HER ŞEYİN BİR BEDELİ VARDIR

Ümit G. CEYLAN 26 May 2022

Attığımız adımlar ileride bizi karşılayacaktır. Bundan emin olalım. Hayat öylesine hareket etmeyi kabul etmez.

Attığımız adımlar ileride bizi karşılayacaktır. Bundan emin olalım. Hayat öylesine hareket etmeyi kabul etmez. Fizik kanunları bile belirli kurallar ile açıklanır. Başımıza gelen her şeyin bir başlangıcı vardır. Bu kadar kesin konuşuyorsam inanın ki tecrübelerle sabittir. Sadece benim tecrübelerim değil sizlerin de tecrübeleri, yaşanmışlıkları var öyle değil mi? Tecrübeler sadece somut değerlerle de açıklanamaz. Tecrübelerimizi inşa eden duygularımız da vardır. Duygularımız da bize yön gösterir. Bir şeyi yaparken içimize doğan hisle doğruyu, yanlışı ayırt edebiliriz. İşte bize bedel ödeten adımlarımızı nasıl düzgün atabiliriz bunları düşünmeden yola çıkamayız.

Iskalamanın sonuçları

Bir anne duayı ıskalamaz. Bilir ki dua onun en büyük silahıdır, teslimiyetidir. Bir anne bütünüyle gücü ile elinden geleni yapar ve sonucu duaya bağlar. Aslında attığı her adım zaten onun duasıdır. Ama Hak duymak ister, kulum bir de söylesin bana yönelsin der. O yüzden dili hep duadadır annelerin. Toplumda herkesin üzerine düşen sorumluluklar vardır. Her şeyden bu kadar yakınıp da bir şey yapmamak afedilemez. Görüntüde değil özde hissetmek ve yardımcı olmak zorundayız. Bir baba evladını ihmal edemez. Anneyi yalnız bırakamaz. Ya da tam tersini de ifade edebiliriz. Hayatta ıskaladığınız şeyler bir şekilde karşımıza çıkar demiştik. Hakkını vererek görevlerimizi yapmazsak vebali büyüktür.

Öğretmen olmak kolay değildir

Toplumun en önemli unsurları anne ve babadan sonra öğretmenlerdir. Ancak bir öğretmen öğrencileriyle kendi evladıyla ilgilendiği gibi özveri ve titizlikle ilgilenmelidir. Geçiştirmemelidir. Duymadım, görmedim, bilmiyorum dememelidir. Başkasının sorunlarını kendi sorunları gibi bilmelidir. Öğretmenlik sıradan bir iş değildir. Hassasiyet gerekir. Tartısı patates tartanlar öğretmen olmamalılar. Bir okul idaresinin başındakiler iletişimi iyi bilmelidir. Karizma yapmak, boy göstermek ve sıradan bürokrat edasıyla yerleri işgal etmemeliler. Her öğrenci farklıdır. Hepsi bir olamaz. Öğretmen her öğrenciyle diyalog geliştirmenin anahtarını cebinde tutmalıdır. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dememelidir. Meslek ayırt etmeksizin her insanın attığı adımlar önemlidir ama öğretmenlerinki hepsinden daha önemlidir. Çünkü sonuçları çoğu zaman kalıcıdır ve toplumu derinden etkileyicidir. Atılan her adımın bir bedeli olacağını düşünerek adım atan insan gece başını yastığa rahat koyar.

Hayırlı işler

Bize işimizi özel kılan ona gösterdiğimiz değerdir. Komşumuza, yoldaki insana, fakire, varlıklıya kısacası uzak, yakın her türlü muhatabımızla olan değer ilişkimiz bizi de özel kılan bir derecelendirmedir. Öylesine, itinasız iş olsun diye yapılan hiçbir işten hayır çıkmaz. Uğraşlarımızı değerli kılan da bizim kendi derecelendirmelerimiz değildir. Hakkın nazarında samimiyetle, hissederek gerçekten hemhal olarak yapılan her işin neticesi hayır olur. Bedelinin Hak tarafından belirlendiği hayırlı işler mutlaka bizim içimizi rahatlatan huzur verici manevi duygularla süslenecektir. Maddiyatın geçici, tüketici zevklerinden işte bu yönüyle Hak huzurunda her an duadaymışçasına yapılan amellerin karşılığına paha biçilemez. Onun mükafatı mutlaka Allah’ın indinde tüm âlemi kucaklar oradan kişinin gönlüne parlayan yıldızlar gibi iner ve halka mal olur. Allah bedelini ödeyemeyeceğimiz amellerle bizi imtihan etmesin vesselam.

