KAZAKİSTAN'DA İSTİKRARSIZLIK

Gelecek haftanın başında Ukrayna meselesi odaklı Batı-Rusya ilişkilerini konuşmayı bekliyorduk.

Gelecek haftanın başında Ukrayna meselesi odaklı Batı-Rusya ilişkilerini konuşmayı bekliyorduk. 12 Ocak’ta gerçekleşmesi beklenen NATO-Rusya Konsey toplantısı yıllar sonra gerçekleşecek ilk toplantı olması hasebiyle önemliydi. Hemen öncesinde gerçekleşecek AGİT ve NATO-Ukrayna Komisyonu toplantıları da sonuçta Batı ile Moskova’nın ilişkilerinin yakın gelecekte nasıl ayarlanacağının sorulacağı platformlar olacak. Çatışma ihtimalini yükseltmeden tarafların nasıl pozisyonlar çizeceklerini heyecanlı bir şekilde tartışacakken gündemimize Kazakistan’da yaşanan istikrarsızlık oturdu. Son günlerde uluslararası toplum Kazakistan’ın geçirdiği zorlu haftayı nedenleri ve sonuçları üzerinden hararetle tartışıyor. Gelin, biz de bu tartışmaların bir özetini vererek son krizin bir fotoğrafını çekelim.

İç dinamikler

Kazakistan’da yaşananların niçin yaşandığını tartışanların ilk odaklandıkları dinamik ülke içi faktörler. Ancak bu açıklamalar daha çok Kazakistan’ın batısında başlayan protestoların sebeplerine odaklanıyor. Bu noktada Kazakistan ile ilgili tartışmalar oryantalist bir tona da bulaşıyor. Sonuçta Orta Asya’nın nispeten zengin ve dışarıya açık, dolayısıyla üretim ve hizmet sektörünün işlemek zorunda olduğu bir ülkesinden bahsettiğimize göre, protestolara sebep veren yönetişim sorunu, dengesi bozulan, özellikle de kalkışmaların bastırılması esnasında daha açık hale geldiği düşünülen iktidar içi güç ilişkilerinde ve sivil-toplum ile iktidar arasında açılan uçurumda aranıyor. Bu açıklamalar rantçı devlet modeli ve rejim güvenliği ile ilgili bazı genel hususları yakalıyorlar ama atladıkları Kazakistan’a ve günümüze içkin açıklamalar da var ve bunların atlanmaması gerekiyor.

Bugün protestoların başladığı Janaözen, Aktau ve Manıstav ilk kez ekonomik nedenli protestolarla sarsılmıyor. 2011’de de ciddi protestolar özellikle petrol ve doğal gaz sektöründe çalışanlar arasında yaşanmıştı. Ancak, Kazakistan vatandaşlarının “önce ekonomi, sonra politika” diyen Kazak elitinin formülünü mü eleştirdikleri, yani siyasi bir reform mu talep ettikleri yoksa “önce ekonomi” içerisinde bir talepte mi bulundukları 2011’de çok net anlaşılamadı. Aslında Kazakistan siyasi eliti, özellikle 2011 sonrasında Kazakistan’ın sadece bir rant ülkesi olarak yapılanmasının getireceği risklerin de farkında olarak hareket etmeye çalışıyor. Bu noktada bir elleriyle Kazakistan milliyetçiliğini diğer elleriyle Türk Dünyasının kurumsal-normatif çerçevesini güçlendirme yönünde adım atmaya, bu sembolik adımların gücünden faydalanmaya ve ekonomik işbirliği alternatifleri oluşturmaya çalışmaları tesadüf değil. Kazakistan için mesele rejim güvenliği ise bile Kazakistan siyasal eliti, rejim güvenliğinin çok dar çerçevede kotarılmayacağını bir süredir düşünüyor. Maalesef Kovid-19 süreci ve küresel ekonominin yaşadığı çalkantılar bu açıdan çabalarının meyve vermesinin beklenemediği bir acelecilik hali ortaya çıkardı.

Çalınarak radikalleştirilen alan

 Aynı 2011’de olduğu gibi 2022’de de protestoların başlangıcında bir belirsizlik vardı. Protestocuların “önce ekonomi, sonra politika” formülünü mü eleştirdiği, yoksa doğrudan ekonominin çeşitlendirilmesi, güçlenmesi ve bu gücün halkın ekonomik beklentilerini artırması ile ilgili bir arzuyu mu dillendirdikleri anlaşılamadı. Zira protestolar, sivil-toplum iktidar arasında bir diyalog ve pazarlık alanı açmadan birileri tarafından çalındı. Kimin ya da kimlerin siyasal-toplumsal alanı çaldığı ile ilgi pek çok iddia var. Melez çatışmaların, terörize vekil savaşların dünyasında bu tür radikalleşme anları vekil olan/olmaya aday olanların güçlerini abartmak için kullanmaktan çekinmeyecekleri, teşvik edecekleri anlar. O noktadan itibaren Kazakistan’ın olayları terörle mücadele çerçevesinde sınıflandırdığını ve bu doğrultuda güvenlik politikası geliştirdiğini görüyoruz.

