İLİŞKİDE KENDİNE YETECEK MERHEMİN KALMAZ!

İlk dert, evlenecek kız yok abi, evlenecek adam yok hayatım.

Herkes şikayetçi.

Kimden mi? Birbirinden.

Yani.

Kadınlar erkeklerden, erkekler kadınlardan.

Bir dinle, bin ah işit, dert yüklü hepsi.

İlk dert, evlenecek kız yok abi, evlenecek adam yok hayatım.

EH valla yok gibi.

İlişkinin başlangıcında işimize geleni anlayıp işimize gelmeyeni göz ardı edişimizden olabilir mi?

Yani görmemezlikten gel.

Duymamazlıktan gel.

Anlamamazlıktan gel.

Yahu! Çok işaret var çok.

Sana verilen işaretleri anlamamazlıktan gelme.

İlk sorun sanırım birini bulma telaşından geliyor.

Aman biri olsun da, ya da hah bu işte! Galiba duygusu.

Ve ikinci sorun, ben bambaşkayım, tekim, çok özelim, çok güzelim bana yapmaz.

Ne münasebet sen neden çok özelsin ki.

Ben genç kız iken, birini tanımak ne kadar zor derdik, zor olan zaman süreci tabi ki.

Karşındaki kapalı kutu, hiçbir şeyini bilmiyorsun.

İlk buluşma, sonrasındaki tanıma süreci uzun uzun olunca da kişi sayısı az oluyor, en iyi tarafı bu.

Yavaş yavaş, ama sahici.

Sen onun evini ve yaşamını bilmezsin, o senin evini ve yaşamını bilmez.

Kim olduğunu anlamak telaşsız.

Şimdi öyle mi, zaman anlamında çok şanslılar.

Hem erkekler, hem kadınlar için söyleyebilirim ki, sosyal medya karşınızdaki insanın CV’si gibi.

Evinden video çekiyor al sana evi, arabasında yol videosu çekiyor al sana arabası, gittiği mekanlar. Beraber fotoğraf çektirdiği aile üyeleri, arkadaşları, olaylara yorumları, ülke derdi, al sana şak diye anlayacağın paylaşımlar.

O insanın kolundaki saati, gözündeki gözlüğünü bile bilerek ilişkiye başlıyorsun, bak bu ne büyük şans.

Sokak sever mi, mekan sever mi, hava atmayı sever mi, hepsini, her şeyi anlarsın.

Başka.

İşte size sağlam tüyolar; 

Bak tüm paylaşımları yalan olsa, ne kadar yalancı biri olduğunu hemen anlarsın.

Facebook ve instagram sayfasına bakın.

En önemlisi.

Takip ettiği kişilere bak, onu takip eden kişilere bak.

Erkek ise kadın sayısına, kadın ise erkek sayısına bak.

Adam Atatürkçüyüm diyor, anlatıyor falan.

Atatürk'e ait şahane sayfalar var, birini takip etmiyor.

Adam dindar; 

Hayırlı cumalar, Allah.cc falan paylaşıyor yazıyor, bir tane din ilmi, kuran ilmi, ilahiyatçı, ne bileyim mesela Nihat Hatipoğlu falan takip etmiyor.. 

Sayfasında aynı türden ortalama yüzlerce kadın dolu, onları takip ediyor.

Anla işte.

Kadının, hep kendini ve vücudunu paylaşım derdi var ve mekan paylaşıyor.

İlişkiden ne beklediğini daha nasıl anlayacaksın. 

Anla işte.

Adam diyor ki; uzun süredir aşk, ilişki yaşamıyorum, bir kadın ile beraber olursam, onu yemeğe götürmek lazım, hediye almak lazım.

Aslında zırnık bekleme diyor.

Anla işte.

Adamın işi belli, ya da mesleği belli, tek bir iş fotoğrafı ya da iş arkadaşları ile paylaşımı yok.

Anla işte.

Adam, ya da kadın, o ev kaç lira, şurada evler kaç lira, sizin orada kaç lira diye mal mülk soruları soruyorsa.

Peşinde olduğu şey belli.

Anla işte.

İlk buluşma oldu, parayı sana ödetiyorsa, ya da kendi öderken canı sıkılıyorsa ve sen bunu hissediyorsan.

Zırnık vermem diyor.

Anla işte.

Yok biz illa anlamazlıktan geleceğiz ve şansımızı deneyeceğiz.

Olmazları olur yapacağız diyorsanız.

Emin ol sana değişik davranmayacak.

Alin bakın en sağlam tüyo.

Ona eski ilişkisini sorun.

Uzun uzun anlatıyorsa ve atıp tutuyorsa hemen ondan dört nala kaçın.

Hemen kaçın ki hiç zaman tanımayın.

