ABD DAĞILABİLİR Mİ?

Bu cevapların soruya tam cevap olmadığı düşünülebilir. Ancak, gerçek olan şu dünya nüfusunun yüzde 5'inin geriye kalan yüzde 95'ini yönetme sürecinin artık sona ermekte olduğu.

Geçen haftaki yazımda Sovyetler Birliği’nin dağılmasının 30’uncu yılını da dikkate alarak dağılmanın öngörülüp öngörülemediğine ilişkin bir analize yer vermiştim. Bu defa ABD üzerine bir analiz yapacağım. Sorumuz şu: ABD dağılabilir mi?

Bugüne kadar verilen cevaplar arasında; “Dağılan ABD değil, ABD içindeki gücün dağılımı”, “Dağılmaz, dönüşür”, ”ABD demokrasisi son yıllarda tedavisi güç yaralar aldı, ancak henüz yürütme, yargı ve silahlı kuvvetler anayasal konumlarını muhafaza ediyorlar”, “ABD bir sistem ülkesidir, sistem ayaktadır”, ”Kutuplaşma devam eder, bölünme olmaz”, “Dünya ile hesaplaşan ABD, kaybetmeye başlamanın yol açtığı panik psikolojisi içinde, bir de kendisiyle hesaplaşma halinde,asıl hızlı çöküşe taşıyacak olan da bu”, “Rotschild Ailesinin küçük bağımlı devletler projesi işliyor”,”Trump Büyük Amerika derken aralarında New York ve Washington’unda olduğu 5 eyaleti kast ediyor, diğer 45 eyaletin bağımsız olacak” vb. ifadeler yer almaktadır.

YÜZDE 5’İN YÖNETME SÜRECİ SONA ERMEKTE

Bu cevapların soruya tam cevap olmadığı düşünülebilir. Ancak, gerçek olan şu dünya nüfusunun yüzde 5‘inin geriye kalan yüzde 95’ini yönetme sürecinin artık sona ermekte olduğu. Kuzey-güney savaşı ile başlayan politik ve toplumsal bölünmeler giderek su yüzüne çıkmaktadır. İki büyük parti arasında son seçimde yaşananlar aradaki uçurumun tehlikeli bir şekilde genişlediğini ve dolayısı ile ABD demokrasinin can çekişmekte olduğunu göstermektedir.

Bir araştırmaya göre; ABD’nin çimentosu görevini gören değerler dikkate alındığında  Amerikalı yetişkinlerin yüzde 77’si Amerikan halkının büyük ölçüde bölünmüş olduğu yönünde tercih belirtmişlerdir. Diğer ilginç bir anket sonucu ise ABD başka ülkelere bölünsün mü? sorusuna katılımcıların yüzde 88’nin evet cevabı vermesidir.

ABD için asıl tehdit dışarıda değil, içeriden geldiğini, özellikle panemi döneminde kutuplaşmanın arttığını belirten Fukuyama bir makalesinde, “Bugün Cumhuriyetçilerin yarısı Demokratları Rusya’dan daha fazla Amerikan yaşam tarzına tehdit olarak görüyor.” diye vurgulamıştır.

ABD ÇARESİZ

Joe Biden'ın Ulusal İstihbarat Direktörü Avril Haines’in, “Rusya'nın Amerikan toplumundaki bölünmeyi daha da derinleştirmek ve aşırılığı teşvik etmek için farklı yöntemlerden yararlandığını öne sürmesi” ABD’nin içine düştüğü çaresizliği göstermesi açısından önem taşımaktadır.

Rus Profesör Igor Panarin’İn ABD’nin 2010 yılında bölüneceği öngörüsü yıl itibari ile tutmamış olabilir belki, ancak gelişmelerin Panarin’in görüşlerini desteklediğini söyleyebiliriz. ABD’de George Floyd’un polisler tarafından öldürülmesinden sonra başlayan ve haftalardır devam eden Black Lives Matter eylemleri sürecinde Seattle’daki Capitol Hill bölgesinden polislerin çekilmesinin ardından eylemcilerin özyönetim ilan ettiği ve bölgeyi Capitol Hill Autonomous Zone (Capitol Hill Özyönetim Bölgesi) veya kısaca CHAZ olarak adlandırdıklarını gözden uzak tutmamak gerekir.

1850 yılında ABD’ye bir eyalet olarak katılan Kaliforniya’nın üçe bölünme girişimlerinin giderek arttığı, 2018 yılında New Kaliforniya adı altında bağımsızlık bildirgesinin yayımlaması bölünmenin  hafızalarda yer ettiğinin işaretleri olarak düşünülmelidir.

BÖLÜNME-AYRILIKÇILIK POTANSİYELİ

ABD yasadışı göç ile birlikte  Latino ya da Hispanikler’in nüfusu yüzde 15’lere ulaşırken, Huntington WASP (Beyaz-Anglo Sakson-Protestan) hâkimiyetinin Latinoların çoğalışı ve yükselişi karşısında ciddi tehdit olduğunu belirtmiştir.Bu göçle beraber gelecek için bir bölünme-ayrılıkçılık potansiyelinin varlığı da söz konusudur. 1960’larda bastırılan “Chicano” hareketi gibileri hâlen bu tehdit kapsamında değerlendirilebilmektedir. Meksikalı göçmenlerin çoğunun California, Texas, Arizona, and New Mexico gibi sınır eyaletlerine yerleşimi pek çok Meksikalıca bir reconquista (yeniden fetih, işgal) olarak değerlendirilmektedir. Latin asıllı ayrılıkçıların hayal ettiği “Aztlan Cumhuriyeti” ve “Los Angeles’in bir gün bu devletin başkenti olacağına” inanç giderek  artmaktadır.

Prof. Thomas Naylor da Kuzey Amerika’daki ayrılıkçı hareketlerle ilgili çarpıcı tespitlerde bulunmaktadır: “Ayrılıkçılık ateşi, 1776 ve 1861’de olduğu gibi bütün Amerika’ya yayılmış durumda. Kırkın üzerinde eyalette, Birleşik Devletlerden barışçı yollarla ayrılmaya çalışan aktif politik bağımsızlık hareketi mevcut. Sonuçta Birleşik Devletlerin aynı kalması mümkün değil. Neticede çok uzak olmayan bir gelecekte eski düşmanı Sovyetler Birliği’nin durumuna düşebilir.”

Ayrılıkçı örgütlerin oluşturdukları “Kuzey Amerika Ayrılıkçılar Konvansiyonu’nun yayımlamış olduğu  “İmparatorluktan Kopuş” başlıklı bildirgeye göre; ABD sisteminde son yıllarda giderek derinleşen pek çok olumsuz sebebin yakın gelecekte Amerikan sistemini ciddi şekilde etkileyebileceği hatta yıkabileceği öngörülmüştür.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasına uyarılara rağmen hazırlıksız yakalanan dünya, artçı etkileri çok daha fazla olabilecek bir ABD dağılmasına karşı öngörülerini derinleştirmeli ve genişletmelidir.