
Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu ve riskleri...
Suudi Arabistan Sermaye Piyasası Kurumu’ndan yapılan açıklamada, Körfez ülkesinin daha fazla yatırım çekebilmesi için İslam'ın en kutsal iki mekânı olan Mekke ve Medine'de gayrimenkul sahibi olan halka açık şirketlere yabancıların yatırım yapabilmesine izin verileceği belirtildi.
Bu adımın, hac ziyaretlerinden elde edilen şirketlere yabancıların yatırım yapmalarına olanak tanıyacağı ön görülüyor.
Bu adım, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu kapsamında turizm ve altyapı sektörlerini geliştirme çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Her ne kadar bu hamlenin bölgedeki ekonomik büyümeye önemli katkı sunacağı ve uluslararası yatırımcılar için cazip fırsatlar sağlayacağı belirtilse de; yabancı yatırım kararı haklı olarak tartışmaları da beraberinde getirdi.
Yabancı yatırım projesi kapsamında Arabistan'a şüphesiz trilyon dolarlık yatırım yağacak.
Suudi Arabistan dünyanın pek çok ülkesinden büyük şirketlerin merkezi konuma geleceği yeni bir sürece girecek.
Süreci iki şekilde yorumlamak mümkün;
Birincisi; Bu proje kapsamında küresel bir merkez haline gelebilmesi için Arabistan'ın cezbedici hamleler yapması gerekir ki; yatırımcıları kendini çekebilsin.
İkinci bir husus ise; bu projenin gizli bir amacı taşıyor olma endişesi...
Bu hamle ile Yahudi sermayesinin Suudi Arabistan'da yatırım yapmasının önünün açılması da söz konusu... Bu açıdan bakıldığında çok büyük bir tehlike arz ediyor. Siyonistlere yönelik herhangi bir engel olmaması da tehlikenin ayak seslerini duymamıza sebep olan yegâne unsur...
Yahudilerin geçmişten günümüze Arabistan'da ve özellikle Medine'de varlıkları yadsınamaz... Yahudilerin varlığı bir yana bir de üzerine yatırımları düşünüldüğünde ülke büyük bir tehdit altına girecektir.
Bu tehdit göz ardı edilmemeli ve şimdiden önlemler alınmalıdır.
Bu minvalde;
Suudi Arabistan yabancı yatırımcılara fırsat verirken İslami açıdan kutsal beldenin manevi atmosferine zeval getirecek herhangi bir taviz vermemelidir.
İslami yönetmelik ve kurallar çerçevesinde işletmeler ve faaliyetlerin yürütülmesini sağlamalıdır.
Aksi takdirde bugün özgür olan kutsal topraklar; Mekke ve Medine bir gün fethetmemiz gereken işgal altında bir beldeye dönüşebilir.
Söylemlere bakıldığında tablo hiç iç açıcı değil. Müslüman kardeşliği hiçe sayılıyor ve mazlumlar göz ardı ediliyor.
Suudi Arabistan'ın eski Adalet Bakanı Mohammad Al-Isa :
“7 Ekim'i kınıyorum ve Hamas bir terör örgütüdür.” dedi.
Toplumsal ve yönetimsel olarak modern çağ ile sentezlenen ve öz kimliğinden soyutlandırılmak istenen ülkede; her geçen gün çağdaşlık adı altında aykırı dönüşümler hayata geçiriliyor ve Mekke ve Medine'ye gereken hassasiyet gösterilmiyor. Bu açıdan bu kutsal beldelerin Gazze'den daha fazla işgal altında olduğu söylenebilir.
7 Ekim terörist İsrail ile beraber Al Suud diktatörlüğünün de sonu olacağa benziyor. Bundan kaçış yok. Bölgedeki sözde İslam Devletleri yeniden yapılanacak tıpkı Suriye gibi...
Ahmed El Şara ilk yurtdışı ziyaretini yarın Suudi Arabistan'a yapıyor. Bu ziyaret çok doğru ve son derece stratejik bir hamle...
Hasılı; güvenilir ve istikrarlı olan emin şehirlerde Gayr-i Müslimlerin doğrudan mülk sahibi olmasının yasaklanmasına rağmen bu kararın çıkması çok tartışılacağa benziyor.
Önümüzdeki süreçte; Suud 2030 Vizyonu risklerinden soyutlanabilecek mi, Suudi Arabistan'ın atacağı adımlar Ortadoğu gündemini ne yönde etkileyecek?
Göreceğiz.
Umarım gördüklerimizden memnun oluruz. Hiç şüphesiz; Türkiye’nin memnuniyeti, söz konusu ülkenin selameti demektir.