İSRAİL'İN DEVLET İSE FİLİSTİN NEDİR?

Filistin bugün itibariyle Batılı devletler dışında 100'den fazla devlet tarafından, yani uluslararası toplumun çoğunluğunca tanınmış bir devlettir. Bu da Filistin'in devlet olarak genel kabul gördüğünü söylemek için yeterlidir.

Filistin’in, Birleşmiş Milletler(BM) çalışmalarına gözlemci statüsünde katılmasının uygun bulunması tam üyeliğe doğru giden süreçte önemli bir aşamadır. Bu statü, Filistin’e genel kurulda konuşma hakkı vermesi, BM kurumlarına ve Uluslararası Ceza Mahkemesine katılmasına imkan vermesi nedenleri ile Filistin davasının BM gündeminde ve Uluslararası kamuoyunda sıcak tutulması açısından katkı sağlamakta olduğu kuşkusuzdur. Ancak, bu statünün uluslararası kuruluşlara ve acentelere de verildiği düşünülürse Filistin’in tam bir Devlet olarak görülmediği ve tanınmadığının da işareti olarak değerlendirilebilir.

Üye olmayan gözlemci devletler, egemen varlıklar olarak tanınmaktadırlar. Gözlemci olduktan sonra ne zaman isterlerse tam üyelik için başvurabilirler. Örneğin 10 Eylül 2002 tarihinde tam üye olan İsviçre, 1948 ile 2002 yılları arasında daimi gözlemci statüsündeydi. Şimdilik bu statüye sahip olan tek varlık Vatikan’dır. Vatikan’ın konumu, “Kendisi "üye olmayan [bu] devlete gözlemci olarak Genel Kurul'un oturumları ve çalışmalarına katılmaya ve genel merkezde kalıcı gözlemci temsilciliği kurmaya kalıcı davetle davet edilmiştir" şeklinde tanımlanmıştır. Filistin’e gözlemci konumu verilmesinde bile ikircikli bir yaklaşım olduğu görülmektedir. Vatikan, “daimi gözlemci statüsü” ile BM çalışmalarına katılırken Filistin’e “üye olmayan gözlemci devlet” şeklinde bir farklı bir tanımlama yapılmıştır. Kendine özgü yapısı olan “gözlemci üyelik” statüsü için de BM Şartı’nda herhangi bir düzenleme bulunmamakta ve bu statü teamüle dayanmakta olduğunu ayrıca belirtmek gerekir.

Gözlemci kuruluş olarak tanımlanan Filistin’in bu tanımlamaya kavuşturulması uzun bir emeğin ve mücadelenin ürünü olduğunu ve başarı olarak kabul edilmesi gerektiğinin altı çizilerek, bir devlet için gereken koşulları sağlayan Filistin’in, ruhani/siyasi merkez olan Vatikan ile bir tutulması da BM’in dünya barışı için bir anlam ve işlev sağlamadığının göstergesidir. BM Genel Sekreteri’nin İsrail-Hamas çatışmasında nerede duracağını bilememesi, hiçbir yaptırım gücünün olmaması ve hatta İsrail tarafından sert şekilde eleştirilmesi bile BM’nin eğer günümüz ihtiyaçlarına uygun bir revizyondan geçmemesi halinde etkisini tam olarak yitireceği, sorunların çözümü için güvenlik konseyi üyelerine başvurmak yol haline gelebileceği öngörülmektedir. Bu durumu borcunun tahsili için organize suç örgütlerine başvuran çaresizlerin yolu gibi görebiliriz.

BM Genel Kurulu’nda Filistin için yapılan oylamada ülkelerin oy tercihlerinde siyasi nedenlerin ve ABD’nin etkisinin açık olduğu görülmektedir. Oylamada, 138 ülke "evet", 9 ülke "hayır", 41 ülke ise "çekimser" oy vermiştir. Çekimser oyunda karşılığını hayır gibi düşünecek olursak 50 ülke Filistin’in varlığından rahatsız oluyor demektir. ”Hayır” oyu kullanan ülkeler arasında İsrail, ABD ve Kanada'nın yanı sıra Çek Cumhuriyeti, Panama ve dört Pasifik ada ülkesi olan Marshall Adaları, Mikronezya, Nauru ve Palau bulunmaktadır. ABD’nin mali ve siyasi desteği ile ayakta duran devlet için gerekli koşulları karşılamakta zorlanan 4 ada ile bile Filistin’i aynı seviyede görmeyen anlayış bugün İsrail’in sürdürdüğü soykırımının nedenlerinden birini oluşturmaktadır.

Oylamanın ardından bir açıklama yapan ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Susan Rice, Filistin'in BM'de üye olmayan gözlemci devlet statüsü kazanmasının barış için büyük bir engel oluşturacağını, Ortadoğu'da iki devletli çözümün ‘evet’ oyuyla sağlanamayacağını öne sürmüş, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da oylamanın ‘barış sürecini zedeleyecek talihsiz bir karar olduğunu’ belirtmiştir. Bu açıklamalar bile “iki devletli çözüm” diye bugün sahte söylemlerde bulunan ABD’nin yalanla nasıl siyaset yaptığını gözler önüne sermektedir.