Jeopolitik Mücadele

Bu kırılma anı bazı yorumcular için jeopolitik mücadele ile de ilgili bir an. İç faktörlerden çok dış faktörler odağında meseleyi okuyan bu yorumcular Kazakistan’ın izlemeye çalıştığı Batı, Rusya, Çin, Türk Dünyası arasındaki dengeli politikanın bir jeopolitik itiş kakışa sebep olduğunu düşünüyorlar. Aslında bu itiş kakışın Batı-Ukrayna-Rusya üçgenindeki pazarlıklara da bağlı olarak okunduğunu görüyoruz. Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün (KGAÖ) çok uluslu barışı koruma güçlerinin KGAÖ üyesi Kazakistan tarafından ülkeye davet edilmesi Rusya için olumlu ve olumsuz anlamda bir cephe açılması olarak görülüyor.

Şunu ifade etmek gerekir ki ikili karşıtlıklardan çok daha karmaşık bir jeopolitik gerçekliği var Kazakistan olaylarının. Öncelikle KGAÖ güçlerinin muharip işlevden ziyade kritik noktaların korunması için geçici ve kısa süreyle davet edildiği duyuruldu- ki bu da KGAÖ’nün Kazakistan’da rejim güvenliğinin sağlanması açısından caydırıcı bir kuvvet olarak düşünüldüğünü bize gösteriyor. Rusya ve KGAÖ açısından bu davet ve davetin kabulü, bölgedeki güvenlikleştirme/güvenlik gündemini şekillendirme açısından elbette önemli. Ancak rejim güvenliği açısından caydırıcı bir işleve sahip olmak KGAÖ için yeni bir mesele değil. Son yirmi yılda bölgedeki aktörler hem güvenlik gündemini belirleme inisiyatifi için hem de değişim ve süreklilik dinamiklerinin kontrolünü ellerinde tutmak için uğraşıyorlar.

Batı nerede?

Bu noktada Batı-Rusya karşıtlığından ziyade Rusya-Orta Asya Devletleri-Çin’in görünür-görünmez pazarlıklarından bahsetmek daha doğru. Nitekim, bölgede jeopolitik satranç tahtasından filan bahsedilirken birileri ABD nerede, Avrupa nerede diye sorma ihtiyacını duydu. Desteklenenler ve vekiller üzerinden yaratılan huzursuzluğun ya da oryantalizme göz kırpan demokrasi söylemi ötesinde ABD’nin ve Batı’nın Kazakistan’ı çeşitlendirmeye bağlı tutma dışında şimdilik bir gündemi varmış gibi gözükmüyor. Ayrıca bildik teraneyi de tekrar etmekte fayda var. ABD Asya’ya çapa atmak ve oradaki silahlanma yarışını en önde tamamlamak gibi bir saplantının peşinde. Avrupalı aktörler Rusya’nın Avrupa’daki varlığı ile ilgili memnuniyet verici olmayan bir tartışmaya gark olmuş durumdalar. Kazakistan özelinde çeşitlendirmeyi tamamen Rusya odaklı bir politikaya çevirmek konusunda Moskova’nın kendine ait sorunlarının olduğu da biliniyor. Sırf Kazakistan rejimi üzerinde etkisi artacağı için diye Rusya’nın bu sorunları bir çırpıda çözeceğini düşünmek güç. Her şeyden önce, Avrasya Ekonomik Topluluğu’nun işleyen etkin bir örgüt olarak ortaya çıkması için Kazakistan gibi üyelerin ekonomik dinamizmlerini ve kontrollü açıklıklarını korumaları gerekiyor. Dolayısıyla Moskova etkisini artıracaksa dahi bunu Kazakistan ekonomisinin dinamizmini ve açıklığını öldürmeden ve Çin ile Batılı şirketleri rahatsız etmeden yapmak zorunda. Tüm bu nedenlerle, zaten meşgul Batılılar sahadaki radikalleşmenin parçası olan vekillerinin arkasında da tam olarak duramıyorlar.

TDT yola devam etmeli

Kazakistan olaylarının çok zikredilmeyen üçüncü bozutu aslında psikolojik. Karabağ zaferi, Türkiye-Ermenistan, Ermenistan-Azerbaycan normalleşme süreci, Rusya’nın kendi sebepleri nedeniyle bu sürece karşı çıkmaması, 3+3 inisiyatifi Türk Dünyasının moralini yükseltmişti. Kazakistan olaylarını cesaret kırıcı olarak almamak gerekiyor. Çünkü Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) kurumsallaşması sadece duygusal bir tepki değildi. Bölgede hem ekonomik karşılıklı bağımlılığın artırılması, yönetişimin güçlenmesi, krizlerin önlenmesi ile ilgili ortak bir aklın oluşturulması ihtiyacının yansımasıydı. Bu bağlamda Kazakistan olayları, siz ister iç, ister jeopolitik mücadele bağlamında okuyun, bu ihtiyacın karşılanmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. İstikrar için çok yönlü kalkınma, denge, “önce ekonomi” formülünü ekonomik altüste yol açmadan daha öteye taşımak bir zorunluluk. Uzun bir yolun başlangıcında olan TDT, bu ihtiyacın hangi unsurlarla nasıl karşılanacağının düşünüldüğü, hegemon bir gücün denetiminde olmayan platformlardan biri olarak önemini koruyor. Yola devam…