BARZANİ'Yİ OKURKEN İKİ ELEŞTİRİ AKLIMA GELDİ

Yaşar İÇEN 05 Tem 2021

Fırsat buldukça Ortadoğu özellikle de Irak'a dair notları okuyorum.

“Araştırmacılar ve eleştirmenler yorumlarını ve eleştirilerini, gözden kaçırdığım hususlara dair değerlendirmelerini bana iletecek olurlarsa kendilerine şükran borcum olur. Bu hakikate hizmetin bir parçasıdır” diyordu Mesut Barzani kaleme aldığı “Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi” serisinin ikinci kitabında...

Coğrafyasına dair savaşları, entrikaları, uluslararası planları, acıları, zaferleri, pişmanlıkları, hainlikleri anlatırken samimi iç dökümlerine de sık sık yer veriyordu Barzani...
Fırsat buldukça Ortadoğu özellikle de Irak’a dair notları okuyorum. Yıllardır klişeye çevirdiğim çoğu kişiye de ilham olan “Türkiye’yi Irak üzerinden okumak gerekiyor” cümlemi burada bir kez daha zikretmek istiyorum çünkü Türkiye ve Irak siyasette, ekonomide, ideolojide, kültürel-dini-mezhepsel yelpazede, uluslararası oyunlarda aynı fay hattı üzerinde... Şiddeti değişiklik gösterse de sarsıntıların tarzı hep aynı rutini takip ediyor...
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin ve Kürtlerin Kadim Başkanı Mesud Barzani’nin kitapları geçen yıl Erbil’de bendenize hediye edilmişti... Böylesi kitapları okumak çok önemli çünkü üzerinde yaşadığımız coğrafya öyle denklemler üzerine kurulmuş ki sadece bize ait sınırların dahilini değil ötesini de “reddetmeden-suçlamadan-önyargısız” tanımak ve anlamak zorundayız...
Mesud Barzani kitaplarında Kürtleri hep haklı ve mağdur gören, kahraman ilan eden, kusursuzluk kalıbına sokan konulara değinmiyor... Tam aksine kitaplarda Kürtlere yönelik ciddi eleştirileri var Barzani’nin... Belki de kitapların beni etkileyen yönü bu oldu; sevaplarından çok günahlarıyla Kürt tarihi vardı içinde... Hatta kitaplardaki eleştirilerin neredeyse tamamı Kürtlere dair. Öyle ya; düşmanın tarafı bellidir darbeleri bizi acıtmaz ve yıkmaz, bizi acıtan bizden olup bize düşmanlık edenler değil midir her zaman?

Kitapları okurken bu yönde dejavular yaşıyorum çünkü Mesud Barzani’nin Kürtlere dair eleştirilerini, sitemlerini, üzüntülerini anlatan tüm cümleler sanki benim yüreğimden, kalemimden çıkmış gibi...
Ve kitapları okurken yazımın başında yer verdiğim paragraf çok ilgimi çekti sonra da bugünkü yazıma ilham oldu...
Evet Barzani o paragrafta “eleştirilerinizi ve görüşlerinizi bana iletin” demişti... Tam da o an aklıma iki başlık gelmişti. İki başlık deyip etkiyi azalttığıma bakmayın siz. İki başlık diyorum fakat bu iki başlık belki de onlarca yılın travmalarının temel sebeplerini barındırıyor içinde...

Birincisi Kürtler neden kendi çabalarıyla var olan (böyle diyorum çünkü Kürtler kendinden olanı desteklemeyi, yolunu açmayı, alanında başarılı olması için emek vermeyi pek sevmez. Bununla birlikte başarıyı yakalayan da arkasından kimseleri kendiyle sürüklemez tam aksine tüm köprüleri yakar ki kimseler ardından gelmesin) değerlerini çoğaltmaz? Misal Mehmed Uzun tüm zorluklara rağmen yerelde yazarak başladığı kariyerinde sonrasında dünyanın takdirle okuduğu bir yazara dönüştü... Nurlar içinde uyusun son nefesine kadar da yüreğinin kaliteli “insan cevherleriyle” elde ettiği gönül makamlarında kalmayı başardı... Fakat sonrasında Mehmed Uzun’un yolunda yürüyecek yeni edebiyatçıları çıkaramadı Kürtler ve Mehmed Uzun’da takılı kaldı... Neden keyifle okuyacağımız edebiyatçıların devamı gelmedi gelmiyor? Sadece edebiyatta değil elbette her mecrada geçmişin başarılı isimlerine saygı duymakla birlikte takılı da kalmamak gerekiyor... Eskilerle birlikte yeni rol modeller de gelmeli ki yeni nesiller moral bulsun ve azimle sarılsın başarı dallarındaki meyveleri toplamaya...

