, ihtiyarin kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlardı.

      Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkansız, askere giden gençler ya ölecek ya esir düşüp köle olarak satılacaklarını düşünüyorlarmış.

      Köylüler, gene ihtiyara gelmişler.. "Gene haklı olduğun ispatlandı” demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.."

      "Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."

      Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlarmış, etrafındakilere anlattığında:

      "Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz.

      Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.

      Karar aklın durması halidir.

      Akıl insanı daima karara zorlar ve gezi asla sona ermez.

      Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır.

      Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."

***

      Tarihe damgasını vurmuş öykülerden biri...

      Ne dersiniz dostlar, kim bilir nerede, ne zaman, hangi kapı açılacak!...

      Umarım aradıklarınızı bulamadıklarınız yeni yıla geçerken açılmasını istediğiniz tüm kapılar açılır, hayal bu belli mi olur?

      Ben çok ümitli değilim ama, yine de çaba göstereceğim!...

      Mutlu, sağlıklı, umut pınarının çağlayacağı bir yıl dileklerimle..