​ÇÖZ BENI ARAP SAÇI!..
02 Eki 2017

Yıllardır içinde bulunduğum otomotiv sektöründen hiç bir yıl kaos eksik olmaz. KDV, ÖTV, MTV, Hurda teşvik beklentisi, Ticari araç indisi-çıktısı, kur farkı, filo satışları, yıl sonu hedefleri gibi liste uzayıp gider. Günah keçisi “otomotiv sektörü” öyle veya böyle olarak açıklanan daha doğrusu açıklanamadığı için öyle veya böyle denen bir kaotik ortamda satış rekorları kırarak ilerler. Yerli oto tartışmalarını hiç bu işlere katmıyorum. 2017 yılının son 15 gününde yaşadıklarımıza bir bakarsanız başlığa neden “Arap saçı” yazdığımı anlarsınız… Kış lastiğinden başlayalım isterseniz. Kış lastiği zorunlu mu, değil mi tartışması 2-3 gün sürdü. Sonunda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı kış lastiğinin otomobillerde zorunlu olmadığı açıklaması yaptı. Sonra anlaşıldıki kış lastiği uygulaması eşya ve yolcu taşıyan ticari araçlar için söz konusu. Bu konu kapanır gibi olurken bir gece ansızın Motorlu Taşıtlar Vergisi oranları açıklandı. Maliya Bakanı Naci Ağbal bu oranı “MTV’de yüzde 40 artış” diye duyursa da kura dayalı artış nedeniyle bu oranın yüzde 53 ile 68 oranında artacağı iddia edildi. Bu tartışma da böyle giderken, MTV zammının bu yıl satışlara olumlu yansıyıp yansımayacağı da bir başka tartışma boyutunu oluşturdu. Çünkü yeni MTV uygulaması 2018’den itibaren geçerli olacak. Bütün bu tartışmalar sürerken bu yılın hedefleri revize ediliyor. Özellikle lüks olarak sınıflandırılan markaları zorlu bir dönem bekliyor. Tabii ben her seferinde böyle yazıyorum ama yıl sonunda da “lüks segmentte pazar payı artışı” haberini de yine ben yapıyorum. Arap saçı devam ediyor yani. Bir başka “Arap saçlık” bir durum da; bu satışların yüzde kaçı kiralama şirketleri tarafından alınan filo satışı, kaçı perakende? Yüzde 30’la yüzde 70 arasında gidip gelen söylentiler var. Evet başlıkta da yazdığım gibi sektörün genel durumu. Şarkı sözünden devam edersek “Çivi çiviyi söker. Budur bunun ilacı” diyelim ve bekleyelim görelim…

BASILI DERGİLERDE DURUM NE?

Bu köşede zaman zaman otomotiv sektöründe madalyonun öbür yüzüne, PR-Basın ve Halkla İlişkiler işlerine, basılı ve dijital yayınlara ve sosyal medyaya da değiniyorum. Gördüğüm lüzum üzerine bu hafta da “basılı dergiler”e değinmek istiyorum. Yurt dışı kaynaklı lisanslı dergilerin ağırlıklı olduğu bu pazarda yaklaşık 9-10 dergi var.  Genel olarak Alman ve İngiliz dergilerinin ağırlıklı olarak rekabet ettiği basılı dergi pazarında tek İtalyan dergisi Quattroruote aylık olarak yer alıyor. Aralarında “haber rekabeti” olmasa da; ilan ve advertorial adı verilen ve genel olarak “proje” olarak isimlendirilen işin maddi boyutunda büyük rekabet var. Bu işin doğal yanı. Ama doğal ve etik olmayan bir şey varsa o da aralarındaki bir derginin basılıp-dağıtıyormuş gibi yapıp aslında bayi satışı için vitrinlere çıkmaması. Sadece dijital platformda sergileniyor olması… Derginin adını yazmayacağım; ama bunu takip etmek markaların PR yetkilileri ve markalara hizmet veren PR şirketlerinin işi… Bu haksız rekabete tavır almalılar. Dergiler az satılır, çok satılır vs bunun hesabını kimse yapmıyor zaten. Herkesin maddi manevi büyük emek ve özveri verdiği bu pazarda emeğe ve sektöre haksızlık ve sözde kurnazlık yapmak hiç etik ve doğru değil.