TDV sağ 160x600


MİLLİYETÇİLER DEMOKRAT OLAMAZ MI?

Bugün 23 Nisan. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı… 1920'den bugüne 102 yıl geçmiş.

Bugün 23 Nisan. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı… 1920’den bugüne 102 yıl geçmiş. Büyük Millet Meclisi’miz bugün tam 102 yaşındadır. Yani, Türk toplumunun en üst siyasi ve idari otoritesi  olan ve Cumhuriyet kurulmadan önce milletin kendi kendini yönetme ve kendi kendini kurtarma süreci olan Milli Mücadele’ye bil fiil liderlik eden Türkiye Büyük Millet Meclisi… Dünya tarihinde çok az benzeri örnek vardır ki, işgal altında bir ülkede istilacıların güdümünde bir devlet teşkilatı varken, bir millet kurtuluş hareketi için önce bütün bölgelerden bir meclis toplasın ve olağanüstü duruma rağmen savaşan askerleri de bu meclis idare etsin. Çoğu durumlarda savaşı askerler yürütür, savaş kazanıldıktan sonra bir Meclis kurulur… İşte bu yüzden, bence, 23 Nisan bayramlarımızın en büyüğüdür. Hepimize kutlu olsun…

Son zamanlarda birkaç vesile ile belli bir görüşün seslendirildiğine tanık oldum. Farklı ağızlardan farklı sözlerle ifade edilse de bunların ana fikri şu şekilde özetlenebilir: “Milliyetçiler demokrat olamaz, demokratlar da milliyetçi…” Fransa’da Cumhurbaşkanı adaylarından Bayan Le Pen’e yönelik eleştirilerde “ister sağdan ister soldan olsun demokrat seçmenlerin Cumhuriyet ve Demokrasi’yi korumak için bir araya geleceklerinden” bahsedilmektedir. Fransız Milliyetçisi olan Le Pen Cumhuriyet ve demokrasi düşmanı olarak anılmaktadır. Yine bizde, geçen hafta içinde, bazı sol eğilimli yazarlar “ülkemiz siyasetinde milliyetçi duruşuyla bilinen Sayın Mansur Yavaş ve Sayın Meral Akşener’in demokrat seçmen nezdinde yüksek tercihe ulaşamayacağını” vurgulamışlardı. Bu ve benzeri görüşleri hepimiz farklı yerlerde duymuşuzdur. Bu görüşlerin temelinde bazı önyargılar bulunmaktadır. Bunları aşağıda özetledim:

1.       Milliyetçilik ırkçılıkla eşanlamlıdır.

2.       Milliyetçiler yabancı düşmanıdır.

3.       Milliyetçiler siyasi sistem olarak otoriter yönetimlere taraftardır.

4.       Milliyetçilik bir toplumun, bugünkü şartlarda ilerlemesine engel teşkil edecek gerici bir düşüncedir.

Bu görüşler her toplumda kendilerini solcu olarak tabir eden bazı zümreler tarafından dile getirilir. Aslında sol siyasi düşüncenin temeli işçi sınıfının savunusunu üstlenmesine ve işçi sınıfını örgütlü bir siyasete yöneltmesine dayanırken, genelde solcu geçinen bu zümrelerin böyle bir derdi bulunmamaktadır. Bütün bu sözlerin ve tartışmaların yarattığı siyasi toz dumanın altında, gerçekte bu gibi zümrelerin ya o toplumdaki azınlıklar lehine etnik milliyetçilik yaptıkları, ya da Atlantik merkezli emperyalist gücün küreselleşmeci ve milli devlet düşmanı söylemlerinin gönüllü takipçisi oldukları söylenebilir.

Bugün istedim ki hem Milli Mücadele’nin hem de Cumhuriyet’imize giden yolun başlangıç günü olan 23 Nisan’da, milliyetçilik ve demokrasinin birbirinde ayrılamaz ve birbirini tamamlayan iki süreç olduklarını anlatayım. Bugünün ruhuna uygun olanın da bu olduğunu düşündüm. Yazıyı yukarıda sıraladığım dört adet önyargılı slogana dört cevap şeklinde tasarladım.

