
Sudan savaşı bitiyor mu?
Bayrama güzel bir haberle başlayalım, iki yıldır devam eden Sudan iç savaşı bitiyor gözüküyor. Bildiğimiz üzere güzel mangolar dallarında şekerlenirken ve altın maden damarlarında pırıl pırıl parlar iken bu ülkede çok çok kişi öldü, çok çok kişi evsiz ailesiz kaldı. Gazze krizi ile üst üste bindiğinden, savaş esnasında ölümlerin, kaybını tutacak kimse olmadığından şimdi yeni yeni milyonlar telaffuz ediliyor. Söylenen rakamlar korkunç ve Sudan’da yaşanan insani krizin boyutunu gözler önüne seriyor. Bu rakamlarla savaş bitiyor demek de çok zor. Daha doğrusu savaş bitiyor diyebiliriz ama kriz kolay kolay bitecek gibi gözükmüyor. Mesele çok büyük olan insani krizin boyutlarıyla da alakalı değil sadece, iki yıldır devam eden Sudan savaşı yalnızca Sudan Ordusu’na karşı Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK) ayaklanması meselesi değildi. Bölgesel pek çok mücadele Sudan’da kendine bir cephe açmış, komşu ülkeleri de (Çad, Libya, Etiyopya, Güney Sudan başta olmak üzere) bu cephenin içerisine çekmişti. Dolayısıyla bölgesel mücadeleleri Sudan’ı cephe yapmaktan uzaklaştırmak, içeride de hem insani krizi bitirmek hem de rejim güvenliğinin sağlandığı/sağlanacağı konusunda güvence vermek gerekiyor.
Ordu-HDK kapışması bir Afrika klasiği
Sudan savaşını bölge jeopolitiğine hatta Ortadoğu jeopolitiğine bakmadan açıklamaya çalışmak imkânsız ama elbette Ordu ve HDK arasında başlayan rekabetin Sudan iç dinamiklerine dayanan nedenleri var. Kabile bağları, kim altın madenlerini kim tahıl ambarlarını kim suyu yönetecek gibi kimi primordial kimi gayet duygusal (!) sebepler bir yana bırakıldığında Afrika siyaseti 101’e ulaşıyoruz. Rekabetin gerisinde rejim güvenliği meselesi var. Beşir, zamanında, rejimi korumak için kimseye güvenmediğinden ordu dışında direkt rejimi koruyacak bir milis grubu oluşturdu. Aslında teoride ordunun başındaki güçlü adamın milislerin başındaki güçlü adamı dengelemesi gerekiyordu. Beşir rejimi, üstelik rejimi koruyacağı düşünülen milislerin gözü önünde ve biraz da katkısıyla devrildiğinde oluşturulan geçiş dönemi yapılarında da (ki amaç nihayetinde sivil yönetime geçilmesiydi) her iki güçlü adam da oldu ve birbirlerini dengeleyecekleri düşünüldü. Yine teoride ordu, ordudur, milis de milis yani milis kuvvetlerin ordunun imkân ve kabiliyetlerine sahip olması beklenemez. Ama işte Sudan da bu teori tam olarak işlemedi, HDK bir vekalet savaşı enstrümanına dönüştü, BAE ve Rusya ile Rus destekli milis kuvvetlerden aldığı finansman ve savaş imkanları (hava kuvvetlerine ramak kalan imkanlar bunlar) ile Burhan ve Beşir döneminden kim kaldıysa temizlemek için harekete geçildi. Sudan’daki el değişikliğinin kendi mücadeleleri için bir anlamı olduğunu bilenler de örneğin Etiyopya, Mısır, Libya’da farklı taraflar, Suudi Arabistan ve İsrail savaşın farklı taraflarını desteklemeye başladılar. Sonuçta, savaş çok cepheyi etkileyen bir savaş halini aldı ve 18 ülkeden gelen paralı askerler ile uzayıp gitti. Sudan hükümetinin BAE aleyhine Uluslararası Ceza Mahkemesinde soykırım suçu ile başvuruda bulunduğu, ABD’nin, HDK’ni soykırım ile suçladığı düşünülürse çok kan da aktı.
