RYBCZYNSKI TEOREMİ VE GÖÇMENLER

Bugün ülkemizde fakir ülkelerden gelen sığınmacı ve göçmenlerin iktisadi yapımıza nasıl etkilerde bulunacağını anlatmaya çalışacağım.

Şu son iki günde sosyal medyada bazı halk röportajlarını izledim. Güzide memleketimizde ahalinin en fazla şikâyetçi olduğu konular iktisadi sorunlar: Hayat pahalılığı, işsizlik, konut ve öğrencilere yurt sorunları… Ama bütün bu sorunları dönüp dolaşıp insanlarımız Suriyelilere bağlamakta. Genelde iktisadi sıkıntılar baş gösterdiğinde hemen hemen her memlekette ilk sorumlu olarak göçmenler gösterilmektedir. Avrupa’da Türklere ve diğer ülkelerden gelen göçmenlere karşı yükselen ırkçı – popülist siyasi hareketler ve ABD’de Güney Amerikalı göçmenlere karşı yükselen ırkçı – popülist milliyetçilik bunun bir örneği olarak gösterilebilir. Benzer şekilde, ülkemizde de Suriyeli göçmenlere duyulan tepki bu çerçevede ele alınmalıdır.

Bugün ülkemizde fakir ülkelerden gelen sığınmacı ve göçmenlerin iktisadi yapımıza nasıl etkilerde bulunacağını anlatmaya çalışacağım. Bunun için de, iktisat bilimindeki ünlü teoremlerden birinden yardım alacağım: Rybczynski Teoremi .

RYBCZYNSKI TEOREMİ NEDİR?

Rybcynski Teoremi (Ripçinski diye okunur, DMD) Polonya asıllı İngiliz iktisatçı Tadeusz Rybczynski tarafından 1955 yılında yayınlanan “Faktör Donanımları ve Nispî Emtia Fiyatları” adlı makalesinde ortaya atılan ve kendi ismiyle de anılan bir teoremdir. (Rybczynski, T. M. (1955). "Factor Endowment and Relative Commodity Prices". Economica. 22 (88): 336–341. doi:10.2307/2551188.)

Teorem şunu söyler: “Bir ekonomide satılan ürünlerin nispî fiyatları veri iken, bir üretim faktörünün donanımında artış, o faktörü yoğun olarak kullanan sektörlerin üretim hacminde daha yüksek oranda bir artışa ve bu faktörü yoğun olarak kullanmayan sektörlerin üretim hacminde de mutlak bir azalmaya yol açar.”

“Hocam, ne yaptınız ya? Biz ne anlayalım bu tanımdan?” Merak etmeyin herkesin anlayabileceği şekilde izah edeyim…

ÜRETİM FAKTÖRLERİ, FAKTÖR DONANIMI VE RYBCZYNSKI TEOREMİ

Üretim faktörleri ekonomide her çeşit mal ve hizmetin üretiminde kullanılan ve hammadde ve ara girdiyi işleyerek vatandaşa sunulan mal ve hizmetlere dönüştüren etken girdilere verilen addır. Temel üretim faktörleri emek / işgücü, sermaye, toprak / gayrımenkul ve girişimdir. Ancak bu kaba bir tasniftir. Emek ve sermaye kendi içerisinde nitelik olarak farklı tiplere ayrılır. Üretimde kullanılan emek zihni emek ve fiziki emeğin bir bileşkesidir. Farklı iş kollarında çalışan bireyler, işkolunun niteliğine göre farklı oranlarda zihni ve fiziki emek harcarlar.  Örneğin tarım işçileri ve benzeri kalifiyesiz işgücünü yoğun olarak kullanan işlerde, çalışanlar daha fazla fiziki emek ve daha az zihni emek kullanırlar. Öte yandan akademisyenlik, yazarlık ve benzeri kalifiye işgücünün kullanıldığı sektörlerde çalışanlar ise daha fazla zihni emek ve daha az fiziki emek harcarlar. Sermaye de, üretimde farklı işlevleri olan fiziki sermaye (üretimde kullanılan makineler), beşeri sermaye (üretimde kullanılan birikmiş bilgi) ve altyapı sermayesi (elektrik, ulaştırma, kanalizasyon ve internet altyapısı gibi bütün sektörlerde ortak olarak kullanılan kamu hizmetleri) olarak üç tipe ayrılır. Burada üretimde yer almayan ama bütün üretimi finanse eden mâli sermayeyi de eklemeliyim. Sermayenin bu üç farklı tipi, tıpkı emek için olduğu gibi, farklı işkollarında farklı oranlarda kullanılır. İmalat sanayinde fiziki sermaye yoğun olarak kullanılırken, hizmetler sektöründe beşeri sermaye daha yoğun olarak kullanılır.