YALAN

Ne yazık ki insanlığın ruhunu lekeleyen en karanlık noktasıdır yalan. İnsan neden yalan söyler, neden yalan söyleme gereğini duyar. Çocukluktan başlayan bir alışkanlık mıdır? Korktuğu için mi yalan söyler insan? Kötü yalan ve iyi yalan var mıdır? Asılsız bir bilgi, söylem toplumda fitne aşılıyorsa buna neden gerek duyar insanlar? Onlarca soruyu siz de sıralayabilirsiniz. Ama ben beyaz yalana inanmıyorum çünkü sadece yalan vardır. O beyaz yalan denilen şey yalan değildir zaten. O başka bir şeydir. Ama benim ifade etmek istediğim şey insanın korkularıyla yüzleşemeyip de söylediği yalanlardır. Bir de bu yalanlara inananlar vardır. Onlar masum mudur, yalana inandıkları için? Hadi bu hafta yalan ile doğruyu neden ayırt edemediğimizi düşünelim. Düşünün ve benimle de paylaşın. Yalansız günler diliyorum.

BOZKIRDA BİR AĞAÇ

Kollarını açmış göğü kucaklıyor bir koca ağaç. Sanma ki sadece göğü kucaklıyor! Börtü, böceği, susuz yolda kalmışı, sıcaktan dili sarkan hayvanatı… Kim böyle cömert olur, sorguya suale çekmeden gölgesinde sığınmasına razı kalır. Hakkın veçheleridir ağaçlar, hem de en güzellerinden. Meyvelisi olur, meyvelerinden reçel, yemiş yaz kış yenir. Yaprakları şifa olur öksürüğe, sıtmaya her derde deva. Gölgesi, yananlara serinlik, rüzgârı uykusuzlara ninni olur. Yeşilliği vahada umut, işte insana kurtuluş. Hakkın her türlü gölgesi var âlemde. Bozkırda bile. Bak kuzulara nasıl da koşa koşa ağacın gölgesine meylediyorlar. Sadece ana mı kucaklar yavrusunu? Yer ve gök arasında ne varsa gördüğümüz, göremediğimiz, işittiğimiz, işitemediğimiz bizi içten dışa doğru kucaklar da, biz neredeyiz! Bozkırda bir ağaç deyip geçersek yazık olur bize. Sıcak yaz gününde esen o kavurucu rüzgârı bile nimet gören er kişiler var. Onlara sor nasıl da mutlu olurlar bir ağacın gölgesinde çıkınını serince yere. İçinden çıkar katık için ekmek bir lokma otlu peynir belki domates, biber. Bir ağacın gölgesi olsun şükürdür, umut her yerde. Hakkın veçhesini gör yeter.

GÖKÇE KURT ELİTEZ

İNSAN BİR HİKAYE

Anlatma bir sanattır. Hatta Antik Yunan’da, güzel söz söyleme, etkili hitap etmek daima önemli olmuştur. Antik Yunan da Aristoteles retorik sanatına önem vererek, sözün ve hitabetin bir sanat olduğunu savunan ilk düşünürlerdendir. Aristotales; insanın eyleminin ve sözü en doğru şekilde aktarmasıyla anlamın gerçekliğini bulacağını savunmuştur.  İnsan anlamlı söz söylemesi, anlamlı bir eylem yapması onun, bunu yaparken gerçeğe, akla, vicdana, sağduyuya uygun temel etik değerlerle olacağını savunmuştur.

