​TEK BAŞINA BİR KÜLTÜR ORDUSU: DURSUN GÜRLEK
09 Kas 2017

Çok kitabın az eserin çıktığı şu günlerde kültür camiasının uzun yıllardan beri beklediği bir şaheserin baskıya girdiğinin müjdesini vermenin mutluluğunu yaşıyorum. Geçtiğimiz günlerde Muallim Naci’nin kabrine yakın bir mekânda oturup kitap okurken birden yanımda Dursun Gürlek Hoca’yı buluverdim. Selam kelamdan sonra İbnülemin Mahmut Kemal İnal’la ilgili otuz yıldan beri süren çalışmasının nihayete erip matbaaya uğurlandığını söyledi. Bu güzel haberi kendimize iki çay söyleyerek kutladık. Onlarca yıl bir şahsiyete adanmış eser için çalışmak, bugünün gençlerinin kolay anlayabileceği bir sabır değil. Kısa zamanda parlamak ve emek vermeden yıldız olmak, popüler kültürün yeni nesle dayattığı açmazlardan birisi. O yüzden Dursun Hoca gibi sözün, sohbetin, kültürün, medeniyetin kıymetini bilen değerlilerimizi gençlerimize daha çok anlatmak, onlarla daha çok buluşturmak gerek.

İstanbul Beyefendisi

Tanımaktan mutluluk duyduğum güzel adamlardan birisi olan Dursun Gürlek, ezelden İstanbullu olmamasına rağmen tam bir İstanbul beyefendisidir. Anadolu’dan büyük şehre gelip devrin büyük isimlerinin engin kültüründen hakkıyla istifade etmesini bilmiş; Tahsin Banguoğlu, Ekrem Hakkı Ayverdi, İlhan Ayverdi, Ömer Faruk Akün, Necmettin Hacıeminoğlu gibi hocaları dinleme, onlarla tanışma imkânı bulmuştur. Kitaplara dost olmasından dolayı İstanbul’un kütüphaneleri gibi Sahaflar Çarşısı da ikinci adresi olmuştur. 

12 Eylül’ün gergin kaos ortamında farklı fikirdekiler birbirini tararken Gürlek, fikrin aykırılığına takılmadan derinliğine bakarak nitelikli kitapları taramıştır. Mal biriktirmeyi değil kitap ve dost biriktirmeyi tercih etmiş genç yaşta zengin bir kütüphane kurmuştur. Maddi sıkıntılar yaşadığı dönemde bile yemeğinden kısmış kitaptan kısmamıştır. Kitapla olan aşkı kıskanılacak kadar güzeldir. 

Renkli Hatıralar

Hikâyesi uzun, hatıraları renklidir. Yaşadığı devrin ileri gelen ilim-irfan adamlarını ziyaret edip onlarla da naif dostluklar kurar. Cemil Meriç’in dizinin dibinde üstada kitaplar okuma bahtiyarlığına erer. Kudemadan çok kişiye muhabbet beslemesine rağmen İbnülemin Kemal’e âdeta hayran kalır. Bu Osmanlı efendisini hakkıyla kitaplaştırıp yeni nesillere tanıtmak için neredeyse bir ömür mesai harcar. Bu çalışma sebebiyle de kalburüstü kişilere ulaşıp tek tek söyleşir, anlatılanları kaydeder. Bugün İbnülemin konusunda tek mütehassıs kendisidir.

Türkçeyi mükemmel derecede kullanır. Millî birçok meselede olduğu gibi dil mevzuunda da titizdir. Dilini bilmeyen yazarlara ve Türkçeyi güzel konuşamayan öğretmenlere sözünü esirgemez. Hata yapanları usulünce, Molla Kasım edasıyla sigaya çeker. İnandığı değerlere tavizsiz bağlıdır. Hakk’ın hatırının dostun hatırında evla olduğunun bilinciyle hakikatten milim sapmadan dostlarına doğruları dosdoğru şekilde anlatır. Anlamayan ya da anlamak istemeyene de fazla yüz vermez, alttan almaz, üstten konuşmaya devam eder.

