ÇOCUKLARIN AHİRETİ CENNETTİR

Ümit G. CEYLAN 23 Oca 2020

Tüm ailesini; annesini, kardeşlerini, kuzenlerini kaybeden Suriyeli kıza Özgür Suriye Ordusu askeri soruyor o anlatıyor. Savaşın kızı konuşurken bir yandan kameraların önünde, sıkıntısını ellerini ovuşturarak ifade ediyor.

KADIKÖY’ÜN ROMANI İLE UZAKLAŞIN

Geçen hafta buluşma noktasını fakültedeki yoğun sınav maratonundan bitap düşmüş olmanın neticesinde yayımlayamadık. Cemalnur Hocamızın da yurt dışı seyahati ve sivil toplum çalışmaları derken her ikimiz sizlerin huzurlarında olamadık. Bu hafta yine sizlerleyiz şükür. Sömestir tatiline de girdik ilköğretim ve lise öğrencileriyle birlikte. Gündem hep yoğun, karmaşık ve yorucu. Hepimizin dinlenmeye, dinginleşmeye ihtiyacı var. Ama nasıl dendiğini duyar gibiyim. Son zamanlarda eski basım romanları okuyorum. Beni günün atmosferinden hızla uzaklaştırıp tarihe yolculuk yaptırıyor. Bu yüzden de zihnen dinlendiğimi hissediyorum. Mesela Safiye Erol’un ‘Kadıköy’ün Romanı’nı mutlaka tavsiye ederim. Bir zamanlar Fenerbahçe, Yeldeğirmeni, Moda, Bahariye, Kalamış’ın nasıl olduğunu hayalinizde canlandırabiliyorsunuz. Köşkler, eski iskeleler, kulüpler ve 30’ların Türkiye’sindeki gençliğin batılı olma hevesiyle Türk’ün ananeleri arasındaki arayış maceraları bugüne dair de sosyolojik atıflar yaptırıyor. Keyifli okumalar.

ÇOCUKLARIN AHİRETİ CENNETTİR

Tüm ailesini; annesini, kardeşlerini, kuzenlerini kaybeden Suriyeli kıza Özgür Suriye Ordusu askeri soruyor o anlatıyor. Savaşın kızı konuşurken bir yandan kameraların önünde, sıkıntısını ellerini ovuşturarak ifade ediyor. Yanında başka bir çocuk toz, toprak çamur içinde, mahzun ve  çocukça kameralara gülüyor işte. Kim bilir ne zamandır bu kamptalar ve en son ne zaman yıkandılar ne zaman boğazlarından bir lokma yiyecek geçti. Asker, kız çocuğuna ailesinin şimdi nerede olduğunu soruyor. O da: “Annem, kardeşlerim, kuzenlerim hepsi cennetteler” diyor. Asker kıza diyor ki: “Ben gidip Esad’ı bulup öldüreceğim, intikamını alacağım.” Kız cevap veriyor “Lâ. Haram.” Hayır sakın yapma dercesine kafasını sağa sola sallayarak, “Günah yapma” diyor. Dördüncü sınıfa giden kızım din dersi sınavındaki “öldükten sonra gidilen yer neresidir sorusuna verdiği cevap; cennettir” olmuş. Din dersi öğretmeni de bu cevabı doğru kabul etmiş. Ne güzel değil mi? ‘Ama cehennem de var’ dediğimde. Bana yüzünü buruşturarak ‘herkes cennete gidecek anne’ diyor.

Onların dünyası

Çocukların dünyası zaten saf, masum ve tertemiz. O güzel dünyalarını kirletense biz büyükleriz. Günahla korkutarak. Zaaflarımızla yollarını kapatarak. Düşüncelerimizi empoze ederek. Daha da olmadı her türlü şiddetle dünyayı onlara dar ederek. Bütün çocuklar masumdur ve cehennemden korunaklıdır. O halde çocukların korkusu sevgi şefkat eksikliği olmalı. Onların sevgi şefkat eksikliklerini biz büyükler tamamlamalı. Birbirleri ile ilk defa bir parkta karşılaşan çocuklar hemen oyun oynamaya başlarlar. Birbirilerinin adlarını bilmeden, renklerini, milliyetlerini sorgulamadan hesapsızca sadece oyun oynarlar. Bazen kavga etseler bile, bir süre sonra yine oyuna dalarlar. Bize ne de çok şey anlatırlar. Hayatın bir oyun olduğunu, kavgayı devam ettirmenin anlamsızlığını gösterirler de biz onlar çocuk deyip geçiveririz. Oysa her şeyden görünen Allah bir karıncadan dahi bize ibret mesajları verir. Bakabilmek, görebilmek lazım.

