SEVGİNİN MAHRECİ

Cemalnur SARGUT 06 Oca 2022

Kur'ân'da, kalbi bu şekilde idrak etmemizi sağlamıştır, çünkü âyet-i kerimede Allah, kalbî îmandan bahseder.

Mâneviyat ehli kalbi, keşif ve ilham mahalli, bilme vâsıtası, gaybın anlamlarının yansıdığı, hikmetlerin indiği bir ayna olarak görür.

Kur’ân’da, kalbi bu şekilde idrak etmemizi sağlamıştır, çünkü âyet-i kerimede Allah, kalbî îmandan bahseder. Kalp “Allah’tan öğrenen akıl” olarak da Kur’ân-ı Kerîm’de adlandırılır. Yâni doğrudan Allah’tan feyz alan ve kitaptan değil, keşifle, Allah tarafından öğrenen. Bunun için de Kur’ân’da “Aklın yok mudur?” ve “Kalbin yok mudur?” diye iki ayrı hitap kullanılmıştır.

Akılla ilim, kalple hikmet ortaya. Hikmet de, Allah'ın her yerde nasıl görüleceğini kulun öğrenmesi ve idrak etmesidir.

.......

Kalp, aslında aşkın mahallidir, çünkü Allah tarafından yönetilir. Fakat kalp Allah aşkına muhatap olmadan önce, idrak etmeden önce Allah onun yüzünü çeşitli mahallere yönlendirir. Buna biz ‘sevgi’ diyoruz, ‘çekim’ ve ‘arzu’ diyoruz; işte evlada sevgi, eşe sevgi, insana sevgi, hayvana sevgi gibi.

Sevgi, her varlığa, Allah'ın yarattığı her şeye duyulabilen histir, yakınlık hissidir, kendini ona yakın hissetmektir. Bâzen isimler birbirine benzediği için, birbirlerine çekilirler; bâzen de isimler birbirine zıt olduğu için, birbirlerine çekilirler.

Kalp ne tarafa dönerse, yüzü ne taraftaysa o tarafa doğru kuvvetli bir sevgi besler. Fakat en sonunda hepsinin boş olduğunu anlayıp Allah’a döner ve o zaman kalbin adına ‘berzah’ denir. Yâni hakîkatle dünyâ âlemi arasındaki ‘orta âlemi’ sevgi âlemini oluşturur. Bu berzah âlemi, iki âlemi birleştiren âlemdir ki, “yere göğe sığmayan Allâhu azîmü’ş-şan’ın, müminin kalbine sığdığı” hadîs-i şerîfi burada zuhûr eder.

Yâni bütün ilâhlar yok olunca, Allah aşkı zuhûr eder.

.....

Şefkat ve merhamet, Allah'ın ‘Rahmân’ ve ‘Rahîm’ özelliklerinin kişide zuhûrudur. Eser hâlinde zuhûr ettiği için kimde daha fazla gözüküyorsa, o kişi, Allah'ın bu isimlerini daha kuvvetli taşır.

Hakîkî sevgide sevilen kişiye karşı şefkat ve merhamet vardır. Fakat insan ‘başkasını seviyorum’ diye kendini severse; o şefkat ve merhameti kendine gösterir. Başkasını sevdiğini zanneder, aslında kendini sevmektedir. Onun için de, insan devamlı beklenti içine girer. Beklenti içine giriyorsa, o insan Allah'ı sevmiyor ya da karşısındakini sevmiyor, kendini seviyor demektir.

.....

Müellefe-i kulûb; gönülleri Allah’a ısındırmak, kalpleri İslâm’a, mânâya, hakîkate ısındırmak, ısındırılacak kalpler demektir.

Mürşid-i kâmiller genelde direkt kalplere tesir ettikleri için, bir anda insanın hiddetini, şiddetini, kinini, nefretini yok edebilirler; çünkü ona göre konuşurlar.

Bir de mürşid vazîfesi yapan bâzı ibâdetler de, insanda bunu sağlar. Meselâ çok kızdığın bir insan olduğu zaman, gelip namaza durmak ya da mürşidinin kitabını açıp yâhut Kur’ân-ı Kerîm’i ya da Mesnevî’yi açıp okumak; bütün bunlar insanı bir anda bambaşka bir hâle sokar.

Burada hemen bir örnek vereyim;

Benim Hocam Sâmiha Ayverdi, “10 Altın Öğüt” diye çok güzel bir yazı yazmıştı. Bir esnaf dostumuz, bu öğütleri dükkanının duvarına asmış.

Bir gün dükkanına bir beyefendi gelmiş, son derece kızgın ve hiddetli, yol tarifi sormuş. O arada gözü o “10 Altın Öğüt” e takılmış, izin almış ve okumaya başlamış. Bir süre sonra, silahını çıkartmış ve demiş ki:

“Ben bir adamı öldürmeye gidiyordum, fakat bu 10 Altın Öğüt’ ü okuduktan sonra yapamayacağım”

Ve devâm etmiş:

“Bunu yazan kimse ölü mü, diri mi?”

Hakk’a yürüdüğünü söylemişler.

“Dirinin yapamadığını, bana o yaptı” demiş.

İşte kâmil insanların sözleri, hareketleri, davranışları, ölü bile olsalar insanı diriltir.

Hz. Peygamber’in asırlar sonraya tesir eden hakîkati, ahlâkı, edebi ve Kur’ân; bunun en güzel delilidir. Biz de kalbimizi Allah sevgisine açarsak, böyle tereddütlerden, vesveselerden, maddî sevgilerden kurtarırız ve Hakk’a yöneltiriz.

.....

En büyük takdir Allah’tan gelir. İnanç, en büyük takdirdir zâten. O kişinin inancının artması ve her yerde Allah'ı görme kabiliyetini elde etmesi takdirdir. Tabii ki, ona yapılacak en güzel takdir; onun hâliyle hâllenmek ve onun gibi gözükmeye çalışmaktır.

Bir öğretmenin de en sevineceği şey; öğrencisinde kendi hâlini görmek, hatta kendini bile geçmiş olarak, görmesidir. Onun için, takdir ona hizmeti öngörmek ve onu kendi hâliyle hâllendirmeye çalışmaktır. “Sizi nasıl mutlu edebilirim?” dediği zaman da; “Sen de benim yaptığımı, karşındakilere yap” demek, en güzel takdirdir vesselam.