BİR ÜLKEYİ FETHEDEBİLİRSİNİZ, PEKİ YA HALKINI?

DR. FURKAN KAYA 10 Mar 2021

Dünyada her yüz yılda en az bir kere savaş çıkar ve akabinde kalıcı barışı sağlamak adına çaba harcanır.

Dünyada her yüz yılda en az bir kere savaş çıkar ve akabinde kalıcı barışı sağlamak adına çaba harcanır. Napolyon Fransası’nın yenilmesinden sonra İngiliz Lord Castlereagh, Fransız Tallyrand, Rusya Çarı Alexander, Avusturya Prensi Metternich, 1814 yılında Viyana’da Avrupa’nın yeni siyasi haritasını çizmek için 6 aya yakın emek harcamışlardı. “Avrupa Uyumu” denilen yeni düzen, ancak Birinci Dünya Savaşına kadar devam edebilmişti. Savaş sonrasında 1919 yılında Avrupalı diplomatlar Paris’te tekrar 6 ay toplanmışlardı. Yani aslında her barış süreci, bir sonraki savaşın kuluçka evresiydi.  

Birinci ve İkinci Cihan Harplerinin psikolojik yıkımı

Ünlü İngiliz yazar Herbert George Wells 1914 yılında 20. Yüzyıl arifesinde savaşın hızla olanaksızlaştığı ifade ederken, artık Avrupa’da Balkanlar, belki de Rus imparatorluğuyla Avusturya imparatorluğuna yakın yöreler dışında fetihler çağı kapandığı ve devletlerin sınırlarının kalıcı istikrara kavuştuğu zannediliyordu. Birinci Dünya Savaşının patlamasıyla bütün bu düşüncelerde geçerliliğini yitirmiş oldu. Sonrasında ise Birinci Dünya Savaşının “en son savaş bu” diye tepki verenlerin ümitleri de İkinci Dünya Savaşının başlamasıyla yerle bir oldu.

Yeni dünya düzeni, yeni çelişkiler

Soğuk Savaşın inançlarından kurtulan dünya, anlaşılmasını daha güç kılan çok sayıda paradoksa karşı koydu. Bugünün stratejik görüntüsü tek sözcükle “çelişkiler” olarak tanımlanabilir. Tehdidin kaybolması ama çatışmaların artması, nükleer ve kimyasal silahsızlanma ama atomik ve balistik tırmanma, küresel politikaların tohumlanması ama bölgesel özerkliklerin giderek kökleşmesi, devlet-ulus bunalımına karşı milliyetçiliğin yükselmesi ve mikro ulusların artık zincirinden boşanması gibi örnekler zamanda daha da çoğalacaktır.

Gücün olmadığı bir yerde diplomasi, notaları olmayan orkestraya benzer

Babil’den Napolyon, Stalin ve günümüze kadar diplomasi ile savaş, bir madalyonun iki yüzü gibidir. Diplomasi, savaşı tehdit için kullanırken savaş diplomasiyi zaman kazanmak için kullanmaktadır. Fakat ABD’nin hegemonyasını dünyaya kabul ettiremediği, askeri güçle muharebelerin kazanılıp, savaşların kaybedildiği, devletlerin savaş şirketleri, terör örgütleri eliyle gayrinizami harp düzeni ettikleri ve küresel sorunların tek bir organizasyon tarafından çözülmesinin imkansız olduğu günümüzde diplomasiye her şeyden fazla önem verilmelidir. İster terörle mücadele ya da ilkim değişikliği, küresel ısınmayla mücadele olsun, “mega diplomasi,” “konvansiyonel diplomasiden” daha önde olmak durumundadır. Çünkü konvansiyonel diplomaside her millet ayrı ayrı temsil edilirken, mega diplomasi yönteminde dünyanın ortak problemlerini çözmek için birlik oluşturulmak zaruri hale gelmektedir.

Esasta ahlaklı olabilmek, iyi olanı ifade etmek değil, çözümlerin içinde en az kötü, zararlı olanı ortaya çıkaracak çaba içerisinde olabilmektir. Sömürgeci, emperyalist güçler tarih boyunca devasa ölçekteki toprakları fethedebilmişlerdir. Lakin sahip olduğu topraklar üzerinde birliği sağlamada çoğu başarısız olmuştur. Bu anlayışı son olarak üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin başarıyla uyguladığı söylenebilir.

Hülasa

Kenya’nın ilk devlet başkanı Jomo Kenyatta “Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Gözlerimizi kapayıp dua etmeyi öğretip sonrasında gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.” ifadesi sömürgeci güçlerin yıkım ve yapma üzerine politikalarının onlarca yıl boyunca bu topraklar üzerine kan ve gözyaşı akmasından başka işe yaramamıştır. Gerçek fetih, devasa toprak parçalarını sınırlarınıza katmak ile değil, o toprağın gerçek sahiplerinin gönüllerini fethetmekle mümkündür. Çünkü insanlık uykudan uyandığında, kendini yıkımın tam da ortasında bulabilir.