İkinci eleştirim de; Kürtler kültürüne dair değerlerini korumayı, yaşatmayı, geliştirmeyi, sonraki nesillerine doğru bir şekilde aktarmayı neden başaramadı? Kürtler tarihi boyunca toplumsal değerler açısından çok yüklü ve donanımlı bir halk olmuşken neden zamanla “özentici marjinal yansımaların” etkisinde kaldı ve özünü kaybettirme tuzaklarına karşı koyamadı?
Edebiyatta, sanatta, bilimde, ilimde, gastronomide ve toplum bilincinde dünyanın başından beri beslendiği coğrafya olan Mezopotamya’nın evlatları olan Kürtler zamanla değerli, güzel, nadide çiçeklerini kendi elleriyle kurutmaya başladı... Evet “terörün ve azmettiricilerinin” güdümü Kürtlerin kültürel değerlerini yok etmek üzerine kurgulanmıştı... Böylesi güçlü, zeki, cesur, stratejik, donanımlı bir halk değerlerini kaybederse boşlukta kalan bunca enerji öfke olarak dışa yansıyacaktı... Ki öyle de oldu! Kürtler; efsanelerinin-dengbejlerinin-büyüklerinin-alimlerinin yönünü kaybedince, kadına yüklenen analık-bacılık-evlatlık kodları destursuzca militarize edilmeye başlayınca, ilimin ışığından uzaklaşınca “kendine ait olmayan” özentici ve abartılı bir kültürel yapıya sahip oldu... Ve coğrafyanın “isyankar evladı” rolünü Kürtlere biçenler zamanla ne kadar doğru bir seçim yaptıklarını gördü malesef! Halbuki Kürtler bu değildi!

Türkiye bazında baktığımızda da Kürtler için durum farklı olmadı maalesef.
Özünden, büyüklerinden, emanetlerinden sinsice koparılmaya ve terörle baş başa bırakılmaya çalışıldı Kürtler. Çocukluğumu hatırlıyorum; rahmetli babam zamanın Türkiye’sinde (seksenlerde) tüm zorluklara rağmen Kürtçeyi konuşurken ve büyüklerinden devraldığı kültürümüze sahip çıkıp bizlere de aktarmaya çalışırken yüreğindeki “Türkiye aşkını” da her hareketi ve söylemiyle gösterirdi bize... Her resmi bayramda Türkiye Bayrağı penceremizdeki yerini alırdı... Ta o zaman bile dayatılan tüm zorluklara inat “Kürt’üm ve Türkiye benim vatanım” bilinciyle büyütüldük biz... Ve onlarca yıl aradığımız, anlatmaya çalıştığımız, yaşamak istediğimiz aslında bu bilinçti; özünü kaybetmeyen, aidiyet hisleriyle vatanına sımsıkı sarılan, sen-ben-o değil biz mantığıyla yaşamayı bilen Türk-Kürt-Laz-Çerkez-Göçmen-Roman ve daha nicesiyle birlikte “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı“ olmak... Çünkü hepimiz kendimize ait kültürel renklerimizle güzel ve özeliz... İki bin sonrasında bu yönde önemli yollar kastetsek de neden daha fazla birleşmeyelim Türkiye adına? Bu konuyu ilerleyen günlerde tek başına ele alacağım merak etmeyin...

Velhasılı kelam IKBY’nin daimi Başkanı Mesud Barzani’nin kitabında yer verdiği cümleler üzerine zihnimdeki iki eleştiriyi ve nicesini sunmuş oldum Kürtlere dair...
Dünyanın her konuda ilham aldığı donanımlı Mezopotamya’nın evlatları olan Kürtler, özüne sımsıkı sarılmalı ve kendi içindeki cevherlerini keşfederek topluma mâl etmeli ki yeni nesillere de meşale tutsunlar...