Bak işaretin alasını veriyor, gör anla, olmayacak ilişkinin peşinden gideceğine işaretin peşinden git.

Zaman içinde tanıdığınız insanların sayısının çoğalması kötü oluyor, insanın ruhu kirleniyor ve geleceğe umudu kayboluyor.

Herkesi istifleyemeyiz ki.

İstif deposu.

İlişki kazalarını çoğaltmamak lazım.

Kaza yerini terk ede ede, insanın isyan duygusu güçlenir.

O olmuyor, bu olmuyor.

Hayal kırıklıklarını üst üste yığ.

Yerimiz de kalmıyor.

Of be.

Ateş düştüğü yeri yaka yaka giderken, kendine kadar yetecek merhemin de kalmıyor.

Bitir gir, bitir git, ilişki yorgunu olursun bir de bakmışsın artık için acıyor.

Ve bir gün.

En kötüsü, içinin neye acıdığını bilemeyeceksin.

Funda'nın aklındakiler…

...Yaz geldi.

Deniz ve iskele hikayelerim başladı.

Bir gün yazdıklarımı ve yazmadıklarımı kitap haline getireceğim.

Ben denize sabah 07.30’da giderim, 09.30, bilemedin en geç saat 10.00’da çıkarım.

İskelede kalabalığı hiç sevmem ve sıcak saatlere dayanamam.

Mümkün olduğu kadar insansız iskele ve deniz sahası yaşarım.

Sonrası ev bir daha da çıkmam.

Bu erken saat aralığında bile iskele hikayelerim var, siz düşünün artık.

Kadın 75’li yaşlarda 50 senelik kocası yakın tarihte vefat etmiş.

Kadını tanımam arada 3 günaydın dışında sohbetim olmayan biri.

Ölümü bilen biriyim.

Eşinin vefat ettiğini uyduğum için, başınız sağ olsun diyorum.

AH çok teşekkür ederim diyor başlıyor, bebek gibi baktım, en pahalı hastane de yatırdım diyor.

Gerisini dinlemiyorum.

Yakınında birini yakalıyor, 2 kadın tuttuğunu baktırdığını anlatıyor, oğlunun yanına gitmiş oğlu unutsun, oyalansın diye sürpriz İspanya gezisi yaptırmış.

Şu mekan yemek, bu mekan şu para falan anlatıyor.

Vah vah diyorum.

Hayat arkadaşın ölüyor, baban ölüyor, biz seyahate gidelim. 

İnsanlarda bir ölümün, arkasından yas tutma süreci de kalmamış.

Kimsenin ölüm falan umuru değil.

Acıyı neden yaşamıyorsun. 50 sene yahu, neden unutacaksın, neden oyalanacaksın, neden?

Hayat devam ediyor bu kadar kolay mı?

Senin çeyrek asır hayat arkadaşın ölmüş, aynı yastık falan.

Vah gidene.

Funda'nın aklındakiler…

... İyi insan 

İyi insan olmak, iyi insan kalmak ne kadar zorlaştı.

Hayat oradan zor ki, kazık yediğin hikayelerin o kadar çoğalıyor ki. 

İyi insan kalmaya, iyilik yapmaya merhametinde yetmiyor.

Sadece merhamet ediyorsun.

Sadece bi ahhhhh.

Yeni tanıdığım biri var, gerçek iyi insan nasıl olunur, onun sayesinde tam anladım.

Kendi kocaman dertleri ile uğraşırken el alemin tuzu kuru insanların bir avuç incir çekirdeği sorunları ile uğraşmak.

Karşılıksız.

Hikayeyi şimdi anlatamam, ya da belki ilerleyen zamanlarda anlatırım.

Bir iyi insan çıkar ve sana iyiliği düşündürür.

Beni sadece instagramdan tanıyan, Sevim' in sandıktan çıkan eski işlemeli Boşnak işlerini bana yollaması, umarım beğenirsiniz, siz kullanın demesi gibi.

Sizin de şöyle ihtiyaçlarınız var mı?

Birine ne olur ben de beğendiğin bir şey var ise sana vereyim.

Birine ne olur bak bu benim çok güzel sen al, sen giy üzerinde göreyim demek.

Paran var mı, diye sormak.

Paran var mı, diye sorulmak.

Ben seni çok seviyorum demek.

Bu gece bana gel nolur, aynı kanepede diz dize oturalım, dertleşelim demek.

Bu gece aynı odada uyuyalım mı demek.

Çok zor değil mi?

Şimdilerde, kimse kimseyi aramıyor, ses duymuyor, mesajlaşmıyor. 

Duygu paylaşımı sıfır.

Peki ne yapıyor.

Story’den sen ne yapıyorsun oraya bakıyor.