GENÇLIK BAŞIMDA DUMAN

Artık söz gençlerde. Baksanıza koca koca markalar ve siyasi partiler her bir ağızdan ağızlarının içine bakıyor gençlerin.

Gençleri anlamak, anlamaya çalışmak hızla yükselen bir değer. Çocukerkil ailelerden sonra işin buraya gideceği belliydi. Şaşırmış gibi yapmayı seviyoruz ama geleceğe hazır olduğumuz pek söylenemez.

Gençler konusunda birbirinden yanlış iki ana akım var. İlki gençlerin pek de yeterli olmayan tecrübeleriyle sıralarını beklemeleri gerektiğini ve “büyüklerin” işine pek de karışmaması gerektiğini söyleyen kanat. Bunları televizyon ekranlarında kimseye söz vermeden, nefes alsalar sözü yaptıracakları zannıyla durmadan konuşmalarından ve etraflarına toplanmış bir avuç taraftar ile herkese öfkeyle yaklaşmasından tanıyabilirsiniz. Bazıları küçümser bakışlarla gençlere okuma listeleri hazırlar, diğerleri gençlerin kendilerini nasıl yetiştirmeleri gerektiğinden söz eder. İşin aslı çizdikleri gençlik çerçevesi kendilerinin tıpkısının aynısıdır. Aynada kendilerini görmekten mutluluk duymanın hazzı onları mest eder. Onlar mutludur ama gençler öyle mi? Meselelerin çözümsüz kalmasından dolayı pek de sonuç alamadıklarını söylemek mümkün.

İkinci kısım ise kayıtsız şartsız gençleşme taraftarları. Onlara gore ihtiyarların söyledikleri her şey geçerliliğini yitirmiştir ve evet, yeni bir dünya kurulmalıdır. Bunun için ihtiyaç duyulan tek şey gençliğin enerjisidir. Gençlik var ya, taşı sıksa suyunu çıkarır. Mizah deseniz gençlerde, zeka deseniz onlarda, dünyayı da geziyorlar. Hem laf aramızda kendileri ice latte’yi de çok seviyorlar. İyi müşteri bunlar yahu. Müşteri velinimetimizdir. Hatalar yapacaklar ve eninde sonunda hayatla yüzleşecekler ama ne gam. O kadar da uzun boylu planlara gerek yok. Carpe diem yahu, anı yaşa… Gençperestlik yapan bu konsorsiyum onların tecrübezisliğini kendi bizinıs pilanlarıyla tevhid eder. Tevhid nedir diye soracaklara parantezsiz: Birleştirir, birleştirir. Festivallerini bu gençlerle yaparlar ve para musluklarına derler ki: Ağam, paşam biz gençlere erişiyoruz. Bu tekerleme böyle sürer gider.  Ortada genç diye dolananlar da içleri çürümüş bazı hesapçı ruhlardır. Ama olsun, zevahir kurtarılmıştır.

Üçüncü yol yok mu? Pekala var. Ne gençlere kulaklarını tıkayıp onları yok sayan veya işlenecek hammadde olan görenler ne de onları anlıyormuş gibi görünüp de üstlerinden maddi manevi kazanç elde eden kişiler… İhtiyacımız olan gençlerle konuşup onlarla ilkeler üzerinde saygı çerçevesinde konuşacak kişiler. Saygı karşılıklı tabii. Üçüncü yol bu. Sosyal medyada kendine ketibe devşiren milis komutanları değil ihtiyaç duyduğumuz. Samimiyetle göz göze iletişim kuran ve konuştuğu kadar dinlemesini de bilen aklı başında abiler, ablalar… Yoksa gençlik başımızda bir duman olmaya devam edecek ve maalesef geleceğimizi görmemizi engellemenin yanı sıra, sobanın üzerindeki buz gibi eriyip gidecek.

Özetleyelim: İki kulağımız bir ağzımız var. Çok dinleyip az konuşmalıyız. Yoksa? Yoksa kendi kendimize konuşan deliler olarak aynalara bakar dururuz. Sonra durup sorarız: Biz nerede yanlış yaptık?