CEP HERKÜLÜ NAİM SÜLEYMANOĞLU

İlk önce belirtmek isterim ki. Ayla ve Müslüm'den çok çok daha iyi bir film. Milleti için her şeyi göze almış bir sporcu ve sporcusu için devletin tüm olanaklarını seferber eden Turgut Özal'ın ne kadar vatansever olduğunu bu filmde çok net görüyoruz. 

Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu, ülkemiz ve dünya spor tarihine adını altın harflerle yazdıran efsanevi halterci Naim Süleymanoğlu’nun hayat hikayesini konu ediyor. İlk Dünya Rekoru’na imza attığında 15 yaşında olan, spor kariyerine 7 Dünya Rekoru, üç farklı olimpiyatta kazandığı 3 Olimpiyat Altın Madalya, 6 Avrupa Şampiyonluğu ile 7 tane Dünya Şampiyonluğu ve daha nice başarılar sığdıran Naim Süleymanoğlu’nun hayatının anlatıldığı filmde, Süleymanoğlu’na Hayat Van Eck hayat veriyor.

KARA HAFTA FİLM FESTİVALİ 

Pera Palace Hotel'in DenizBank iş birliği ve Storytel desteğiyle düzenlediği polisiye edebiyat festivali Kara Hafta İstanbul, bu yıl 22-23 Kasım tarihlerinde Pera Palace'da. Bu Yıl 5'incisi düzenlenen festival için bu yıl tema olarak Alfred Hitchcock belirlenirken, Andrew Finkell, Petros Markaris ve Ahmet Ümit gibi isimler de festivalde konuşmacı olarak yer alıyor.

Okurlar, düzenleme komitesinde Doğan Hızlan, Ahmet Ümit, Adnan Özer, Metin Celal gibi Türk edebiyatının önemli isimlerinin yanı sıra Pera Palace Hotel Pazarlama Müdürü Can Erol ve DenizBank Kültür-Sanat Danışmanı Perihan Yücel’i de bulunduran 5. Kara Hafta İstanbul Festivali'nde polisiye ve sinema eksenindeki oturumlara katılabilecek. 

Geçen mayıs ayında hayatını kaybeden Celil Oker'in anısına bir oturumun da bulunduğu festivalde, Algan Sezgintüredi, Kurtcebe Turgul, Ceyhan Usanmaz ve Sevin Okyay gibi önemli Türk yazar ve çevirmenler de konuşmacı olarak katılıyor. Türkiye Polisiye Yazarlar Birliği'nin katılımıyla düzenlenen Kara Hafta İstanbul Festivali polisiye eser severleri bekliyor. 

PERYÖN - TÜRKİYE İNSAN YÖNETİMİ  DERNEĞİ DEĞİŞİM KONGREDE 

Sınırların her geçen gün ortadan kalkmaya başladığı, gittikçe birbirine daha çok yaklaşan farklı kültürlerin insanoğlu için daima bir yenilik, yeni bir öğrenme ihtiyacını ortaya çıkardığı günümüz dünyasında, toplumun her tabakasında olduğu gibi, iş insanları için de hep bir gelişim ve sürekli öğrenme süreci ön plana çıkıyor.

‘Yaşam boyu öğrenme’ felsefesine inanarak küresel dünyanın akıl almaz hızına yetişebilmek için insanlar; düşünce sınırlarını genişletmiş, farklı deneyimleri, özgün fikirleri, yeni öğretileri kişisel benliğinde öğüterek, sorgulayarak, karşılaştırarak gelecek yolculuğuna devam ediyorlar.

Türkiye’nin en köklü sivil toplum kuruluşlarının başında gelen Türkiye İnsan Yönetimi Derneği (PERYÖN) kurulduğu günden bu yana her fırsatta ‘önce insan’ dediler; ‘insanca’ fikirleri paylaşmak adına; çünkü insan, tüm canlılar içerisinde öğrenme kabiliyetiyle, zekâsıyla, yetenekleriyle hep ayrıcalıklı bir noktada olduğunu çok iyi biliyorlar. 

İş dünyası ve İK profesyonellerini tek çatı altında toplayarak, insanların gelişimine katkı sunacak deneyimlerini, yetkinliklerini, öğrendiklerini birbirleriyle paylaşabileceği fırsatlar yaratarak, kendilerine fayda sağlayacak en doğru bilgiyi, güçlü bir iletişimle kazanabilmeleri yolunda düşünce ortamının sınırlarını ortadan kaldırmayı amaçladıklarını çok iyi bir şekilde anlattırıyor.

NEDEN OKUMA ALIŞKANLIĞIMIZ YOK?