MİLLİYETÇİLİK IRKÇILIK MIDIR?

Milliyetçilik bir milli devletin vatandaşlarının esenliğini, zenginliğini ve servetini arttırmayı ve yaşam standartlarını yükseltmeyi amaçlayan, milli devlete vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi o milletin mensubu olarak gören bir düşüncedir. Milliyetçi düşüncenin temeli “milli meselelerin bireysel veya sınıfsal meselelerin önünde olduğu” düşüncesidir.

Irkçılık ise belli bir soy, kan veya dil bağıyla bağlı toplulukları birleştirmeyi, yine bu belli soya mensup insanların diğer insanlardan fiziksel, zihinsel ve kültürel olarak üstün olduklarını savunur. Bu manada farklı milli devletlerin vatandaşı olan (yani farklı milletlere mensup olan) ama aynı soya veya etnisiteye mensup insanları tek devlet altında bir araya getirmeyi amaçlar. Bu devlet kurulursa, devletin sınırları içinde farklı soya mensup insanlar ya kovulur ya da ikinci sınıf vatandaş ilan edilir. Irkçı hareketlerin benzeri politikaları tarihte çok görülmüştür.

Bu bağlamda, bir devletin vatandaşlarını bir bütün olarak tanıyan ve siyasette öncelik olarak o vatandaşların ortak çıkarlarını koyan milliyetçilikle, o milletin içinde bir soya mensup olanlara ayrıcalık tanıyan ve onların diğerlerine üstünlüğünü savunan ırkçılık arasında uzlaşmaz ve çelişmez bir farklılık vardır. Yani bir milliyetçi ırkçı olamaz ama ırkçılar her zaman milliyetçilik kisvesi altına saklanabilirler. Kısaca özetlemek gerekirse milliyetçilik kapsayıcı iken ırkçılık dışlayıcıdır. 

MİLLİYETÇİLİK YABANCI DÜŞMANLIĞI MIDIR?

Milliyetçilik ırkçılık olmadığı için yabancı tanımı burada farklılaşmaktadır. Irkçılara göre “yabancı” başka soydan olandır. Bu öyle kör bir bakış açısıdır ki, örneğin Alman ırkçıları Alman kültürünün yüksek temsilcileri Freud ve Einstein gibi iki ismi sırf soyca Alman olmadıkları için Alman düşmanı olarak tanımlamış ve dışlayabilmişlerdir. Milliyetçiler için yabancılar “başka ülkenin vatandaşlarıdır.” Normal şartlarda turist olarak veya çalışma izniyle geçici olarak topluma yerleşmiş göçmenlere milliyetçilerin karşı çıktığı görülmemektedir. Ancak son zamanlarda artan kaçak sığınmacı ve mültecilerin durumu farklıdır. Bu bağlamda milliyetçilerin yabancı düşmanı olduğu hikâyesi, son 20 yılda artan ve yasadışı yollarla gelen, kaçak sığınmacı ve mültecilerle birlikte başlamıştır.

Bu noktada, televizyon programlarından birinde duyduğum yanlış bir benzetmeden bahsetmek zorundayım: Türkiye’deki kaçak sığınmacı ve mültecilerle Almanya’daki Türk işçilerini karşılaştıran bir konuşmacı, Türkiye’de kaçak sığınmacı ve mültecilere karşı olanların Almanya’da Türk işçilerine saldıran dazlaklarla aynı seviyede olduğunu ima etmişti.  Arada çok büyük bir fark vardır: Alman devleti Türk işçilerini kendileri davet ederken, Türkiye’deki sığınmacıları kimse davet etmemiştir. Almanya’da saldırganlar dazlaklar iken, Türkiye’de saldırgan olan, Türk vatandaşlarını rahatsız eden, huzurunu kaçıran sığınmacılardır. Bu sığınmacıların hemen hemen tamamı yasadışı yollardan ve kaçak olarak gelen insanlardır. Milliyetçilerin bu şartlarda “yabancı düşmanlığından” söz edilemez, ancak kendi milletinin varlığını koruma içgüdüsünden bahsedilebilir.