Cennet neresidir?

Cenneti bulmak için ne yapabiliriz? Cennet sevdiklerimizle huzur bulduğumuz bir yerse eğer sevdiklerimizi kaybetmek istemeyiz. Öyle değil mi? Bir anne için en sevdikleri nedir? Elbette çocukları başta olmak üzere ailesidir. Bir çocuk için de başta annesi olmak üzere tüm ailesidir. Bunların nimetini bilerek yaşamalıyız. Bir an gaflete düşüp hayatımızdaki olmayanları görüp sahip olduklarımızdan olmamalıyız. Huzur sevdiklerimizin yanıysa onlarla birlikte olup, gülüp eğlenmek vakit geçirmek, hayatın tatlı, acı her anını paylaşabilmeliyiz. Hayatın anlamı ancak ve ancak sevdiklerimizin varlığıdır. Elimde olsaydı tüm insanları cennete göndermek isterdim diyor tanıdığım bir çocuk. Hangi yetişkin bunu diyebilir? Eğer çocuklara iyilik yapmayı en kötü şeyde dahi iyi olan tarafı görmeyi öğretebilirsek onlar adına ileriki yaşlarında da cenneti yaşayabilmelerini sağlayabiliriz vesselam.

MAHUR BESTE

Buselikle başladım hayat yolculuğuna!.. Ana kucağında ağlayarak direndim bir hayat uğruna; bir yanda ümit, bir yanda korku; küçücük bir insan bu, büyüyecek de adam olacak, iyi insan olacak dedim!.. Demek ki hayat bu!... Ne makamlar ne geçkiler duramadım bir türlü karar perdesinde. Gün geldi sultaniyegâh makamında yolumu kaybettim. Gün geldi hüzzâm durağında hüzünlendim, bir duyan bir gören olur mu dedim. Kalp ağrım sızlasın içten içe; kadim bir sızı ile. Ne zaman içim daralsa sığındım Mevlâma açılsın rast kapılarım diye. Nihaventtedir nihayet kararım dedim. Dedimse de yine yollar revanımdır benim. Uzaklardan bir hüseyni bazen bir hicaz çağırdı beni. O yollarda şehnazın gönlünü viran eden nice kürdilihicazkarlar işittim ve irkildim. Artık bir segâh ve bir acemaşiran perdesi açılsın. Bir de sabâ; ya öleceksin ya da yeniden dirileceksin. Bir çil horoz öttüğünde, bir sabah ezanıyla sabâ makamının en davudi ve en hüzünlü yerinde, ruhum özlemiş sonsuz huzurun ebediyyetine. Hak bir gün vaki olacak, makamımız nerede ve nasıl karar kılınacaksa tek bir arzum şeksiz ve şüphesiz bir imanla teslimdir ruhum. Kıldan incedir boynum. Ben bir kulum; varlığım da senin. Kabir toprağım; başımdaki dikili kara selvim ve kabir taşım da senin... Ölüm sessizliği içinde mahur bir beste, bütün makamlar, bütün makamlar senin!.. Ey!.. İnanan ve seven insanlar uzatın birbirinize şehadet parmaklarınızı dualar arasında ve yaşayın Suret-i Hakikati!.. 

DENGELİ İLİŞKİLER

Toplum içinde özellikle de uzun süreler beraber geçirdiğimiz iş ortamındaki kişilerle aranızda sürekli bir mesafe olsun. Bunu iş hayatınıza başlarken ana düstur olarak edinin. Zira artık insanlar eskisi gibi değil. Herkes çok şımarık verdin mi hep vereceksin. Ya da çok ketum insanlar kendini bir şey zannediyor. Dolayısıyla iş hayatında kendine hedef belirleyeceksin ve iş ortamındaki kimsenin dediklerinden etkilenmeyecek şekilde iletişim kuracaksın. İnsanlara sert davranıp kırmaya gerek olmadan kendi özgüveninle dengeli bir iletişim kuracaksın. Çok da yumuşak her şeyi paylaştığın, ortaya döktüğün bir iletişim şekli de kurmamalısın. İrtibatın sadece Hak ile olsun. Hayatında birde hocam veya ustam diyebileceğin biri olursa asla bırakma eteğine yapış. Zira gerisi hep gelip geçici. Bu öğütler elbette genç arkadaşlarıma. Mezun olup veya olacak olan öğrencilerimedir.

