​İNSAN HAFIZASI VE İSRAİL KATLİAMI

Bırakalım dünya kamuoyunda bu konuya yaklaşımlarda neler olduğunu, Ülkemizde de çatışmanın ilk iki haftasında yapılan gösteriler, mitinglerin, asılan pankartların, gazete haberleri, köşe yazıları, televizyon programlarının sayıca azaldığını görebiliyoruz.

İnsani ateşkes adı altında Gazze’ye yardım yolunu açarak Batı kamuoyunun, rehinelerin bir kısmının serbest bırakılması ile de iç kamuoyu tepkisini kısmen de olsa azalttığını düşünen İsrail’in kaldığı yerden katliama devam etmesi beklenen bir durumdur. 7 günlük ateşkes  zaten zayıf olan insan hafızasında günlük yaşamın koşuşturması içinde günlük olaylara odaklanıp öncesinde ne olduğunu unutmamıza, güçlü destek verdiğimiz konulara zamanın akışı içinde desteğimizin azalmasına neden olduğu bir gerçektir.

Bırakalım dünya kamuoyunda bu konuya yaklaşımlarda neler olduğunu, Ülkemizde de çatışmanın ilk iki haftasında yapılan gösteriler, mitinglerin, asılan pankartların, gazete haberleri, köşe yazıları, televizyon programlarının sayıca azaldığını görebiliyoruz. Fenomenler ve bol para kazanmayı amaçlayan fon konulu program ve yazılarda artış ise inanılmaz boyutlardadır. Aynı durumu Soma Maden Kazasında da yaşamıştık. 13 Mayıs 2014 tarihinde 301 madencimizin yaşamı yitirdiği kazada, kazaya olan ilginin zaman içinde nasıl azaldığını, günümüzde ise sadece ülkemizin bu en büyük maden kazasının olayın yaşandığı gün yapılan bir anma ötesine geçmediğini görebiliyoruz.

Unutulanlar zaman içinde yarattığı zararların fazlalığı ile geri dönmektedir. Maden kazası sonrası yasal anlamda birçok tedbirin hayata geçtiğini, ilk zamanlar etkilerini de gördük. Zaman içinde yönetsel ve denetim eksiklikleri kısacası sürdürülebilirlik olmayınca maden kazalarında benzer olayların tekrarlarını yaşamaya başladık.

KENDİ İÇİNDE BÜTÜN OLAMADILAR

Bugün Filistin sorunu; gerek Filistinlilerin kendi içinde bütün olamaması, gerekse davanın uluslararası kamuoyunda sıcak tutulamaması, sürdürülebilir ve en azından İslam dünyası ve Arap Devletleri tarafından her ortamda gündeme taşınan ortak bir mücadele konusu olmaması nedeniyle tekrarlanmaktadır. 

Hamas, mücadelesinde haklı olabilir. Sorun dünya kamuoyu gündemine taşınmıştır. İsrail dışında, her kuruluş ve ülke iki devletli çözümden yana olduğunu açıkça belirtmektedir. Aynı zamanda bu kabulün sahada İsrail’in oldu bittileri nedeni ile uygulama olanağı olmayacağının da farkındadırlar. Golan’da toprakları işgal edilen Suriye’nin zaman zaman işgale karşı cılız çıkan sesinde kabul etmişliğin izlerini görmek mümkündür. Birleşmiş Milletler tarafından devlet olarak tanınan Suriye’nin Şam havalimanını tehdit var diyerek vuran İsrail’e sesini çıkarmayanların, Birleşmiş Milletlerin sadece gözlemci statüsü verebildiği Filistin topraklarında yeni yerleşim alanları açarak genişlemesine devam eden İsrail’e güçlü bir şekilde dur demeyecekleri açıktır. 

DUR DİYECEK CESARET

Güvenlik Konseyi’nin hangi üyesi dur diyebilecek cesareti taşıyabilmektedir. Yahudi etkinliğini çok fazla olduğu ABD, İngiltere ve Fransa’yı İsrail’e mutlak teslimiyetleri nedeniyle bir kenara koyduğumuzda geriye Çin ve Rusya kalmaktadır. Ortadoğu’da var olmanın yollarını arayan ve İsrail ile ilişkilerini her alanda hızla geliştiren Çin mi İsrail’e dur diyecektir? Çar Petro’nun sıcak denizler çıkma hedefini 2015 yılında gerçekleştiren, Ukrayna savaşı ile meşgul Rusya’mı?

