KOMŞULARININ İÇ İŞLERİ, TÜRKİYE'NİN DIŞ İŞLERİDİR

DR. FURKAN KAYA 29 Ara 2020

Soğuk Savaş'ın başlaması ile Türkiye'nin iç ve dış siyasetinin dizaynında terör kartı uygun zaman dilimlerinde kullanılmıştı.

Soğuk Savaş’ın başlaması ile Türkiye’nin iç ve dış siyasetinin dizaynında terör kartı uygun zaman dilimlerinde kullanılmıştı. Bilhassa Truman Doktrini ve Marshall yardımları ile Batı şemsiyesi altına giren Türkiye, komünizmin NATO’nun güneydoğu kanadına yayılması tehlikesine karşı Yunanistan ile birlikte NATO’ya üye olarak kabul edilmişti. Bu tarihten sonra dış politikası olduğu kadar Türkiye’nin iç politikası da NATO’nun Özel Harp Dairesi ile mercek altına alındı. En büyük sınavını da Kıbrıs Türklerine 1955 yılı itibariyle Grivas’ın liderliğinde ve Yunanistan’ın desteğiyle katliama başlayan EOKA terörü ile verdi. Türk dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun özverisiyle kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ile katliama dur denildi. Fakat 21-25 Aralık 1963 tarihleri arası “Kanlı Noel” adıyla yine Türklere karşı başlayan katliamın en acı sembolü, Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve üç çocuğunun evlerinde örgütün baskını sırasında saklandıkları küvette, EOKA tarafından şehit edilmeleriydi.

Kıbrıs Barış Harekatı ile Türkiye’nin deniz, boğazlar ve kara güvenliği sağlandı

Türkiye, 1959 senesinde imzalan Londra ve Zürih Anlaşmalarına istinaden adadaki garantörlük hakkını, bir başka EOKA mensubu Nikos Sampson’un Makaryos’a yaptığı askeri darbe sonrası 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile kullanarak, adada sadece Türklere değil Rumlara da barışı getirmek üzere Türk askerini Kıbrıs’a gönderdi. Bu tarihi başarı ile sadece ada Türklerinin değil, aynı zamanda Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Anadolu karasının da güvenliği sağlanmış oldu.

12 Eylül askeri darbesine giden tüm altyapı hazırdı

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın akabinde Rumların Enosis hayali suya düşünce, Yunanistan NATO’nun askeri kanadından çekildi. Sonrasında ise Türkiye batı tarafından ekonomik ve askeri açıdan baskı altına alındı. 1975 yılı itibariyle Türkiye, ABD tarafından silah ambargosuna maruz kaldı. Fakat en önemlisi, yine aynı yıl itibariyle bu sefer ASALA adlı terör örgütü eliyle Türk diplomatlarına yönelik saldırılarda 31 diplomatımız şehit edildi. 12 Eylül 1980 askeri darbesine giden süreçte taşlar itinayla yerine oturtuldu. Kanlı 1 Mayıs 1977 olayları, milliyetçi cephe hükümetleri, bitmeyen kaos ve anarşi ortamı tesis edildi.

Rogers Planını kabul etmek, Kıbrıs davasına ihanetti

12 Eylül darbesi ile Türk siyasetinin yeniden içte ve dışta dizaynı başlatıldı. ABD’nin güdümünde hazırlanan ve Kenan Evren’e daha önce dikte edilen, Yunanistan’ın yeniden NATO’nun askeri kanadına dönüşünü içeren “Rogers Planı,” Evren tarafından kayıtsız şartsız kabul edildi. Halbuki, KKTC’nin bağımsızlığına giden süreçte Evren, ancak “KKTC’nin hukuken tanınması karşılığında Yunanistan’ın dönüşünü kabul ederiz” kartını masaya koyarak Kıbrıs meselesinin kalıcı çözümü sağlanabilirdi.

Özal dönemi şüpheli ölümler ile sona erdi

Nihayet 15 Kasım 1983’te Türkiye’nin desteğiyle KKTC’nin resmen ilanı ile adada Türklerin hakları koruma altına alındı. Elbette Türkiye’den başka ülkenin tanımadığı KKTC, direkt ekonomik ve siyasi ambargo altına alındı. Yine böylesine önemli siyasi ve diplomatik başarı sonrasında, 15 Ağustos 1984 Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla terör sahnesinden ASALA çekilip yerine PKK örgütü geldi. Terörün bitirilmesi noktasında inisiyatif alan merhum Turgut Özal ve ekibinde yer alan önemli isimler; Adnan Kahveci, Eşref Bitlis, Hiram Abas, Uğur Mumcu ve son olarak Özal’ın şüpheli ölümü ile birlikte örgütün faaliyetleri büyük hız kazandı.

Terör koalisyonu, savaş şirketlerine doğru dönüştürülebilir

Bugün ise EOKA-ASALA-PKK terör zihniyetinin tek çatı altına toplandığı bir terör koalisyonu dönemi yaşanıyor. Alfabedeki harflerin yerlerinin değiştirilmesiyle meşru zemine oturtulmaya çalışılsa da, politikaları ve kullandıkları silahların menşeleri değişmiyor. Bu son olarak Karabağ’ın vatan savunmasında görüldü. Terör koalisyonu artık Suriye-Irak hattında, Kafkasya’da hatta Kuzey Afrika’da. Önümüzdeki süreçte de bu yapılanmalar yavaş yavaş savaş şirketlerine doğru dönüştürülmesi mümkün görünüyor.

Hülasa

Ortak terör sözlüğü oluşturmak istemeyen uluslararası aktörler, cephede yenemeyeceği Türkiye’ye karşı elbette vekil güçlerini kullanmaya devam edecek. Türkiye, terörle mücadelede her 10 yılda bir strateji ve taktiklerini sert ve yumuşak güç bağlamında yeniliyor, geliştiriyor. Şimdi 2030’a uzanan yeni bir sürecin içine giriyoruz.

Geçmişte olduğu gibi yeni dönemde de Türkiye, dış politikada gücünü ortaya koyduğunda yine anarşi ve terör kartı ile iç siyaseti dizayn edilmek istenecek. Bu yüzden Türkiye, komşularının iç işlerini kendi dış işleri kabul ederek diplomatik savunma hattını komşu ülkelerinin başkentlerine kadar genişletmesi büyük önem arz ediyor.

Bu vesile ile Türkiye ve Kıbrıs’ın vatan savunmasında canlarını feda eden şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.