ÖRDEKLERİN KAVGASI

Neredeyse bütün dallarına dokundum kayısı ağacının, belki babamın el izleriyle buluşurum diye. Ne çare ki gidenin izini yakalamak kolay değil.

Bir yanda güneşin kavurucu sıcağı, diğer tarafta bahçenin serinleten havası. Bir renk cümbüşüne dönüşmüş bitkiler, ağaçlar, meyveler. Serinlik bulduğumuz kayısı ağacımızın altındayız yeniden. O, bahçemizin en eskisi. Kalın gövdesi, her yana doğru uzayan dalları, daha çok gölge vermek için birbiriyle yarışan yaprakları ve tadından geçilmeyen kayısılarıyla görücüye çıkmış gibi. Rahmetli babamla diktiğimiz, ‘Acaba tutar mı?’ diye günlerce gelişmesini birlikte izlediğimiz kayısı, şimdi en verimli çağında.

Hemen yanındaki dut ağacı, ‘Benim daha zamanım geçmedi, en güzel, iri, siyah dutlar duruyor, haydi gelin’ der gibi adeta. Belki meyvesi yok çamın ama hafif rüzgârda yapraklarının melodisiyle varlığını ortaya koyuyor ve bir ses veriyor bahçenin sakinlerine. Daha iki yıl önce diktiğimiz şeftaliye ne demeli. Boyundan büyük işlere kalkışmış. İncecik dallarıyla bu dünyaya şeftali taşımanın heyecanı içinde, kimi dalları bu yolculukta kırılmış olsa da. Kiraz ağacı da babamın sevgilisiydi. Öyle ki dalları O’nun odasının penceresine kadar uzanmıştı. ‘Bu kiraz benden ayrılmıyor’ derdi babam.

Ağacın Aklı

‘Bu toprakta mandalina olmaz, limon olmaz’ demişti bahçıvan. Ama topraktan gelmekle yetinmeyen, ömrü boyunca toprakla alışveriş içinde olan rahmetli annemin diktiği limon ve mandalina ağaçları, yıllardır meyveye duruyor. Ve onlar da derin ve hummalı bir hazırlık içinde günlerini bekliyor.

Bahçe ile evi ayıran çizgide dizilmiş duran baston güller, daha güzel, daha renkli ve daha kokulu gülleri dünya ile buluşturmanın yarışı içinde.

Kim bilir kaç kez meyve doğurmuştur da bu ağaçlar ne bir yorgunluk ne bıkkınlık ne de umutsuzluk var dallarında. Ağacın aklı ve fıtratı çalışmayı, çabayı ihmal etmiyor. Bahçe sahibi olarak bu verimi, kendi emeğimizin sonucu görsek de bu ağaçların, dalların, bitkilerin, hâsılı bahçenin asıl sahibinindir bu eser. Kendilerine yetecek toprağa, suya, ışığa ulaşma gayreti ile rıza gösteriyorlar da aralarında bahçeyi paylaşma derdi yok, kavgaları, gürültüleri yok.

Bahçeyi dolaşırken son durağımız köşedeki sevimli kümes. Geçen yılki sakinleri çoktan terk ettiler bu dünyadaki yuvalarını. Bu yıl üç yavru ördeği barındıran kümeste her şey var onlar için. Evden kalan yiyecekler yetiyor da onlar fabrika ayarlarının peşinde koşma derdiyle bahçeyi dolaşmanın, doğal ortamdaki yiyecekleri bulmanın peşindeler.

Ördekler; beraber dolaşıyor, suda birlikte yüzüyor ve neredeyse birbirinden hiç ayrılmıyorlar. Çoğu zaman birinin kafası diğerinin gövdesinde uyuyorlar. Acaba bu canlılar ne zaman birbirleri ile mücadele ederler, kavgaya tutuşurlar ve ayrı düşerler diye merak ettik de günlerce kümesi gözlem altında tutuk bu yaz. Belki de yıllardır içinde bulunduğumuz psikoloji ve davranışlar dünyasında cevabını bildiğimiz bir soruyu yeniden deneyimlemek istedik.

Hazırı Bölüşemiyoruz

Hangi sonuca ulaştık biliyor musunuz? Kendileri yiyecek aradığında mutlular, hatta birbirlerine yardımcı da oluyorlar. Ne zaman ki onlara hazır bir yiyecek verildiğinde yahut ağaçtan kopan dutlar kümesten içeriye düştüğünde bir kavgadır başlıyor.

Canlılar, çabalarının sonucu olmayan, kendilerine hazır sunulan, belki de hak etmedikleri nimetleri bölüşemiyor da kavgaya tutuşuyor. Yukarıdan düşeni kapmak için kıyasıya mücadele ediyorlar, birbirlerine zarar verebiliyorlar.

 Aile şirketlerinde aileye ve ailenin işine emeği geçmemiş yeni kuşağın mücadelesini, önemli başarılara ulaşmış yahut önemli görevlerde bulunmuş ana-babaların, ünü ile ayakta kalmaya çalışan evlatların acıklı durumlarını hatırlayalım lütfen. Elbette yeni kuşakları en verimli biçimde yetiştirelim, bunun için olanaklarımız ölçüsünde onların önünü açalım ve elden gelen yardımı yapalım. Ancak temel bir ilke olarak onların kişilik özellikleri, yetenekleri, arzu ve heyecanlarıyla bir bütün olarak gelişmeleri için kendi çabalarıyla yol almalarına imkân verelim. Hak etmeden verilenlerin onların çabalarını engellediği gibi geriye gitmelerine de neden olduğunu unutmayalım.