
Öcalan’ın çağrısının içeriği, kapsamı ve etkileri
İmralı Heyeti’nin önceki gün İstanbul’da kamuoyu ile paylaştığı, Öcalan’ın terör örgütü PKK’ya yönelik silah bırakma ve kendini feshetme çağrısıyla Türkiye’nin 41 yıllık terörle mücadele sürecinde yeni bir aşamaya geçildi. Şimdi top PKK’nın sahasında. Terör örgütünün bu çağrıya nasıl bir karşılık vereceği ve bu çağrının muhtemel etkileri tartışılıyor. Öcalan’ın 12 paragraftan oluşan çağrı metninde yaptığı değerlendirmeler, dile getirdiği görüşler ile örgütü ve bileşenlerine yönelik talimatlarının önemli bir kısmı konunun takipçileri tarafından öngörülüyordu.
Ancak özellikle 6. paragrafta kullandığı, örgüt ve bileşenlerinin bundan sonraki döneme dair siyasi yaklaşımlarına yön veren ifadelerin, ben dâhil birçok kişi açısından oldukça sürpriz olduğunu belirtmem gerek. Bu paragraf ile ilgili değerlendirmeye geçmeden önce çağrı metnindeki temel konu olan PKK’ya yönelik “toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” şeklindeki talimat niteliğindeki ifadeler ve buna ne ölçüde uyulup uyulmayacağına bakmakta yarar var. Bazı çevreler tarafından silah bırakma çağrısının özellikle Suriye’deki PYD/YPG unsurlarını kapsamadığı yönünde bir tartışma gündeme sokulmaya çalışılıyor. Bu tamamen saptırma amaçlı bir yaklaşım. Doğrudan PKK isminin altında farklı silahlı gruplar diye bir şey yok. PKK’nın silahlı yapılanmasının adı HPG’dir. Bunun dışında PKK’nın bileşeni olarak KCK çatısı altında faaliyet yürüten iki silahlı yapılanma vardır. Birisi terör örgütünün İran kolu PJAK, diğeri ise Suriye kolu YPG’dir. Dolayısıyla Öcalan’ın tüm gruplar diye kast ettiği PKK, PJAK ve YPG’dir. Yani bu çağrı her üçünü de kapsıyor. Gelelim bu yapıların çağrıya uyup uymayacakları konusuna.
Malum, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin tarihi çıkışıyla başlayan bu süreç, geçen 4 ayı aşkın süre boyunca hep gündemde oldu ve çokça tartışıldı. PKK ve bağlı unsurlarından sürece dair sayısız açıklama geldi. Bu açıklamalardan zaman zaman terör örgütünün, Öcalan’ın muhtemel, “silah bırakma ve kendini lağvetme” çağrısına uymak istememe eğilimleri öne çıksa da özellikle Suriye’de muhalefetin iktidarı ele geçirmesi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın görevi devralması sonrası ortaya çıkan gelişmelere bağlı olarak dış destek kanallarının giderek daralması nedeniyle yaklaşımlarını değiştirmek zorunda kaldığını gördük. Gelinen aşamada gerek Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sahada PKK’ya yönelik kıskacı fazlasıyla daraltmış olması, gerekse de Dışişlerinin ve ilgili tüm bürokrasinin terörün “dış nefes boruları”nı da çok başarılı şekilde önemli ölçüde kapatması nedeniyle terör örgütü için Öcalan’ın çağrısına uymak dışında pek seçeneği bulunmuyor. Örgüt de bu durumun farkında. O nedenle birkaç gün içinde Kandil’den bu çağrıya uyacağına dair bir açıklama gelmesi sürpriz olmaz. Kuşkusuz bu süreç PKK içinde kimi tartışmalara yol açacaktır. Özellikle yönetim kademesindeki aşırı sol eğilimli bazı isimler buna karşı çıkmaya çalışacaktır ancak bunların oldukça sınırlı olacağı ve pasif kalacakları kanısındayım. Terör örgütünün Avrupa’dan yayın yapan yayın organlarının konuya dair haber, yorum ve yaklaşımları, PKK’nın Avrupa kanadının da bu rotaya girdiğini gösteriyor.