ARTI – EKSİ

Artı

Diziler kısalıyor

Ulusal TV’lerde yeni başlayan Tutunamayanlar gibi absürt komedi dizisi, 80’ler gibi bir saatlik yapımların yer almaya başlaması yeni nesil tarafından olumlu değerlendiriliyor. İki saati aşan ve artık insanlara bıkkınlık veren birbirinin kopyası diziler başladığı gibi bittiğini görüyoruz. Özellikle yabancı paralı kanalların piyasaya giriş yapması ve ayrıca Haluk Bilginer’in Şahsiyet ile Emmy ödülü alması dizi yapımcılarına cesaret verdi. Önümüzdeki dönemlerde artık uzun dizilerin rağbet görmeyeceğini ve giderek yerini daha kaliteli ve yeni nesli yakalayabilecek yapımların üzerine çalışılacağını görebiliyoruz. Aksi takdirde yapılacak çalışmalar çöpe gidecektir.

Eksi

Töremiz böyle!

Aileler çocuklarına zorla bir şey dayatmayacaklarını onların da birey olacaklarını anlamalılar. Özellikle bazı yörelerimizde yaşanan ve adına hiç alakası olmadığı halde “töremiz” diye göz korkutulan şeyler adına cinayetler işleniyor. Bir genç kızı istemediği halde birine nişanlayıp sonradan kız sevdiğine kaçtığında da ebeveynler dövünmemeli. Ailelerdeki iletişim kopukluğu toplumu derinden yaralıyor. Aileler perişan oluyor. Uzaktan öğrendiğim ve şu günlerde yaşanan bir olaydan dolayı baba zorla nişanlandığı çocuğun ailesine durumu nasıl anlatacağını bilemediğinden kızına evine dönmesini yoksa bu işe kan karışacağını söylemiş. Bu türden iletişim kopukluklarını önlemek için acaba bir takım bilinçlendirme çalışmaları yapılıyor mudur? Kanaat önderleri, aklı başında şuurlu aile bireyleri ve toplumun sağ duyusu bu olayların üstesinden gelmeli. Bir not: Töre denilen kavram Türklerin İslam’dan önce uyguladıkları hikmet bilgisinin adıdır. Kan davası filan değildir. Töre, Türklerin inanma, yaşama, düşüme biçimini anlatan bir sistemdir.

KLASİK SANATLARIMIZ VE WORKSHOP!

Büyük Çamlıca Camisinde gerçekleştirilen ve sosyal medyadan sömestr workshopları (!) olarak duyurulan minyatür, el yapımı defter, seramik, tezhip çalışmalarına kızım çok katılmayı arzuladı. Söz konusu sosyal medya hesabında yetişkinler ve çocuklar için iki yaş grubuna ait farklı günlerde düzenleneceği duyurulan görselin üzerinde sadece atölyelerin konuları ve tarihleri yazıyordu. Bu workshoplara (!) katılım ve fiyat için detaylı bilgileri edinmek için devam yerine basmak gerekiyormuş. Bunlardan habersiz seçimimizi yapıp o gün düzenlenecek olan minyatür atölyesine gitmiş olduk. Haftalar öncesinden hevesle planladığımız bu etkinliğe gittiğimizde oradaki mevcut katılımın listedeki sayıyla tutmadığını fark edince, telefonla arayıp isim yazmamız gerektiğini ve de 150 lira da ücreti olduğunu öğrendik. Bir kereye mahsus iki saatlik bir çalışmanın ücretini öğrendiğimizde ilk başta şaşkınlığımı kendi içime attıysam da beraberinde getirdiğim komşumla birlikte kızlarımıza durumu izah edip oradan ayrıldık. Camide gerçekleştirilen bir çalışmada ilk etapta insanın aklına ücret alabilecekleri gelmiyor. Çünkü bizim geleneğimizde camide yapılan herhangi bir şeyden para alınmaz. Hele hele bu çocuklarımıza geleneksel sanatlarımızı tanıtmak, sevdirmek üzerine bir iş ise böyle olmalıdır. İstenirse adını verebileceğim bir ünlü hattatımızın ismiyle anılan bu atölyedeki workshop (!) etkinliğinin başta workshop sözünü kullanarak klasik sanatlarımızın ruhuna uymadığını, iletişim teknikleri bakımdan da duyuruların sosyal medyayı kullanma bakımından hatalı olduğunu girişteki genç arkadaşa söyledim. O da hemen arkamdan büyük puntolarla katılımın ücretli olduğunu ve sayının sınırlılığı konusunda sosyal medyaya bilgi girmiş. Üzgünüm. Çünkü sanatın metaa haline gelmesi 19.yy başında batı Avrupa’da başlamıştır. Bizde ise geç olsa da geleneksel sanatlarımıza da sıçramış bulunuyor. Zodyak Bot mimarisi tekniği ile yapılmış bir beton binanın üzerine en güzel talik, sülüs yazıyı kondursanız bir şey ifade etmeyecektir. Çünkü ruh kaybolmuştur.