MİLLİYETÇİLER OTORİTER YÖNETİMLERE Mİ TARAFTARDIR?

Milliyetçiliği tarihsel süreçte en güzel tanımlayacak kavramlardan biri de “monarşi karşıtlığıdır.” Tarihte burjuvanın önünü çektiği milliyetçi hareketler ve bu hareketlerin sonucunda ortaya çıkan devrimler, her zaman tek adam rejimlerine ve otoriter idarelere karşı bir başkaldırma şeklinde gelişmiştir. Örnek mi: Fransız İhtilali, İngiltere’de bir Cumhuriyet kuran Cromwell Devrimi, ABD Bağımsızlı Savaşı ve Amerikan Devrimi, Hindistan’da Gandhi ve Kongre Partisi hareketi, Türkiye’de Cumhuriyet İnkılapları. Bu saydığım örneklerin hepsi vatandaşların tamamını kapsayan bir milliyetçilikle tek adam / azınlık yönetimi karşıtlığını içerirler. Bunların hepsi kendi ülkelerinin milliyetçi hareketleridir ve devlet idaresinin milli iradeye dayanması genel ilkesini hiç tereddütsüz kabul ederler. Bu yüzden milliyetçiliğin demokrasiye karşı ve otoriter yönetimlere taraftar olduğunu söylemek tarihi gerçeklerle uyuşmamaktadır.

MİLLİYETÇİLİK GERİCİ VE FEODAL BİR HAREKET MİDİR?

Milliyetçiliğin bir milli devletin vatandaşlarının esenliğini, zenginliğini ve servetini arttırmayı ve yaşam standartlarını yükseltmeyi amaçlayan, milli devlete vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi o milletin mensubu olarak gören bir düşünce olduğunu yukarıda belirtmiştim. Pekiyi millet olgusunu hangi etkenlere dayandırmalıyız? Tabiî ki, kapitalist birikim ve sanayi toplumunun oluşmasına… Kapitalist birikim rejimi ve bunun sonucunda oluşan sanayi toplumu olmadan milli devleti, milli devlet olmadan da milleti tanımlayamayız. Milliyetçiliğin gericiliği ve feodalizmi temsil ettiği yönündeki iddialar da, bu anlamda, çok gerçekçi değildir. Elbette şehirlerin varoşlarında yaşayan kırsaldan göçmüş lümpenlere hitap eden ve popülist milliyetçi slogan üreten siyasi hareketleri referans alarak milliyetçilik gerici ve feodal bir hareket olarak tanımlamak da yanlış olur. Çünkü ne kadar yozlaşmış olsalar da, lümpenler de sanayi toplumunun ürettiği bir zümredir. Bütün sanayi toplumlarında, toplumun en elit ve üst tabakalardaki kişileri genellikle sağcı / milliyetçilerdir. Çünkü milliyetçilik sanayi toplumunda bir burjuva ideolojisi olarak ortaya çıkmıştır. Burjuvayı ve sanayi toplumunu gericilikle ve feodaliteyle suçlamak da çok gerçekçi olmaz.

SONUÇ

Bir milli devletin vatandaşlarının esenliğini, zenginliğini ve servetini arttırmayı ve yaşam standartlarını yükseltmeyi amaçlayan, milli devlete vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi o milletin mensubu olarak gören siyasi düşünce ve hareket milliyetçiliktir. Milliyetçilik siyasi ve idari gücün milli iradeye dayanması gerektiğini savunur ve bu yüzden dini yönetimlere, otoriter yönetimlere, tek adam rejimlerine karşıdır. Yani milliyetçilikten ayırılamayacak iki kavram laiklik ve demokrasidir. Milliyetçilik ırkçılık değildir, aksine, ırkçı hareketler hem milleti ayrışmaya hem de milli devleti parçalanmaya götürecekleri için milliyetçilikle karşı karşıya gelirler.  Milliyetçiliği tarım ekonomisi kaynaklı gericilik ve feodaliteyle özdeşleştirmek tutarsızdır çünkü bizatihi milliyetçilik sanayi toplumunda ortaya çıkmış bir burjuva ideolojisidir.