Anlatan ve dinleyen arasında doğru iletişimin kurulması için mesafe yerine samimiyet tercih edilmiştir. Çünkü ancak bu şekilde empati kurulabilir ve hikayecinin anlatmak istediği her neyse dinleyen tarafından anlaşılabilir. Sözlü anlatı Antik dönemde de oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu dönemde anlatılan mitolojik hikayelerin günümüze kadar gelmesinin en önemli nedeni iyi konuşma ustalarının bu dönemde yaşamış olmalarıdır. Bu dönemde yaşayan ozanlar anlattıkları hikâyelerle topluma yön vermiştir. Özellikle ozan oyuncular Antik dönem tiyatrosunun temelini Dionysos şenliklerindeki performanslarıyla oluşturmuşlardır. Aristotales’e göre; “ozanın ödevi gerçekten olan şeyi değil, tersine olabilir olan şeyi, yani olasılık ve zorunluluk yasalarına göre mümkün olan şeyi dile getirmektir.” Görüyoruz ki; profesyonel oyuncudan çok önce anlatan bir oyuncu vardı. Anlatım biçimi toplumlar arasında farklılıklar oluştursa da şüphesiz anlatma ihtiyacının doğduğu nokta hep aynıdır. İsa’dan önce yaşayan toplumlarda bu anlatılar rahipler tarafından yapılmaktaydı. Orta Asya’ya baktığımızda şamanların kadim bir anlatı kültürünün var olduğunu görmekteyiz. Afrika ve Uzak Doğu’da ise büyücüler yaptıkları ritüellerle anlatı geleneklerini oluşturmuşlardır. Bu geleneklerde sözün yanı sıra dans, büyü, maske ve müzik gibi ögeler kullanılarak anlatının dinleyen üzerindeki etkisi artırılmıştır. Türklerde ise sözlü kültür oldukça zengin ve köklüdür. Halk hikayeleri, atasözleri, deyişler, destanlar hemen hemen her bölgede oldukça çeşitli ve renklidir. Halk hikayeleriyle beraber özdeşleşen halk kahramanlarının şöhreti günümüze kadar gelmiştir. Bu zengin kültürü en güzel şekilde anlatan anlatı türüyse kuşkusuz geleneksel Türk seyir oyunlarının en önemlisi olan meddahtır. Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Türklerin kendi hikayeleri ve anlatı biçimleri vardı. Meddahlık Türklere Araplar’dan geçmiş bir kültür olsa da zamanla kendi coğrafyasında şekillenerek kendi geleneğini sürdürmüştür. Öyle ki önceden bir meddah sadece peygamberi, Hz.Ali’yi ve İslam dinini övücü hikayeler anlatırken zamanla Anadolu meddahları dinsel öğeler barındırmayan hikayelerde anlatmaya başlamışlardır. Anadolu’da meddahlar yaşadıkları toplumun zengin dil ve kültür ögeleriyle biçimlenerek kendilerine özgü hikayeleri ve anlatı biçimlerini oluşturmuşlardır. Ağırlıklı olarak taklide dayalı bir tavır sergileyerek hikayelerini anlatmışlardır. Anadolu meddah için malzemesi bol bir coğrafyadır. Çünkü yöreler arasındaki ağız farklılıkları bir hikâye anlatıcı için oldukça önemli bir malzemedir. Meddah bu malzemeyi ustalıkla kullanmış ve performansına yansıtmıştır. Hikâye anlatıcılığı zaman geçtikçe tek dayanağı olan sözün yanı sıra taklidi, dansı, maskeyi ve müziği kullanarak daha da zenginleşmiştir. Anlattığı hikayelerdeki kötülüğü, şehveti, hırsı, öfkeyi, intikam duygusunu anlatırken bu malzemeleri kullanarak hikayesini belleklerde uzun süre kalıcı kılmayı hedefler. Hikâye anlatıcılarının ortak bir amacı vardır; göstermiş oldukları tek performansta tam anlamıyla bir sanat bütünlüğü oluşturmak, anlattıkları hikaye ile bağ kurmaktır.