Kültürümüzün yılmaz yorulmaz sevdalısı Gürlek, birkaç sene öğretmenlik yapar. Okul müdürlerinin asık suratlarına tahammül edememesi,  ruhunun emir komuta zincirine hiç uymaması nedeniyle epey zorlanır. Kültürün sanatın konuşulmadığı, konuşulsa da anlaşılmadığı öğretmen odalarına fazla dayanamayarak mesleğe veda eder. Mesleğe veda etse de Muallimlik vasfı onu bırakmaz ve sayısız kültür ocağında “ecdadını lafla değil harfle öğren” diyerek Osmanlıca öğretir.

Dursun Gürlek bugüne dek, Osmanlı’dan bize miras kalan ama dilsiz, kelimesiz, alfabesiz kaldığımız için okuyamadığımız, anlayamadığımız birçok eseri çevirir, günümüz okurunun ilgisine sunmuştur.

Söz Ustası 

Kültür tarihçiliği konusunda tam bir otoritedir. Meşhurları meçhul olmuş, köklerinden koparılmış bu garip toplumun mazisiyle istikbali arasında köprü olmak için âdeta çırpınır. Taşları okunmayan kabirleri ve türbesi tanınmaz hale gelmiş irfan ehlinin hayat hikâyesini çok iyi bilir. Dinlemesini bilene tek tek anlatır. Tarihi tatlı diliyle âdeta bugüne getirir, gençleri geçmişin sokaklarında yormadan dolaştırır. Görev yaptıkları caminin ayrıntılarını imamlara, okullara ismi verilen büyük şahsiyetlerin bilinmeyen yönlerini öğretmenlere anlatır. Elifi görünce mertek zannedenlerin “mezartaşı uzmanı” olarak ukalalık yaptığı bir zamanda, her taşın hikâyesini bilecek kadar müktesebat sahibi olmasına rağmen susmasını bilir, edepsizler bu sükûtun edepten olduğunu bilmez. 

Dursun Gürlek tam bir söz ustasıdır. Hiç sıkılmadan kendisini saatlerce dinletir. Sohbet medeniyetinin günümüzdeki en usta temsilcilerinden biridir. Geleneğe bağlı, medeniyet değerlerine karasevdalıdır. 

Çantası daima doludur. Bazen yeni çıkan kitaplar bazen başka nüshası olmayan el yazmaları ya da tarihteki önemli dergiler… Günümüzde doymak bilmez bir hırsla ceplerini dolduranların aksine o, çantasını kültürle doldurmanın derdindedir. 

Kıymet Bilmek Gerek

Bütün büyük adamlar gibi onun da yaşadığı devirde kıymetinin bilindiği söylenemez. Kültür denilince kültür mantarı anlayan gazete ve televizyon yöneticileri hocayı keşfedemezler. Dergilerinde Türkçeye can çekiştiren dergi editörleri, onun kapısında sıraya geçmeleri gerekirken başka havalara girerler. Hoş onun bu görmelere, bilmelere ihtiyacı yoktur. Lakin dilimizi, kimliğimizi, kültürümüzü, medeniyetimizi öğrenip sevecek milyonlara, Dursun Hoca’nın tatlı üslubundan mahrum bırakılarak yazık edilmektedir. 

Kadim olan popüler olana kurban edilmektedir. Bu acıyı bağrımızda saplı bir bıçak gibi niye sürekli yaşamak durumunda bırakılıyoruz anlamak mümkün değil. Bizim olana, bizden olana karşı, bizim omuzlarımıza basarak yükselen etkili ve yetkili kişilerin duyarsızlığı kabul edilir bir tutum değil. Gürlek’in ömrünü verdiği birikimini en gür şekilde haykıracağı alanlardan uzak olmasının hesabını, bu dünyada olmasa da öbür dünyada birileri elbette verecektir. Bizler sadece yaptıklarından değil yapması gerektiği halde yapamadıklarından da sorumlu tutulan bir inancın mensuplarıyız.

 Yazdıkları okunan söyledikleri dinlenen değerli büyüğümüz Dursun Gürlek’e bereketli bir ömür diliyorum. Yeni eseri hayırlı olsun. Okuru bol olsun.