BM Güvenlik Konseyi İsrail’e dur çağrısı yapmıştı

Filistin’in 2011 ve 2022 yıllarında iki defa tam üyelik için BM ‘ye başvuruda bulunmuş ve ilk başvurunun ilk görüşüldüğü Güvenlik Konseyinde ABD ve dümen suyunda gidenlerin vetosu ile karşılaşmıştır. Hayır cevabı ile Güvenlik Konseyi, ABD’nin çekimser kaldığı 15 üyeden 14’ünün oyu ile 23 Aralık 2016 tarihinde kabul ettiği 2334 sayılı kararının bu başvuru için zemin hazırladığı gerçeğini adeta inkar etmiştir. Güvenlik konseyi bu kararı ile “İsrail'in Doğu Kudüs de dahil olmak üzere 1967'den beri işgal ettiği Filistin topraklarında yerleşimler kurmasının yasa dışı olduğunu teyit etmiş ve İsrail'i işgal altındaki Filistin topraklarındaki tüm yerleşim faaliyetlerini derhal durdurmaya çağırmıştı”.

BM’ye 2011 yılında yapılan üyelik başvurusunun reddi sırasında bu başvurunun UNESCO tarafından uygun bulunmasını hazmedemeyen ABD’nin UNESCO’ya yaptığı yardımları azaltması yönlü kararının bugün 5000’e yakın çocuğun katledilmesi için İsrail’e zemin hazırladığı dikkatlerden kaçırılmamalıdır.

BM Soğuk Savaşın başlangıç yıllarında ABD-Sovyetler Birliği çekişmesinden kaynaklanan tıkanıklıktan sonra birkaç istisna dışında her müracaat edenin neredeyse otomatik bir şekilde üye olduğu bir örgüttür. BM Antlaşmasına göre örgüte üye olabilmek için devletlerin şu üç şartı yerine getirmesi gerekir: barışsever olmak, Antlaşmasının öngördüğü yükümlülükleri kabul etmek ve bu yükümlülükleri yerine getirebilecek kapasitede olmak. Bu şartlar şimdiye kadar hiçbir devletin üyeliğini engelleyecek şekilde yorumlanmamıştır. BM’nin evrensel örgüt olması dolayısıyla bütün devletlere açık olması yanında üyelik şartlarının nispeten hafif olması katılımı kolaylaştırmıştır.

Büyük devletler Filistin davasına karşı çıkmıyor

Bir devletin tanınması devletler arası bir işlemdir; BM veya herhangi bir uluslararası örgütün devleti tanıması söz konusu olmamaktadır. BM’ye hâlihazırda gözlemci statüsüyle katılabilen Filistin’in üye olması örgüt içerisindeki karar verme süreçlerinde yer almak, meselelerini örgüt gündemine getirip bizzat daha rahat bir şekilde açıklamak gibi avantajlar elde etmesini sağlayan BM üyeliğinin Filistin açısından en önemli faydası ise siyasi planda olacaktır. Üyelik, veto yetkisine sahip büyük devletlerin Filistin davasına en azından karşı çıkmadıklarının, devletler topluluğunun büyük çoğunluğunun ise desteklediklerinin resmi teyidi demektir. Böyle bir desteği arkasına alan Filistin’in temel meselelerinin halledilmesi yolunda elinin daha güçlü olacağı açıktır.

Filistin’in durumu anılan şartlara uygun son derece uygundur. Abbas üyelik başvurusunu Filistin Devlet Başkanı olarak yapmış, başvuru mektubunda aynı zamanda Filistin halkının tabii ve tarihi haklarına atıfta bulunarak 15 Kasım 1988’de Filistin Devletinin bağımsızlığının ilan edildiğini ve

BM Genel Kurulunun da 15 Aralık 1988 tarihli kararında bu bağımsızlık ilanının meşruiyetini kabul ettiğini hatırlatmıştır.

Filistin bugün itibariyle Batılı devletler dışında 100’den fazla devlet tarafından, yani uluslararası toplumun çoğunluğunca tanınmış bir devlettir. Bu da Filistin’in devlet olarak genel kabul gördüğünü söylemek için yeterlidir. Dolayısıyla üyelik başvurusunda Filistin’in devlet niteliğiyle ilgili bir itirazın olmaması gerekmesine rağmen ABD ve Batılı devletlerin Filistin’in üyelik başvurusuna karşı çıkmasının köklü ve kadim sebepleri yanında başvuru mektubunda üyeliğe kabul edilmesi istenen Filistin Devleti’nin ülkesi, 1967 Altı Gün Savaşı öncesi sınırlar çerçevesinde tanımlanmış ve Kudüs’ün de bu devletin başkenti olduğu özellikle vurgulanmıştır. 1967’den bu yana İsrail oldu bittilerle birçok sınır değişiklikleri yapmıştır. Filistin’in devleti ve ülkesiyle başvuruda tanımlandığı şekilde üye kabul edilmesi İsrail’in izlediği politikaların – Doğu Kudüs’ün işgali, Filistin topraklarını Yahudi yerleşimine açmak vs. – BM tarafından kabul edilmesi anlamına gelecektir.

BM’nin ve bazı üyelerinin her açıdan ABD’ye olan bağımlılığı dikkate alındığında Filistin’in tam üyelik için yapacağı girişimlerden sonuç alınma ihtimalini zayıflattığı söylenebilir.Ancak,Filistin ara vermeden üyelik başvurusunda bulunmayı sürdürmelidir. Toprağının yüzde 15’inin, Filistinlilerden toprak satın almak ve üzerine Yahudi yerleşim birimi inşa etmek gibi bir vizyon ile bağış toplayan vakıf statüsünde ki İsrail Ulusal Fonu’nun sahip olduğu İsrail’i devlet olarak kabul eden anlayışın geri döndürülmesi için bulunduğumuz zaman dilimi uygun fırsatlar yaratmaktadır.