AÇIKLAMA PJAK VE YPG’Yİ DE KAPSIYOR
Terör örgütünün İran kanadı PJAK’ın da PKK’nın bir unsuru olarak bu süreçte aynı yönde bir yaklaşım içinde olacağını, yani silahları bırakma ve kendini feshetme yoluna gideceğini düşünüyorum. Burada tartışma konusu yapılmak istenen ve önem arz eden konu terör örgütünün Suriye kolu PYD/YPG meselesidir. YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adlı yapının başında olan Mazlum Abdi, Öcalan’ın çağrısı sonrası yaptığı ilk açıklamada, bu çağrının kendilerini kapsamadığını öne sürse de, “Öcalan bize mesaj göndererek görüşlerini açıklamıştı, biz de olumlu bakıyoruz” diyerek süreçle uyumlu bir yaklaşım içinde olacaklarının işaretini verdiğini belirtmek gerek. Akabinde PYD’nin yöneticilerinden Salih Müslim’in yanı sıra YPG sözcüsünün açıklamaları da benzer şekilde. Kuşkusuz bu durum, terör örgütünün Suriye’deki yapılanmasının Türkiye’ye karşı olumlu bir değişim sürecine girmesinden kaynaklanmıyor. Onları bu sürece olumlu yaklaşmaya zorlayan temel unsur, onlar için de yolun sonunun görünmeye başlamış olmasıdır. Yukarıda belirttiğimiz gibi Suriye’de büyük ölçüde Türkiye ile ortak çalışan bir yönetimin başa gelmesi, yeni Trump dönemiyle birlikte ABD’nin Suriye yaklaşımlarının değişmeye başlaması ve bu güne kadar ABD ile birlikte en yakın destekçileri bazı Avrupa ülkelerinin içine girdikleri krizin bunda önemli hatta etkisi söz konusu. O nedenle onlar için de Öcalan’ın çağrısına uymaktan başka seçenek yok. Kuşkusuz bu durum, şu an ki jeopolitik konjonktür ile ilgili. Bu olumlu konjonktürün bir kısmı bölgesel ve küresel gelişmelerle ilgili olmakla birlikte önemli bir kısmı ise yine yukarıda belirttiğimiz şekilde Türkiye’nin çok yönlü, askeri, siyasi ve diplomatik başarıları sayesinde elde edilmiş durumda. Bunu bozmaya, dengeleri değiştirmeye çalışanlar kuşkusuz olacaktır ki, buna yönelik çabalar da yok değildir. Ancak geçmiş dönem süreçlerinden dersler çıkararak Ekim ayında başlayan bu süreci bu güne kadar başarıyla bu aşamaya getiren Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük devlet aklının ve siyasi iradesinin, bu tip girişim ve çabaları boşa çıkaracağını ve süreci başarıyla nihayete erdireceğini düşünüyorum.
DEM PARTİ’NİN İŞİ PKK’DAN ZOR
Burada kısaca da olsa yazının başında sözünü ettiğim Öcalan’ın çağrı metnindeki 6. paragrafa değinmek istiyorum. “Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.” şeklindeki bu paragraf kanımca Öcalan’ın silah bırakma ve PKK’nın kendini feshetmesi yönündeki çağrısından sonra en önemli ifadeler. Bu paragraftaki ifadeler güncel durum nedeniyle Suriye’deki PYD/YPG unsurlarına yönelik olarak “özerklik ve federasyon gibi hesaplar peşinden gitmeyin, üniter bir Suriye devleti yaklaşımı içinde yeni Suriye yönetimi ile uyumlu olun” mesajı içermesinin yanı sıra esasen PKK’nın ve bağlantılı tüm unsurların bugüne kadar dile getire geldikleri tüm paradigmalarının çökmesi anlamına geliyor. Öcalan çağrısında zaten PKK’nın kendini feshetmesini istemişti ancak bu ifadeler başta DEM Parti olmak üzere PKK’nın sivil uzantısı yapıların da feshi anlamına geliyor. DEM Parti’nin, Öcalan’ın getirdiği bu yeni paradigma ışığında öncelikle tüzüğünü değiştirmesi ve ardından tüm yöneticilerinin sürekli olarak dillerine pelesenk yaptıkları, “demokratik özerklik, öz yönetim, öz savunma” gibi toplumun sinir uçlarına dokunan, toplumu geren yaklaşımları terk etmeleri, toplumla barışık, toplumun sorunlarına cevap niteliğinde yepyeni sivil bir siyaset geliştirmeleri gerekmektedir. Kanımca DEM Parti’nin işi PKK’dan çok zor. Öcalan’ın çağrısının bu boyutunu da izleyip göreceğiz.