GAZETECİLİKTE DİJİTAL DARBE!

Fehmi KETENCİ 13 Eki 2019

Ülkemize internet teknolijisi girdi gireli bir başka canavarlaştık.

      İnterneti öğrenince her şeyi yapabileceğimiz düşüncesiyle, hızla yayılan teknolojik yeniliklerin esiri olduk. Her şeyimizi ona göre ayarlıyoruz. Yaşam biçimimizi, sağlığımızı, eğitimimizi, hayallerimizi, düşlerimizi hep ona endeksledik.

      Bilgisayarın gelmeye başlamasıyla ülkemiz giren internet hızla yayıldı. Günümüzün her saatine egemen olmaya başladı. Sadece adının cazibesiyle değil, beraberinde getirdiği, teknolojik yenilik olarak sunulan ve giderek boyutlarından çok daha becerikli gibi görünerek boyundan büyük işleri yapan, elektronik ortamdaki çok hızlı iletişimle, “birçok şeyi daha çabuk yapabileceğimizi göstermesi” bizleri koşulsuz kendisine bağladı.

      Bilgisayarın gelmesineden bir süre sonra önceleri evimizdeki home bilgisayarlara, daha sonra taşınabilir bilgisayarlar laptoplara ve 2000’li yılların başlarında küçük el bilgisayarlarına ve en sonunda, elimizdeki cep telefonlarına kadar yerleşen bu acımasız teknolojik hayalet bizim için artık vazgeçilmezlerden! Adına “Akıllı Telefonlar” denilen o küçük el bilgisayarları ile, arkadaşlarımızla günümüzün her saatini paylaşır olduk. Herşeyi oradan hallediyoruz. Duygusal dayanaklarımızın ne olduğunu bile o gösteriyor bizlere ve bizi yönlendiriyor. Yaşamımızın her anını onunla planlıyoruz.

      Arkadaşlıklarımızın duygu ve sevgi paylaşımcısıdır artık. Ne giyeceğimiz, görsel imajımız ve davranış biçimimiz açısından bizi yöneten “imajmaker”ımızdır. Arkadaşımız yanımızdayken bile onunla, elimizdeki o adına “akıllı” dediğimiz telefonlarla iletişim kurabiliyoruz. Birkaç kez yazdım. En yakınımızdaki arkadaşlarımızla, adını kullanmaksızın “kanka” denilen sözcüğün yarattığı, gereksiz ve anlamsız bir hitap şekliyle iletişim kurabiliyoruz.

      Gözlerimizi uykudan zor açabildiğimız anda bile elimizde, neredeyse uyumadan ona “hoşçakal, iyi uykular” demeden uyuyamıyoruz.

      Tam bir teknoloji manyağına dönüştük. Bu akıllı telefonlar sayaesinde çok zevk alarak yapma alışkanlığımızda olan birçok işimizi unuttuk. Duygularımızdan arta kalan kırıntılarla yetinmeye başladık. Sinemaya, tiyatroya, gitmiyoruz. Televizyon izlemiyoruz. En kötüsü; kitap, gazete ve dergi okumuyoruz. Eskiden toplu taşıma araçlarında kitap okuyanlara çokça rastlardık ama, şimdi onların sayıları yok denecek azaldı. Toplu taşıma araçlarında gazetelerini sayfa sayfa katlayıp okuyanlara neredeyse hiç rastlamıyoruz.

      Gençler artık gazete okumuyorlar. Sorduğumda “gazeteleri elimizdeki bu telefonlardan takip ediyoruz” diyorlar. Bu yanıtı verenler hemen hemen hepsi. Kitaplarda da durum pek farklı değil. Dijital olarak kitap okuduklarını söyleyenler daha fazla gibi. Bunu en çok İletişim Fakültelerinde okuyan öğrencilerde görünce çok daha fazla üzülüyorum. Bunu yaparak geleceklerini kararttıklarının farkında bile değiller. Gazete okumazlarsa gazeteler yaşamazlar ve mezun olduklarında iş yaşamında tek dayanakları olan gazetelerin giderek yok olduğunu fark edecekler ama o zaman da çok geç olacak.

      Öğrenciler şu bilgiden oldukça etkilenmiş görünüyorlar; “Basılı gazeteler artık giderek yok olacaklar ve yerlerini “Dijital Yayıncılık”a bırakacaklar”.

      Artık bir “şehir efsanesi”ne dönüşen bu söylemler; ülkemizde eğitim veren, sayıları seksenin üzerindeki İletişim Fakültelerinde okuyan onbinlerce öğrencinin kafasını iyice karıştırmış durumda.

      Bunun kafa karıştırmaktan öte bir şey olmadığını hep söyledim ve söylüyorum. Dijital yayıncılık çok farklı bir şey. Genelde “dijital kitap okumaya” yönelik bir başlangıcı olan Dijital Yayıncılık, günümüzde sosyal medyada yayılmaya başlayan ve adına “dijital gazetecilik” denilen bir platforma oturtuldu. Genelde gazete kağıdı yokluğunun yarattığı ortamda giderek trajları düşen gazetelerin şimdiki durumundan çıkarılan bir sonuçtan başka bir şey değil.

      Ülkemizde artık gazete kağıdı ve diğer birçok kağıt üretilmiyor. Tuvalet kağıtlarının bile en az üç kat fiyatlara çıktığı bir ortamdayız.

      Döviz ile satın alınan gazete kağının maliyetleri tirajları tabii ki etkiledi. Ama “iyi gazete yapıyoruz da gazete okuru okumuyor mu veya neden okumuyor?” İşte asıl araştırılması gereken bu.

      Yarın bununla ilgili yazacaklarım var.