EKat Mobil


ÖĞRENMEK ZORUNDAYIZ 

İnsanı ve insanlığı daha mutlu etmek için çıkılan modernite yolu, bir çıkmaz tehlikesiyle karşılaşınca gerçekle yeniden buluşmamızı sağlayacak en güvenilir yol arayışları da hızlandı.

İnsan, öğrenerek ayakta kalır. Sanal yüzlerin, gerçeği gölgede bırakmaya başladığı bir zamanda öğrenme evrenimiz genişlemiş ama öğrenmemiz azalmıştır. Oysaki dünyanın keşfi gibi kalplerin keşfinin de yegâne yolu eğitim ve öğrenmedir.

İnsanı ve insanlığı daha mutlu etmek için çıkılan modernite yolu, bir çıkmaz tehlikesiyle karşılaşınca gerçekle yeniden buluşmamızı sağlayacak en güvenilir yol arayışları da hızlandı. Bütün bu arayışların işaret ettiği aydınlık yol aslında bin yıllardır aynı.  

Ahlaklı olmanın erdemi, adaletin getirdiği eşitlik, ötekinin hakkına riayetin sağladığı iç huzur, yeni buluşlara zemin hazırlayan bilimsel bakış, Yaratıcı güçle uyumlu bir irtibatı sağlayan inanç derinliği… Tüm bu değerleri kazanmamızın kaynağı kuşkusuz eğitim ve öğrenme sürecidir. 

Homeros tarafından 7. yüzyılda yazılmış dünyanın en eski edebi eserlerinden İlyada Destanı; insanın, öğrendikçe yükselebileceğini vurguluyor. O tarihlerden günümüze insanlığın aldığı mesafe ile hayatın hemen bütün alanlarında köklü değişimler olsa da bizi insan kılan temel donanımlar hiç değişmedi.

Modern düşüncenin anahtar kavramlarından olan rasyonalite, Antik Yunan düşünürlerinden bu yana ele alınan bir kavramdır lakin hiçbir dönemde bu düzeyde baskın bir kullanım alanına sahip olmamıştır. Öyle ki batı dünyasındaki rasyonel düşünce akımı, insan aklını sorgulamaya ve bir anlamda bindiği dalı kesmeye başlamıştır. Kant, Saf Aklın Eleştirisi eserinde aklın, tecrübeler olmadan tek başına bir yerlere ulaşabileceğini ancak bu yerin yetersiz ya da eksik olacağını dile getirir.

Aklın ürettiği bilgi yok sayılmadan insanın duygusal yapısının gereği olan metafizik dünyasına yer açmak zorunludur. Zira bu iki değerin birbirini tamamlaması ile insanın, görünen maddi dünya ile görünmez mana olguları arasında bütünlük sağlanabilir.

UZAKTAN EĞİTİM 

Bugün ulaştığımız modern yaşam düzeni, bilerek ya da bilmeyerek insanlık ailesini, kendisinden ve temel değerlerinden uzaklaştırmaya başlamıştır. Bireyin; disipline olmasını sağlayan, kendine ve topluma uyumunu kolaylaştıran, yaşam motivasyonu ve kalitesi için baş aktörlük yapması gereken eğitim süreci, insanı sınırlandırma aracına dönüşmeye başlamıştır. Kişinin öz potansiyelini açığa çıkarmayı hedefleyen geleneksel eğitim anlayışı, bireyleri tek tip hale getirmeye, tüketime odaklamaya ve egemenlerin arzu ettiği davranışlara yönelmiştir. Kısacası maddeye yönelik eğitim, mana eğitimini zayıflatmıştır.

Zira dijital çağın getirdiği sanal ortamda gerçekleştirilen uzaktan eğitim süreci, bireylerarası etkileşimi zayıflatmaktadır. İnsan insana etkileşimin, usta çırak geçişinin daralmasıyla düşünce üretimi de zayıflamaya başlamıştır. Zihinler; eğitimle berraklaşıp öğrenme ile mesafe alacağına, modern dünyanın hızlı tüketilen iletileriyle ve her an yüklendiğimiz düşüncelerdeki çelişkilerle bunalmış ve daralmıştır.

Diğer yandan bireyin yaparak ve yaşayarak en sağlıklı şekilde edindiği öğrenme ortamı da elinden alınmıştır. Düşünün ki online eğitim ortamında çocuk ve gençler, genel olarak pasif ve durgundurlar. Oysaki öğrenme, içeriği bakımından daha aktif ve hareketli bir ortam ister. Çocuk ve gençlerin usta öğreticilerin rehberliğinde dokunarak, yaparak ve doğrudan işin içine girerek uygulamalı olarak öğrenmeleri, öğrenilen malzemelerin, başka öğrenmelerle eşleştirilmesini ve kalıcılığını sağlar.

OKULLAR: ÖĞRENME MERKEZİ

İşte pandemi ve benzeri krizlerin bütün sınırlamalarına rağmen bu bütünlüğün sağlanması, günümüz insanı ve toplumları için çok daha büyük bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Buradan hareketle uzaktan eğitimin; yöntem, içerik, uygulanabilirlik ve ölçme değerlendirme boyutlarıyla bir bütünlük içinde ele alınmasına ihtiyaç vardır. Şartların sınırlandırmasına rağmen çocuk ve gençlerin öğrenme heveslerinin renkli ve hareketli içeriklerle uyanık tutulması önemlidir.

Mümkün olduğunca ve sağlık koşulları el verdiğince temkinli şekilde yüz yüze eğitim ve öğrenmeye geçilebilmesi ya da ekran başında da olsa öğrencilerin, pasif alıcı olmaktan kurtarılmaları gereklidir. Uygulama, araştırma, deney, karşılıklı konuşma, münazara ve benzeri yöntemlerle aktif hale gelmeleri sağlanmalıdır.

 Diğer yandan eğitim kurumlarının, öğrencilerini çok yakından izlemeleri, imkânlar dâhilinde öğrencilerle görüntülü rehberlik görüşmeleri yapmaları, velilerle iletişim halinde olmaları, daha da önemlisi öğrencilerin soru ve sorunlarına her an cevap verecek bir düzene kavuşmaları gerekli ve önemlidir. Okulların, 24 saat açık kalarak sadece öğrencileri için değil çevre halkı için de birer öğrenme merkezi olmaları da bu şekilde sağlanabilir.

Kuşkusuz bu süreçte devletten ve eğitim kurumlarından beklentilerimiz olacaktır. Ancak velilere de ciddi görevler düştüğü açıktır. Çocuk ve gençle birlikte etkin bir zaman planı yapmak, uzaktan derslerdeki etkinliklerine yardımcı olmak, ders dışındaki zaman dilimlerinde de hareketli ve üretken olmalarını sağlamak önemli. Birlikte yeni öğrenme ortamları oluşturmak, maddi bilgi yanında mana bilgisi ve hayata anlam yükleme arayışı konusunda da yardımcı ve örnek olmak onların sosyalleşmelerini ve değerli hissetmelerini sağlayacaktır.