ÖNCE "İNANILMAZ", ŞİMDİ "AŞIRI" KELİMELERİ AĞZIMIZA SAKIZ OLDU

Dr. Can CEYLAN 21 Kas 2021

Gazetelerde, radyoda, televizyondaki reklamlarda, televizyon dizilerinde kullanılan kelimeler "özenle" seçilmektedir.

Medyada kullanılan kavramların rastgele seçildiğine kimse beni inandıramaz. "Resmî dil" olarak anayasal koruma altında olup kendi konuşanları tarafından bu kadar hor kullanılan ikinci bir dil yoktur. İngilizcenin saldırısı bir yana, anadilimiz Türkçeye zarârı yine anadilimiz Türkçe ile veriyoruz. Bu konuda İngilizce mâsum bile kalıyor.

Gazetelerde, radyoda, televizyondaki reklamlarda, televizyon dizilerinde kullanılan kelimeler "özenle" seçilmektedir. Maalesef bu özen içinde iyi niyet pek yoktur. Dil Devrimi ile kendi dilimizi altüst edip kullanılmaz hale getirdiğimizden beri Türkçe her geçen gün daha da kötüleşen bir hastalığın pençesindedir. Yabancı dizilerin Türkçe dublajlarıyla dilimize giren "kendine iyi bak" gibi ifâdeleri artık kanıksadık. Seksen yaşındaki amcalar, teyzeler birbirlerine "bay bay" deyip "Okey" diye anlaşıyor.

Önce görsel medyada başlayıp ardından yazılı medyada kullanılmaya başlayan "inanılmaz" kelimesi, her türlü durum için tercih edilir oldu. Havalar kışın "inanılmaz soğuk", yazın "inanılmaz sıcak" diye tanımlanır oldu. Çok acıkınca "kurt gibi" ya da "midem kazınıyor" yerine "inanılmaz açım"; çok kızınca "burnumda soluyorum" ya da "sinirim tepemde" veya “elim ayağım titriyor” yerine "inanılmaz sinirliyim"; çok çalışınca "adım atacak, kolumu kaldıracak halim yok" yerine "inanılmaz yorgunum" der olduk.

"Çok", "bir hayli", "oldukça", "fazlasıyla", "haddinden fazla" gibi Türkçemizin zenginliğini gösteren kelimeler atılıp yerine "inanılmaz" kelimesi kullanılır oldu. "Daha çok" ve "en çok" ifâdeleri de kullanılmaz olunca kıyas ve mukayese yapma becerimiz kısıtlandı. Havaya her gün "inanılmaz" sıcak veya soğuk deyince iki gün arasındaki sıcaklık farkını anlatamaz olduk.

Her şey "inanılmaz" olunca, insanlar da inanılmaz, güvenilmez oldu. İnanmamak normalleşince güvenmek, güvenilir olmak anormal hale geldi. Kar yağarken havayı tanımlamak için "inanılmaz soğuk" diyen birine neyi inandırabiliriz ki! "İnanılmaz seviyorum" diyen birinin sevgisinden nasıl emin olabiliriz ki!

Aşırılığı olumlamak

Şimdi de her şey "aşırı" diye nitelendiriliyor. Reklamlardaki içecek "aşırı lezzetli" diye tanıtılıyor. Sıcak, soğuk, ucuz, pahalı, büyük, küçük, uzun, kısa, yaşlı, genç, zor, kolay, yakın, uzak, güzel, çirkin, eğlenceli, sıkıcı ve benzeri sıfatlarla tamlama yapılırken önlerine "aşırı" kelimesi konuyor.

Oysa aşırılık olumsuzdur. "Aşırıya kaçmak" rahatsız edici ve istenmeyen bir eylemdir. Aşırılık; ayarsızlık, düzensizliktir. Aşırılık; normları yok saymak, bencil davranmak, diğerlerini düşünmemektir. Aşırılığı olumlamak, benmerkezliği, egoizmi büyütür. Aşırılıkta denge yoktur. Dengesizlik, yıkılmak ve düşmek; ilerleyememek demektir.

Olumsuzluğa güzelleme

“Normal” tehdit ediliyorsa ve “norm” yok ediliyorsa hayâta güven, gelecekten beklenti tehlikeye girer. İnsan boşluğa düşer. Sâdece olumsuz durumda değil, olumlu durumlarda da neye güveneceğini, neye göre davranacağını bilemeyen insan, denize düşüp yılana sarılmaktan bile kötü bir durumda demektir. Çünkü yılana sarılmamamız gerektiği de bir normdur.