Yeni yerleşim yerleri açarak genişlemesine devam eden İsrail’in iki devletli çözümü imkansız hale getirmekte olduğunu dünya sadece izlemektedir. Çözüme en yakın olunduğu Oslo anlaşmasında imzası bulunan İsrail Başbakanı İzak Rabin’in kendi vatandaşı tarafından nasıl hayattan koparıldığı asla barış istenilmediğini en önemli işaretidir. Barış, İsrail’in durması demektir. Durmanın, Babiller ve Romalılardan sonra 3’Üncü defa bu toprakları terk etmek anlamını taşıyacağı endişesi İsrail yönetimlerinde ve halkında her zaman hakim olmuştur.

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM MÜMKÜN MÜ?

İki devletli çözümün artık mümkün olmadığı görüldüğü içindir ki, Trump zamanında ortaya atılan Yüzyılın Anlaşması denilen ucube bir anlaşma, Arap Devletleri ile İsrail arasında yumuşamayı öngören İbrahim anlaşmaları bu girişimlerden birkaçıdır. Bu çatışmanın bir şekilde sona ermesi halinde bu çözüm önerilerinin sayısını artacağını söylemek mümkündür. Kasım 2024’te ABD seçimlerinde Trump’ın kazanması halinde yeni çözüm önerilerinin ortaya çıkabileceğini öngörebiliriz.

Batı kamuoyunda yapılan gösterilerdeki kalabalıkların büyük kısmını Müslümanların oluşturduğu, gösteri yapılan ülkeden katılanların İsrail’in yaptığı katliamlara insancıl yaklaşanların oluşturmakta olduğu saha gözlemleri ile aktarılanlardır. Vicdanı ile hareket eden Müslüman gençlerin yaşadıkları ülkelerin katı tutumları nedeni ile bu konuda bir farkındalık yaratmaları mümkün görünmemektedir. Elde ettikleri haklar ve sahip oldukları oturma izni, vatandaşlık gibi hakları kaybetme riski onları sınırlandırmakta, cılız gösterilerle seslerini bulundukları ülke kamuoyu ve yönetimlerine duyurmaya çalışmaktadırlar.

Dünyada Müslüman gençler arasında yapılacak bir araştırma Filistin meselesinin yıllar içinde nasıl zihinlerden silindiği gösterebilecektir. Sadece genç nesil değil, belirli yaş grubu dışında da konunun unutulduğunu görebiliriz.

Hamas’ın, İsrail hapishanelerinde ki Filistinlilerden en azından bir kısmının serbest bırakılmasını sağlaması bir başarı olarak görünse de, serbest bırakılanların yerlerinin değişik gerekçelerle İsrail tarafından misli ile doldurulmakta olduğunu görmezden gelemeyiz. Özellikle Batı Şeria’da sayının 3 binli sayılara ulaştığını biliyoruz. İsrail’in elindeki serbest bırakılanlara sevinirken tutuklananların ailelerinin acısını nereye koyacağız. Ateşin düştüğü yeri yakmasını mı izleyeceğiz? Hafızalarda kalan serbest bırakılan Filistinliler, peki yeni tutuklananlar?

KURALLAR HÜKÜMSÜZ HALE GELDİ

Hamas -İsrail çatışması, kabul gören insanlık ilkeleri ve askerlikle ilgili kuralların hükümsüz hale geldiği, öldürmenin teknolojik ve insan kimliğinden sıyrılmış düzeylerde ve organize şekilde gerçekleştirildiği savaşın 1’nci Dünya Savaş’ından sonra ulaştığı son seviyeyi göstermektedir.

İsrailli tarihçi Omer Bartov’un “Kendi insanlarından oluşan milyonların içinden çıkan, her türlü değeri ve inancı altüst edip çarpıtan, kendisini daha yüce bir dava için feda etmeye gönüllü insanoğlunu, en iğrenç suçları sürdürmek için sömüren savaş bize ,hafıza ile kimlik, kültür ile coğrafya arasında açılan bir boşluğu miras bıraktı” sözleri yaşananların  bir özetidir.