Rusya-Wagner faktörü
Maalesef ne akan kan ne de çok büyük göç, yerinden edilmişler krizi savaşın hızını kesmedi. Bugün savaşın hızı kesiliyorsa (ki Ordu Sudan’da pek çok eyalette kontrolü ele almış, tahıl ambarı sayılan bölge ile askeri üslerin bulunduğu bölgeler ele geçirilmiş ve Hartum geri alınmış durumda) bunun iki temel sebebi var. İlki, Ordu’nun HDK’ne karşı abluka uygulama, böylece de dışarıdan gelen desteğin hızını kesme şansına sahip oluşu. Bunda Rusya’nın Ukrayna Savaşını hala bitirememesinin de payı var. Wagner ayaklanması sonrası ve Wagner’in üst kademesinin elimine edilmesinden sonra elbette Rusya’nın Afrika hayali bitmedi ama gelişmelerden etkilendi. Afrika’yı çok iyi tanıyan, networklere hâkim ve özellikle de BAE sistemi ile yan yana nasıl çalışacağını bilen bazı isimler süreç içerisinde ortadan kalktı. Ayrıca Rusya’nın dikkat etmesi gereken alan olarak Karadeniz önceliğini koruyor. Karadeniz’de ateşkes haberleri gelmesine rağmen Ukrayna Savaşının taraflarının birbirini vurduğunu biliyoruz. Daha iki gün önce Zelensky Paris dönüşü Putin’in ölümünün yakın olduğunu ve Ukrayna’nın savaşı kazanacağını söyledi. Henüz Ukrayna-ABD değerli madenler anlaşması da imzalanmış değil. Yani Rusya’nın komuta kontrol merkezi Ukrayna odaklı çalışmaya devam ediyor. Sudan, elbette Rusya için önemli. Sudan altınlarının Rusya’nın ticari izolasyona karşı direnmesinde payı olduğunu hemen hemen her raporda okuyabilirsiniz. Ayrıca Çad ile beraber düşünüldüğünde (kabile ve iç siyasi bağlar nedeniyle Çad HDK’yı Burhan karşısında destekledi), Sudan, Fransa’yı şutlayıp Rusya’yı kucaklayan Mali, Burkina Faso ve Nijer yani Orta Sahel üçlüsünün stratejik derinliğinde yer alıyor. Eğer Rusya, milisleri ve anlaşmaları üzerinden Libya ve Sudan’da rejim değişikliğine gidebilseydi Akdeniz, Sahel ve Kızıl Deniz arasında nasıl bir kapatma yapabilirdi, bir hayal edin. Washington’da ve Avrupa’nın başkentlerinde tüylerin neden diken diken olduğunu görürsünüz. Bugün Rusya yeni sahaları kapatmak arzusundan ziyade başkaları kontrol etse de sahalara faydalı olabilecek giriş-çıkışının kesilmemesi derdinde. Bu değişim Suriye’de meyvesini vermişti, anlaşılan Sudan’da da vermek üzere.
BAE-Suudi Arabistan, Etiyopya-Mısır rekabeti
İkinci temel neden Ortadoğu’da yaşanan belirsizlik. Bu belirsizlik herkesi tedirgin ediyor ve kontrol edilebilen çatışmaları mümkünse dondurmaya/bitirmeye itiyor. Belirsizliğin nedenlerini biliyoruz, Gazze savaşı ve ABD’nin ne olduğu, nasıl biteceği daha anlaşılamayan İran politikası. Her iki mesele de ucundan Yemen’e, Kızıl Deniz güvenliğine, Mısır istikrarına dokunuyor. Bu belirsizlikler ayrıca iki rekabet hattına oturuyor. Biri Körfez içi rekabet: Haritayı açık baktığımızda 2015’de Sudan’ın Suudi Arabistan’ın yanına Yemen’de savaşmak için asker gönderdiğini bilmesek dahi Yemen’i kontrol etmek, Yemen’i kontrol edenlerin alan kapatmasını aşmak için nasıl önemli bir konumda olduğunu anlarız. Bu nedenle Beşir döneminden itibaren Suudi Arabistan ve BAE’nin niçin Sudan’a milyonlar akıttığı anlaşılabilir hale geliyor. Sudan’da bölünme başladığında her iki Körfez ülkesi de kendi yatırımlarını, yatırım ağlarını korumak için harekete geçtiler. Suudi Arabistan, Burhan ve Ordu’ya destek verdi. Cidde süreci gibi siyasi olarak başarısız olmuş ama Sudan ve ABD arasında bağların korunması açısından önemli süreçleri yönetti ve Savaş esnasında Sudan’a ve orduya ihtiyacı olan finansal desteği sağladı. BAE ise ihtiraslı bir güç, küçük Sparta olarak adlandırılması boşuna değil. Hem Körfez’de gücünün ötesinde bir statü arzusunda hem de Afrika-Ortadoğu hattında etkili olarak uluslararası bir ciddiyet devşirme derdinde. Avukatlar, hakimler ve savcılarla dolu kocaman bir salonda yeniyetme bir avukat nasıl dikkat çekebilir, belki şeytanın avukatı olarak. Bu nedenle BAE, hemen hemen her meselenin içerisinde istikrar olsa bir sürü güçlü ve sesli aktör arasında