HİKAYENİ YENİDEN YAZ

İnsan kendine anlattığı hikayeleriyle gerçekliğini oluşturabilen muazzam bir varlık olarak yaratılmıştır. Zaten yaşamın sırrı da hikayelerin görülmez bağlarında gizlidir. Kendinizle ilgili söylediğiniz her söz, hikayeyle kendinizi sınırlarsınız. Mesela; matematikte iyi değilim. Dans etmeyi hiç beceremedim. Çok inatçıyım. İyi uyuyamıyorum. Hiç keyfim yok. Kilolarımla başım dertte. İngilizcem iyi değildir. Hep geç kalırım. Hayat çok zor. Gözlüklerim olmadan göremiyorum. Para sanki parmaklarımın arasından kayıp gidiyor. Arkadaş edinmekte zorlanıyorum. Herkes benden bir şey bekliyor. Kimse beni anlamıyor. Çok çalışmak zorundayım… vb. Geçen yazımda söz bir büyüdür demiştim. Ağzımızdan çıkan, kendimize ve başkalarına anlattığımız sözler, hikayelerle gerçekliği oluşturmaktadır. Ve insanlar yüzyıllardır pek çok söz büyüsü ile yaşamı örmeye devam etmektedirler. İşte tüm bunlar sözün büyüsünü kara büyü olarak kullananlara örnektir.  Ne söylediğinizin farkına vardığınız anda bunları silebilir ve hikayenizi yeniden yazabilirsiniz!

YAŞAMIN TEK “BİR” MASALI

Yaşamın içinde her şey tek bir masalın parçasıdır. Bir noktasının sonsuz yolculuğunda oluşan sayı doğrultusunda tüm rakamlar birin birleşimi ve tüm sayılar sıfırın evvelidir.

Tek bir hikayenin parçası olan yaşam döngüsünde insan kendini arar. Kendinden kendine varmak için yaşamı boyunca türlü serüvenler yaşar. Düşer kalkar. Kah cadının kazanından tadar. Kah aynada kendi cadılığına şaşar. Tek gözlü canavarlardan korkar, içinde tek gözlü aç devler besler. Yedi başı ejderhayla mücadele eder. İçindeki ateşi besler. Az gider, uz gider, bir arpa boyu yol gider. Çok bildiğini sanır, sanrılardan kendine düş örer. Masalı yaşar, gerçek sanar. Gerçekliğe tutunur, aklı şaşar. Simurg’un izinde kaf dağları aşar. Her bir vadide hayale dalar. Hakikati suyunu kalp sahibi tadar.

Duyan işitmeyen, bakan görmeyen gözler, kalp pusulası bozulan hep başka yerde arar. Sen işitirsen eğer kalbin diliyle… Ağaçlar, taşlar sular, geceler ve seherler sana destan anlatır. Sen işitirsen! Havanın, suyun, uçan, öten kuşun, insanın dilinden anlamamak kalbi duymamaktır. Yaklaş kalbine, işit hikmetle…

Söz gücünü kalbin hakikatinden alır. Ancak inanlar masalın tadına varır. Gökten düşen üç elmayla; dün, bugün, yarın, sen, ben, biz, öteki, beriki, aydınlık ve karanlık bir olur.

İnsan unutan bir varlık. Hatırlamak için sorarım hep kendime…

Ey kalp sahibi; “Sen hakkıyla işitenlerden misin?”

GÜLÜMSEYİN YETER

Kasada yanlışlıkla birinin önüne geçmişim hiç farkında değilim. Kasiyer ürünlerimi almaya başlayınca bir anda farkına varıp bekleyen hanıma, siz buyurun hiç farkında değilim, dedim. Hanım ise kocaman bir gülümsemeyle, hiç önemli değil lütfen, diyerek beni rahatlattı.  Bense işim bitince ikinci kez teşekkür ettim. Hanım aynı gülümseme ve içtenlikle tekrar, rica ederim dedi. İçime yayılan güzel bir enerji ile kimyamın değiştiğini hissedebildim tabi eğer alıcı tarafınız açıksa. Gülümsemenin ve samimiyetle iletişim kurmanın herkese iyi geldiğini biliyorum. İyiliğin bir gülümsemeden yayıldığına inanıyoruz. Ama yapmaya da çok zorlanıyoruz. Karşı taraf yapsın önce diyoruz ve bekliyoruz. Ama öncü olsak ne zararı olur değil mi?