Aşırılığın “normal” hâline gelmesi, normun güven vermemesi demektir. Bu, konuştuğumuz dil üzerinden oluşturulan bir terör ve anarşidir. Bu terör, yaşadığımız her türlü terörden daha tehlikelidir çünkü bu terör içimizde, aramızda ve dahası dilimizdedir. Dağdaki teröristle mücâdeleden daha zor bir mücâdele gereken bu terör, biz kendi kendimize zarar veren bir teröristlik yapmaktayız.

Bu terörde silah kelimelerdir ve bu kelimeler elimize değil dilimize verilmektedir. Bunun suçlusu da medyadır. Ama suç ortağı da biziz. “Herkes kullanıyor”, “gençlerin dilinde” diyerek bu suçu üzerimizden atamayız.  En azından bunun tehlikesinin farkına varmalıyız.

Olumsuzluğa güzelleme yapan medya dili, “etkisizleştirimesi” zor bir terör ve anarşi dilidir. Nasıl terörist” yerine “gerilla” demek terörü olumlamak ve teröre güzelleme yapmaksa, hayâtımızı dengesizleştiren, kendimize ve birbirimize güvenmeyi ortadan kaldıran “inanılmaz” ve “aşırı” gibi kelimeleri kullanmak da yanlış bir olumlama ve güzellemedir.

Bu söylediklerimle “Aşırılığın Peygamberleri” adlı kitabın Allen Megill bahsettiği “aşırılık” karıştırılmasın. Bu kitapta adı geçen Nietzsche, Heidegger, Foucault ve Derrida’nın aşırılığı, yeni şeyler keşfetme hamlelerini anlatmaktadır. Zorla kabul ettirilen ve toplumun “rıza” göstermesi sağlanan kalıpların kırılması bu dört ismin verdiği mücâdele ile her şeyin “aşırı” olarak nitelendirilmesi taban tabana zıttır.

Dilin pikselleşmesi

Bu tip kelime kullanımlarıyla bir taraftan olumsuz anlam taşıyan kavramlar sosyal hayat üzerinden psikolojimizi etkiliyor, diğer taraftan ise Türkçenin dil hazinesi giderek boşaltılıyor ve dilimiz fakirleşiyor. Ben buna “dilin pikselleşmesi” diyorum. Düşük çözünürlükteki bir fotoğraf büyütüldüğünde pikselleşir ve netliğini kaybeder. Bilgisayar ekranları veya plazma televizyonlar pikselleşir ve ekranda görüntüler kayar veya üst üste biner. Televizyondan ses gelir ama görüntüden bir şey anlaşılmaz.

Dilin pikselleşmesi de böyledir. Konuşurken kullanılan kelimeler azaldığında anlatılmak istenen şey net olarak aktarılmaz. Kişi, bir şeyler konuşur, karşısındaki kişinin kulağına bir şey gider ama pek bir anlam ifâde etmez. Konuşmaya yüksek çözünürlük veren kelimelerin ince ayrıntıları aktaracak kadar çok olmasıdır. Aksi takdirde, bugün sık sık karşılaştığımız gibi, aynı kelimeler farklı anlamlarda kullanılır. “Şey”, “yâni”, “hani” gibi kelimeler sık sık söylenir ya da “inanılmaz” ve “aşırı” gibi kelimeler olur olmaz yerde kullanılır.

Çözüm uzun vâdelidir

Maalesef Türkçemiz birkaç yılda bu hâle gelmedi. Bir taraftan Türkçeye doğrudan yapılan müdahaleler ve bir taraftan da İngilizce hayranlığı, Türkçeyi iki ateş arasında bırakmıştır. Yine maalesef ki, iki taraflı ve bizi pusuya düşüren bu ateşi biz kendi kendimize açmaktayız.

Bu duruma kısa zamanda gelinmediği için, bu durumda kurtulmak da kısa zamanda olmayacaktır. Dahası yıkmak kolay ama yapmak zor olduğu için, bu durumdan kurtulmak daha uzun zaman alacaktır.

Devletimizin “1453” ve “1071” hedefleri arasında Türkçenin içinde bulunduğu bu durumdan kurtulma hedefi de ilâve edilmelidir. Aksi takdirde mevcut hedeflere ulaşmak pek bir şey ifâde etmeyecektir.

Çözümün yöntemi bellidir: Eğitim sistemimizi gerçekten “millî” bir hâle getirmek. Bunun nasıl yapılacağı konusundaki fikir ve düşüncelerimi bu köşede daha önceki yazılarımda defâlarca anlattım. Bu çağrıya kulak vermek, öncelikle sorumluluk taşıyan makamlarda oturanlarındır. Millî Eğitim Bakanlığımız, YÖK, RTÜK, Kültür ve Turizm Bakanlığımız, TRT bu makamların başında gelen kurumlardır. Atılması gereken adımlardaki her gecikme, çözümü daha zorlaştırmakta ve mâliyetli hâle getirmektedir.