Faktör Donanımı bir ülkede her faktörden bulunan toplam miktarı gösterir. Burada önemli olan kullanılan işgücü başına diğer faktörlerden ne kadar düştüğüdür. Burada yapılacak hesaplama basittir: Her faktörden bir ülkede ne kadar miktar varsa, bunu toplam işgücü miktarına bölersiniz. Burada her ülkedeki faktör donanımı ortaya çıkar.

Rybczynski Teoremine göre bir ülkede sermaye miktarı (yurt içi yatırım veya doğrudan dış yatırım yoluyla) %10 artarsa, nispî emtia fiyatları veri iken, sermayeyi yoğun olarak kullanan sektörlerin üretimi uzun dönemde %10’dan daha fazla artar. Sermayeyi yoğun olarak kullanmayan sektörlerin üretimi de azalır.  Benzeri şekilde, eğer bir ülkede işgücü miktarı (nüfus artışı veya dış göç yoluyla) %10 artarsa, nispî emtia fiyatları veri iken, emeği yoğun olarak kullanan sektörlerin üretimi uzun dönemde %10’dan daha fazla artar. Emeği yoğun olarak kullanmayan sektörlerin üretimi de azalır.

Neo-Klasik dış ticaret teorisi olan Faktör Donanımı teorisine göre de, üretim yapısı değiştiğinde dünya fiyatları değişmeyen küçük boy ülkelerde (ki Türkiye’de bunlardan biridir) Rybczinski teoremi şu şekilde uygulanır. Sermaye miktarı artarsa sermaye yoğun malların üretimi ve ihracatı artar. Emek miktarı artarsa da emek yoğun malların üretimi ve ihracatı artar.  Bu teoriye göre bir ülkenin ihracatçı sektörleri faktör donanımlarına bağlı olarak belirlendiği için emek veya sermaye miktarındaki artış yeteri kadar büyükse ülkenin dış ticarete yapısı da değişir.

Emek donanımındaki artışı kalifiye işgücü ve kalifiyesiz işgücü olarak ayırırsak ve Rybczynski Teoremini buna göre uyarlarsak şu sonuca ulaşırız: Bir ülkede dışa açık ekonomi şartlarında kalifiyesiz işgücü artışı kalifiyesiz işgücü yoğun sektörlerin üretimini (inşaat, niteliksiz hizmetler, düşük katma değerli ve düşük teknolojili sanayi kolları) ve bu sektörlerde ihracatı arttırırken, diğerlerinin üretiminin düşmesine yol açar. Buna bağlı olarak da, kalifiye işgücü artışı kalifiye işgücü yoğun sektörlerin üretimini (nitelikli hizmetler, yüksek katma değerli ve yüksek teknolojili sanayi kolları) ve bu sektörlerde ihracatı arttırırken, diğerlerinin üretiminin düşmesine yol açar.  

RYBCZYNSKI TEOREMİ ULUSLARARASI GÖÇÜN ETKİLERİ HAKKINDA NE SÖYLÜYOR?

Dışa açık bir ekonomide Rybcynski Teoreminin söylediği, aslında, iki önemli nokta vardır: Birincisi, nüfus artışını karşılayacak ve ülkenin gelecekte kalkınma hedeflerine uygun bir eğitim hizmeti sunulmazsa, kaba nüfus artışı ülkenin üretiminde kalifiyesiz işgücü donanımının, düşük katma değerli sektörlerde üretimin armasına neden olurken, yüksek katma değerli üretimin de düşmesine yol açar. İkincisi de, uluslararası göçmen, sığınmacı ve mültecilerden kalıcı olarak topluma entegre edilmesi gerekenler kalifiyeli işgücü olduğu, kalifiyesiz işgücünün hiçbir şekilde kalıcı bir statü kazanmaması gerektiğidir. Bu da bize, özellikle Türkiye’de bu Suriyeli ve diğer ülkelerden gelen göçmenlerin statüleri hakkında aydınlatıcı bir mevzuatın olması gerektiği, ülkede sadece kalifiye göçmenlerin kalmasının zorunlu olduğu, diğerlerinin de kontrol ve disiplin altında tutulup topluma entegre edilmemesi gerektiğini gösterir. Eğer bir ülke göçmen politikasına “saldım çayıra, Mevlam kayıra” şiarıyla yürütürse, o ülkenin uluslararası rekabette daha geri plan düşmesi ve fakirleşmesi kaçınılmazdır.    

Hayırlı Cumalar.