ARTI EKSİ

Artı

Atölyeler, kurslar

Son zamanlarda atölye, kurs, kamplar hakkında eskiye nazaran daha fazla reklam, haber görüyorum. Özellikle çocuklara yönelik yapılan etkinlikler veya yetişkinlerin katılabileceği onlarca kurs var. Hatta kişiye özel kurslar da var. Küçük gruplar halinde olanlar var. Ya da ilgi alanınıza yönelik spesifik alanlarda da çok farklı atölye çalışmalarını takip edebilmek mümkün. Mesela karikatür kursu gibi. Bir kısmı internetten de yapılıyor ama artık salgın sonrası insanlar sosyalleşmek için yüz yüze etkinlikleri tercih ediyorlar. Bunların hemen hepsi ücretli (Belediyelerin dışındakiler) hatta bazıları da çok pahalı. Ama başlangıç olarak ve de özellikle çocuklarla ilgili alanlarda olanların zamanla milli eğitimle entegre olması durumunda çok faydalı olacağına inanıyorum.

Eksi

Dozze Kafe

Normalde hedef göstermem ve isim de vermem ancak iş vatanını sürekli sövmeye gelince orada kimse kusura bakmasın hedef tahtasına koyarım. Üsküdar Libadiye’de birkaç ay evvel açılan bir kitap kafe var. İşlek bir caddede rakipsiz bir kafe. Geçenlerde hayırlı olsun diye selam vermek için içeri girdim sahibinin tavrı soğuktu. İkinci kez uğradığımda elektrikler kesikti sahibi olan adam bu ülkede yaşanmaz edebiyatına başladı. Ben de kalmadım hemen çıktım oradan. Geçen hafta bu kez bizim evde elektrik kesikti ben de oraya gittim. Güzel bir elma çayı içtim, notlarımı temize geçtim çalıştım ve sonra kızımı almaya gittim. Ama öncesinde kasadan kartla parayı ödemem gerekiyordu. Kartımın temasız bölümünden çekemedi. Bende geçenlerde de böyle olmuştu dedim. Adam yine başladı sövmeye. Bu ülkede yaşanmaz filan deyince baktım ki benim sinirlerim zıplayacak nakit verdim ve çıktım. Bir kafeye insan neden gider? Kafa dinlemek, biraz okumak. Her seferinde bir kafe sahibi bunu yaparsa oraya ben bir daha gitmem. Hem bu ülkede ticaret yapacaksın para kazanacaksın. Bir yandan da müşterilerine de ülkemizi kötüleyeceksin. Ne hakla!

ARI KATLİAMI SES GETİRMEDİ

Arılar eko sistemimizin en önemli canlılarıdır. Bunu neredeyse artık herkes biliyor. Arıcılıkla ilgili ülkemizde de devlet desteğiyle ciddi çalışmalar yapılıyor. Geçenlerde Tekirdağ’ın Şarköy ilçesinde yer alan bir arı gen araştırma çiftliğine saldırı düzenlenmiş. Milli bir proje olan ve Namık Kemal Üniversitesi tarafından sürdürülen bu çalışmada 200 kovan tahrip edilip yaklaşık 4 milyon arı telef edilmiş. Şarköy’ün Uçmakdere mevkiinde çalışmaları yürüten bilim adamları her gün gittikleri gibi alana vardıklarına bir sabotajla karşı karşıya olduklarını anladılar. Milli ilaç projesi arılığı olduğunu söyleyen yetkililer bunun şer odakları tarafından kasıtlı olarak yapıldığını söylüyorlar. Medyaya da sadece günlük haber olarak yansıyan bu derece önemli bir olay Gezi Parkı kadar ses getiremedi. Suni oluşturulan gündemler olay olurken gerçek haberlerin ses getirememesi çok acı ve düşündürücüdür.