görünmeyeceğinden istikrarsızlıktan bir alan devşirebilir mi diye zemin yokluyor. Uyguladığı strateji hırslı doğasına ve finansal gücüne uygun ama tek başına sürdürmesi zor ve riskli bir strateji. Bu nedenle Sudan’da gidişatın Ordunun lehine dönmeye başlandığı andan itibaren ekonomik ve siyasi bir maliyetin altında. Henüz yenilgiyi kabul etmiş görünmüyor, kolay kolay da kabul edemez çünkü Sudan altyapısı ve madencilik sektörüne çok yatırım yaptı. Kaybetmeyi kabul etmesi demek Afrika’da işleyen BAE-Rusya networkünün Libya’dan sonra ikinci yenilgisini kabul etmek demek olur. Rusya ile çalışmaya hevesliler mi bilinmez ama başka Körfez ATM’leri Moskova için piyasada mevcut. Ayrıca alttan alta devam eden BAE-İsrail işbirliği için de ilan edilmiş bir başarısızlık olur. İsrail’in başarısızlıklardan hoşlanmadığını biliyoruz ama bugünlerde Suriye’de ve Somali’de Türkiye’nin güçlenmesi ne anlama geliyor diye sorup duran İsrail Sudan’da başarısızlığın adını bile duymak istemeyecektir. Bilindiği üzere bazı İsrailli yetkililer sanki yokmuş gibi BAE-İsrail ekseninden denge umuyorlar. Başarısız dengeleme mekanizmasını kim ne yapsın diye BAE’ne sorarlar. Bunların dışında yatırımları Suudi Arabistan’a kaptırmak, özellikle de altını kaptırmak BAE hiç istemiyor. Diğer rekabet hattı Kızıldeniz’de Mısır-Etiyopya hattı. Sudan, Nil nedeniyle, nüfus nedeniyle, tarih nedeniyle, göç riski ve radikalizm tehdidi nedeniyle Mısır için çok önemli. Aynı nedenlerle komşu Etiyopya için de önemli ve bildiğimiz gibi Mısır ve Etiyopya Somali-Somaliland kavgasını da içine alan bir bölgesel rekabetin parçasılar. Bu nedenle Sudan’da karşıt tarafları destekliyorlar ve Sudan’da kimin borusu ötecek sorusunun cevabı ile yakından ilgileniyorlar.
Türkiye faktörü
Söylendiği üzere Ortadoğu’daki belirsizlik, İran-İsrail kapışmasının ya da ABD-İran kapışmasının/anlaşmasının ne zaman hangi koşullarda olacağının bilinmemesi Sudan’daki vekalet harbinin maliyetini tarafları tutan aktörler için artırdı. Yine de Türkiye faktörü olmasaydı Sudan mücadelesi bugün savaşın bitişine bu kadar yaklaşır mıydı bilemiyoruz. Türkiye faktörü Sudan iç çatışmasından ziyade Afrika Boynuzu-Ortadoğu hattında bir faktör. Ankara, dengenin tutucusu kabiliyetlerini (Somali’de rejim güvenliğini de sağlıyor bu kabiliyetler) arabulucu rolü ile birleştirmiş görünüyor. Mısır-Etiyopya-Somali-Somaliland dörtgeninde çatışmanın kontrolü ve yatıştırılması, böylece rekabetin kontrolü konusunda Ankara’nın duruşu müthiş işe yaradı. Böylece Sudan çatışmasını besleyen bir yaranın üzerine toz dökülmüş oldu. Sudan özelinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dillendirdiği arabuluculuk çağrısını hatırlayın, bu çağrı özel bir çağrı zira Ordu ve HDK’nin arasında planlanmıyor. Sudan ve BAE arasında bir arabuluculuk, böylece Ankara bir yandan Sudan’ın birliğini tanıdığını gösteriyor diğer yandan BAE’ne maliyetini kontrol edebilecek bir çıkış sunuyor. Eğer bu teklif değerlendirilirse (-ki Burhan zaferlerinden sonra çıkacağı ziyaretin ilk adresi olarak Riyad’ı, ikinci adresi olarak Ankara’yı düşünüyor) Sudan kapışmasının temellerinden biri ortadan kalkar. Ankara’nın rejim güvenliği, ulus-devlet-elit inşası ve insani yardım konusunda büyük deneyimi var. Şu anda Suudi Arabistan bu konular çerçevesinde Ankara ile beraber çalışmak isteyebilir. Riyad-Ankara hattı çok sıcak, Katar-Türkiye hattı her zaman sıcak. Sudan, herkes için bir kazanç hanesine dönüşüp, Sudanlılar normal hayatlarına ve istikrara bir adım yaklaştırılabilir.
Elbette bir sürü risk var, Sudan savaşı biter Güney Sudan karışabilir, radikalizmin dozu artabilir, başka başka milis güçler ortalığı yangın yerine çevirebilir, Ortadoğu’daki gelişmelere pareler Sudan savaşını birileri yeniden alevlendirebilir filan. Ama bir bayram yazısını umutla bitirmek yerinde olur, ayrıca Sudan’daki gelişmenin jeopolitik önemini de takdir etmeliyiz. Mutlu bayramlar olsun…