TÜRKKAN OLAYI VE HDP İLE İTTİFAKIN FATURASI

Faruk AKTAŞ 11 Kas 2021

Bu ülke, bu toplum terör örgütü PKK'nın siyasi kolu bir partiyle yan yana durulmasını, el ele tutuşulmasını, kol kola girilmesini kabul etmiyor.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan’ın Bingöl’de boğazına sarıldığı şehit yakınına ağza alınmayacak şekilde küfür etmesi, bir süredir yükseliş trendinde olduğu söylenen partisine ağır bir darbe vurdu.

Bu darbenin etkileri uzun süre devam edecek gibi.

Böylesine ağır bir darbeye yol açan olayın nedeni kuşkusuz İYİ Parti’nin ikinci büyük ortağı olduğu Millet İttifakı’nın HDP ile içine girdiği girift ilişkiler.

Uzun süreden bu yana Genel Başkan Meral Akşener dâhil partinin birçok yöneticisi gittikleri birçok yerde benzer protestolarla karşılaşıyor ve buralarda her seferinde benzer gerilimler yaşanıyor.

Bu protestoların haklı bir sebebi var.

Bu ülke, bu toplum terör örgütü PKK’nın siyasi kolu bir partiyle yan yana durulmasını, el ele tutuşulmasını, kol kola girilmesini kabul etmiyor.

Hele de milliyetçi hassasiyetleri olduğu söylenen bir parti için.

İYİ Parti, HDP’ye yönelik tutumunu çok net bir şekilde ortaya koymadıkça muhtemelen benzer krizlerle karşılaşmaya devam edecektir.

Akşener, “HDP’yi PKK’nın yanında konumlandırıyoruz” diyor.

Büyük ortağı CHP ise HDP’yi meşru bir parti olarak gördüklerini beyan edip bunlarla ittifak kurmakta herhangi bir beis görmüyor.

Normalde bu denklemde İYİ Parti’nin yapması gereken, CHP’ye “PKK bu ülkenin, bizim, hepimizin düşmanı. Düşmanın yanında konumlandırdığımız bir parti ile asla yan yana olmamız düşünülemez. Dolayısıyla ittifakımızın PKK’nın yanında konumlandırdığımız bu parti ile gizli ya da açık doğrudan veya dolaylı hiçbir ilişkisi de olamaz, olmamalıdır. Bu ittifakta onlar varsa biz yokuz” demeleri ve siyasi tavırlarını bu eksende koymaları beklenir.

Ancak İYİ Parti bunu yapmadığı için gittikleri her yerde tepkilere, protestolara maruz kalıyorlar ki yukarıda belirttiğimiz gibi Bingöl’deki küfür olayı da bunun bir sonucu.

Henüz İYİ Parti’deki bu olay kadar ağır bir yaralanmaya yol açmış olmasa da CHP de zaman zaman benzer tepkilerle karşılaşıyor.

Seçim süreci yaklaşıp gerilim tırmandıkça, toplumdaki PKK ve HDP hassasiyeti yükseldikçe CHP’ye yönelik tepkilerin de sertleşmesi ve partide ağır yaralanmalara yol açacak benzer olayların yaşanması yüksek ihtimal.

O nedenledir ki Meclis’te, PKK/YPG’ye yönelik operasyonlarla ilgili Suriye ve Irak tezkerelerine “hayır” oyu veren CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yozgat’ta katıldığı bir toplantıda “İktidara gelirsem Kandil’i yerle yeksan edeceğim” şeklinde yüksek perdeden ifadeler kullanma ihtiyacı hissetti.

Bir yanda PKK’ya yönelik operasyonlara onay vermeme pozisyonu öte yandan “Kandil’i yerle bir edeceğim” şeklinde açıklamalar yapma ihtiyacı…

Bu ikilem bu seçim süreci boyunca CHP’yi de epey zorlayacak bir konu.

Kuşkusuz seçim süreci kapsamında AK Parti ve MHP’nin kurduğu Cumhur İttifakı kadar CHP ve İYİ Parti’nin de birlikte veya diğer bazı siyasi partilerle ittifak kurmaları normal ve meşrudur.

Normal ve meşru olmayan İYİ Parti’nin tanımlamasıyla “bir terör örgütünün yanında konumlu” bir partinin bu ittifak içinde yer almasıdır.

Bu toplumun içine sindiremediği, sindiremeyeceği ve Millet İttifakı’nın bu partiyle ilişkisi bu şekilde devam ettikçe bu partiler için daha büyük sorunlara yol açması muhtemel konu da budur.

Kuşkusuz İYİ Parti de CHP de bunun kendileri açısından ne denli büyük bir sorun olduğunun farkındadır.

Peki bu farkındalığa rağmen neden böyle kirli, çetrefilli bir yola girmiş bulunmaktalar?

Bunun nedeni salt seçim kazanma hesabı mıdır?

Kendi partilerinin duruşlarını, projelerini halka anlatarak seçim kazanma yoluna gitmeleri kendileri açısından hem daha sorunsuz hem daha olası hem de daha meşru olanı değil midir?

Elbette öyledir.

Ancak bu sorunun başka bir yanıtı vardır ki onu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Batman ziyaretindeki toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada verdi:

“Soruyorum sizlere, bu ülkede CHP diye bir parti ve o partiyi yönetenlerin kendi kafalarına göre belirledikleri politikaları mı var? Bu ülkede HDP diye bir parti ve o partiyi yönetenlerin kendi iradeleriyle belirdikleri politikaları mı var? Madem öyle asıl şu soruya cevap bulmamız lazım, Kürt kardeşlerimize yapılan en büyük zulümlerin altında imzası olan partiyle, Kürt kardeşlerimizin ismini istismar eden bir partiyi acaba hangi güç bir araya getirmiş olabilir? Bu soruya verilen samimi ve dürüst cevap, Türkiye'nin son 8 yılında yaşadıklarının sebebini de ortaya koyacaktır. Bu cevabı biz biliyoruz, sizler de biliyorsunuz."

Erdoğan’ın adını vermediği ama dediği gibi hepimizin bildiği o gücün adını bir kez daha zikredelim.

O güç, Türkiye’ye diz çöktürmek isteyen derin ABD ve onun etrafında konumlanan batılı odaklar.

CHP ve İYİ Parti’yi HDP ile ittifaka sokan da aynı odaklardır.

Bu iki parti bu odakların güdümünden kurtulup kendi özgür politikalarıyla siyaset yapma yoluna girmedikçe benzer sorunlar yaşamaya devam etmeleri kaçınılmaz olacaktır diye düşünüyorum.