WebDetayEmin
EminEvimMobil


KONSENSÜS MÜ OLACAK, YOKSA "UZAK ÇÖZÜM" ARAYIŞI MI? 

Mehtap DEMİR 26 Tem 2020

Yıllardır vahşice öldürülen her kadının ardından birileri çıkıyor sadece kınıyor ve ardından tam anlamıyla toz oluyor, kaçıp gidiyor…

Hep aynı acıları yaşıyoruz…

Bitmiyor, durmuyor, durdurulamıyor.

Durmayacak gibi de görünüyor.

Yıllardır vahşice öldürülen her kadının ardından birileri çıkıyor sadece kınıyor ve ardından tam anlamıyla toz oluyor, kaçıp gidiyor…

Efendim kadınlar öldürülmesinmiş, yazıkmış, toplumsal sorunumuzmuş, kadınlara şiddet olmasınmış…

E ne olmalıymış?

İşte bu sorunun yanıtı koca bir hiç…

Sözü eveleyip gevelemeye gerek yok!

“Aman birilerini kızdırmayayım” hassasiyetine gerek yok!

Acaba ne desem kimin tarafına düşerim demeye hiç gerek yok!

Ortada bir İstanbul Sözleşmesi var, neyse eksiği gediği konuşulur anlaşılır giderilir hukuki çerçevesi tartışılır, ama vazgeçilemez.

Neden mi?

Farklı bir alternatif, farklı bir dayanak yok

Eleştiri var sadece…

6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” eksiksiz ve tam olarak uygulanmalı… Kadın cinayetlerine sıfır tolerans nasıl olacaksa siyasiler hukuk yapıcıları STK’lar kısacası hepimiz taşın altına eline koymalıyız.

Kadınlar güvenli değilse toplumuzdaki hiçbir alan güvende değil demektir…

Toplumsal psikolojimiz Pınar Gültekin cinayetiyle bir kez daha gösterdi ki endişe verici.

Kanuni tedbirler yeterli değil ki aynı ızdırabı, her geçen gün yenilerini görerek yaşayacağız.

Türkiye’nin taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi önemli.

Eleştirirken tarafsız olmayı yaşam tarzlarımızın getirdiği bakış açısını, marjinal çıkışları iyi değerlendirmeliyiz.

Empatiden uzak bir bakış açısı bizi daha derin acılara sürükler.

Sebepleri salt kişisel görüşümüzle ortadan kaldırmaya yeltenmek dünyaya, Türkiye’ye, kadınlara daha da ötesi insanlığa ihanet demektir.

Tabi bence en önemlisi ve kadın cinayetlerinin, şiddetin kaynağının merkezine oturan bir sorun var ülkemizde: Medya…

İnanılmaz derecede şiddet meşrulaştırılıyor, medyada.

Örneğin haber kanalları reyting uğruna her gün en acı, en vahşi haberleri gözümüze gözümüze sokuyor.

Eleştiriyor görünse de kallavi kesme-biçme görüntülerini beynimizin en kuytu köşelerine işliyor.

İnternet haber sitelerinde vahşi tecavüz haberleri “tık alma” kaygısıyla pazarlanıyor.

Diziler ve kadın programlarındaki akıl almaz ilişkiler reklam pastasındaki koskoca payı kaptırmamak için her gün bizi yiyip bitiriyor.

Şiddet normalleştiriliyor…

Normalleştirildikçe de içten içe toplumumuzu kemiriyor.

Kısacası medyada ahlak dersi verenler de edep vurgusu yapanlar da eşitliğin altını çizenler de salt bu reklam pastasından gelirleri eksilmesin diye timsah gözyaşları döküyor…

Pınar Gültekin cinayeti bir kez daha gösterdi ki bu vahşet bitmeyecek.

En önemlisi ise cinayete neden olan toplumsal çürümüşlük, taraflı ve konsensüsten uzak çözüm arayışlarıyla asla sonlanmayacak.

İstanbul Sözleşmesi eksik gedik neyse bir olgu…

Devletin tüm aygıtları, STK’lar, bilim insanları bir an önce hızlıca harekete geçip, yok etmek yerine alternatifler üzerinde düşünmeli.

Bizlere düşen görev bundan ötesi değil…

Çünkü,

Kadın ve çocuk cinayetleri, ev içi şiddet, psikolojik baskı ve zorbalık insan hakkı ihlali, can güvenliği ve hak güvenliğidir.

***************************

Şiddet bitmiyor, boyut değiştiriyor…

İşte geçen ay yayınlanan bir rapor…

“Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporu.

2020’de sadece mayıs ayında 21 kadının öldürüldüğü vurgulanıyor…

“Kadınların ölüm sebeplerinin tespit edilememesinin kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin görünmez kılınmasının bir sonucu olduğu” belirtilen rapordaki sonuçlar ise tüyler ürpertiyor…

“Kadınların kim tarafından, neden öldürüldüğü tespit edilmedikçe; adil yargılama yapılmayıp şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet boyut değiştirerek sürmeye devam ediyor.”

Yardım isteyen kadınların sayısı ise yüzde 55 artmış.

Raporda “Nisan ayına göre yardım isteyen kadınların oranında yüzde 55, kadına yönelik şiddete tanık olan kişilerin başvurusunda da yüzde 60 oranında artış yaşandı” deniliyor

Peki soralım…

Bu şiddet yangını nasıl söndürülecek? 

Ya da sorumluluk sadece siyasetçilere mi yüklenecek?

Ha keza

Suç ve suçluyla mücadele çok boyutlu olarak nasıl sürdürülecek?

Kim sürdürecek bu mücadeleyi ve kim bu mücadeleye kim yön verecek?

*****************

Günün Sözü:

‘Annesini, kızını, eşini, kız kardeşini öldürme potansiyeli olan bir kişi için “sevgilisiymiş” indirgemesi yapmak sizi zalim yapar.’ Mehtap Demir