Çünkü toplumsal sistemimiz okumaya teşvik etmiyor. Çünkü evlerinde okuyan anne babalar görerek yetişen çocuklar çok az. Çünkü okullarımızda okul kütüphanesi olsa da kütüphaneye teşvik edilen öğrenciler yok. Olanlar kapalı. Çünkü yeteri kadar halk kütüphanesi yok. Türkiye'de hâlihazırda 1400 civarı halk kütüphanesi var. Günde ortalama 5 saat TV seyreden bir toplumuz. Bu zamanı TV'ye ayıran bizler, her gün birkaç sayfa okuma zahmetine katlanamıyoruz. TV’ler ve dizileri toplumu esir almış, aile içi iletişimi ortadan kaldırmış durumda. Bazen sosyalleştiğim ortamlarda soruyorum, aile içinde eşleri ile günlük düzenli olarak 10 dakika sohbet eden kaç aile var acaba? İnternet insanoğluna sınırsız imkânlar sunarken, gençlerimizi, çocuklarımızı asosyal, bencil, bireyler haline getiriyor. İnternete ayırdığımız zamanı, kitaplara ayıramıyoruz. Okumaya mecbur değiliz, ama o bizim için bir ihtiyaçtır.

Kuran-ı Kerim ikra oku diye başlıyor. Bu emri sanki mezarlarda Fatiha okumak gibi algılıyoruz. Bu emir bizlere değil sanki Avrupalılara inmiş çünkü onlar bizden daha çok okuyor. Neden bir ihtiyaçtır okumak? Okumak, beyni geliştiren en iyi aktivitedir. Nasıl ve ne zaman okumak? Zamanım yok arkadaş! Ne çok duyarız bu sözü. Zaman! Ne kadar geniş ve ne kadar dar. Bir insan, saatte ortalama olarak 25-30 sayfa arası okur. Günde bir saat okumaya vakit ayıran biri, ayda 30 saat ya da 600-900 sayfa arası kitap okuyabilir. Bu 300 sayfalık en az 2-3 tane kitap demektir. Çok çalışan, en yoğun insanın bile günde okumaya ayıracağı bir saati mutlaka vardır. Gerçekten de okuma alışkanlığı edinebilmek zordur. Hele televizyonların ve internetin insanı haber, film, şov bombardımanına tuttuğu, bilgisayarın çocuklarımızı esir aldığı günümüzde okuyabilmek, sanatların en zorudur, fakat en güzelidir. Acaba biz kitap okuma engelli bir toplum muyuz? Bir Japon bir yılda 25 kitap okur. Bir İsveçli yılda 10 kitap okur. Bir Fransız yılda 7 kitap okur. 6 Türk yılda bir kitap okur. İnsan okumayı ihtiyaç haline getirdiğinde ne yapar eder, okumanın bir yolunu bulur. Maalesef Türkiye'de ihtiyaç malzemeleri sıralamasında kitaplar 235. sırada yer almaktadır. Dünyada çocuklara özel günlerde kitap hediye edilmesi sıralamasında Türkiye 180 ülke içerisinde 140. sırada yer almaktadır. Türk çocukları kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumdadır. Japonya'da toplumun yüzde 14’ü, Amerika’da yüzde 12’si, İngiltere’de ve Fransa’da yüzde 21’i düzenli kitap okurken Türkiye'de yalnız 10.000 kişi de 1 kişi düzenli kitap okuyor. Okumak isteyen cebinde, çantasında kitap taşır. Ama sabah bir saat erken kalkarak ya da akşam bir saat geç yatarak okumak pekâlâ mümkündür. Doktora gidildiğinde sıra bekleniyor buralarda da rahatlıkla kitap veya gazete okunabilir. Norveç Oslo da seminer sonrası konuştuğum insanlar bu ülkede doktorda sıra beklenirken bile o zamanı kitap okuyarak geçirdiklerini ifade etmişlerdi. Türkiye'de 1 kişinin kitap okumaya ayırdığı zamanın; bir Norveçli 300 katı, Amerikalı 210 katını, İngiliz ve Japon 87 katını ayırıyor. Dünya ortalaması da Türklerin ayırdığı zamandan 3 kat fazla. Norveç'ten İsveç' e karayolu ile yolculuk yaptığımız sırada mola verdiğimiz bir dinlenme yerinde gazete satışı yapan bir görevliye Norveçliler bu kadar çok okuyan bir millet olma özelliğinin nedeni nedir diye sorduğumda; bana bu ülke vatandaşlarının gazete bile alırken bir gazete değil birden çok gazete aldıklarını ifade etmişti. Türkiye de ise bir gazeteyi birden çok kişinin okuduğu aklıma geldi. Ünlü bir Fin atasözü derki; “Kitaplıklar demokrasinin kaleleridir”.

GÜNÜN SÖZÜ: Bir toplum, iyi tarih yazıyorsa rafine bir toplum olur.

PROF. DR İLBER ORTAYLI