Mobil Masthead


​BEDEN ALINCA RUH VERİNCE

Gıda işiyle uğraşan aile şirketinin kurucusu baba, hafta sonu şirketin bayi toplantısını yapmıştı.

Gıda işiyle uğraşan aile şirketinin kurucusu baba, hafta sonu şirketin bayi toplantısını yapmıştı. Ailesiyle katıldığı bu organizasyon sonrası otelden ayrılmış ve yaklaşık beş saat sürecek yolculukları başlamıştı. Eşinin, oğlunun ve kızının telefonlarıyla meşgul olduklarını gören baba, yolculuğu keyifli hale getirmek için sohbet konuları açmaya çalıştı. Asıl amacı daralan aile içi iletişimi geliştirmekti.

Üç günlük bayi toplantısı hakkındaki görüşlerini sordu. Toplantının açılışına ve gala yemeğine katılan anne ve kızın tek yorumu, gala yemeği ve toplantı sonundaki toplu fotoğraf çekimini eleştirmek oldu. Zira fotoğrafta arzu ettikleri yerde değillerdi. İkisinin de bu etkinlikten memnun kalmadığı belliydi. Ayrıca anne altın gününe, kızı arkadaşlarıyla sinemaya gidemediği için üzgündü. 

Kurumda çalışan ve toplantıların bir kısmına katılan kurucunun oğlu da dişe dokunur bir yorum yapmadı. Toplantıda gereksiz ayrıntılara inildiğini, en çok satanlara ödül vermenin ve düzenlenen yemeğin yeterli olduğunu söyledi. Ve toplantı için evden çıkarken krize dönüşen kendi arabasını getirme isteğinin babası tarafından engellenmesine olan kızgınlığını yineledi durdu. Baba; ‘Evladım, arabanı getirseydin şehirde dolaşmaktan toplantılara katılmayacaktın’ demekle yetindi. 

Aylardır hazırlık yapılan ve geçen yılın üretim, pazarlama ve mali işler bakımından değerlendirildiği, bütçe ve gerçekleşen hedeflerin kıyas edildiği, başarılı yöneticilerin taltif edildiği, yeni yılın hedeflerinin belirlendiği bu önemli toplantının aile için bir gezi ve alışverişin ötesine geçmemiş olmasına sıkıldı kurucu baba.

AİLE HEYECANSIZ

Aile şirketi tüm olumsuz gelişmelere rağmen güzel bir yıl geçirmiş, satış hedeflerine ulaşmış ve üst yöneticilerle bayilerin moral ve motivasyonları iyileştirilmişti. İşin içine girmeyen, yapılan etkinlikten heyecan duymayan sadece aile üyeleriydi. 

Arabada bir süre sessizlik oldu ve telefon mesaisi devam etti. Üç gün gece geç saatlere kadar çalışan ve bayileri yeni hedefler konusunda ikna etmeye çalışan baba yorgundu. Aileden biri arabayı kullansa diye düşündü ama hiçbirinden teklif gelmedi. Aynı arabada mutsuz bir duruş sergilediklerinden baba da böyle bir yardım istemedi aile üyelerinden. 

Baba iletişimi sürdürmek hem de uyanık kalmak istiyordu. Zira bir arada geçirdikleri sınırlı zamanlardan biriydi bu anlar, bir fırsattı. Tekrar konuşmaya başladı. Bir danışmandan öğrendiği yöntemle ailesine yaşamdaki hedeflerini sordu. Ve dedi ki ‘Şimdi her birimiz eksiklerimizi, hayallerimizi, duygularımızı, hedeflerimizi, bunlara ulaşmak için çalışmalarımızı paylaşalım.’

Konuşmak zorunda kalan aile üyelerinin beden dilleri asıldı. Önce anne söz aldı: ‘Yıllardır bir işin var. Hep çalışıyorsun. Ben kendime bir hayat kurdum. Arkadaşlarımla birlikteyim. En önemli hayalim aylardır söylediğim karavan. Bir an önce alırsan iyi olur. Arkadaşlarla karavan gezileri yapacağız...’

KİM EMANET ALACAK?

Kız konuşmakla konuşmamak arası bir tavırla sesini yükselterek konuştu: ‘Ne dememi istiyorsun ki? Sanki bilmiyormuş gibi. Benim hayalim belli. Kendime ait bir eve çıkmak istiyorum. Arkadaşlarımın var. Keyifleri yerinde. Şehrin bütün sosyetesinin içindeler. Bense ailemle bir sitede yaşıyorum. Bu üniversiteden de bıktım artık. Bir türlü bitmiyor. Zaten bitirsem de ne yazar ki...’

Morali daha da bozulan baba, bir ümit oğlunun hayalleri ve hedefleri arasında aile ve ailenin işi vardır beklentisi içindeyken oğlu da isteksiz şekilde konuşmaya başladı: ‘Bana sorarsanız hayat boş. Nasıl olsa ölüp gidecek herkes. O zaman keyfimize bakalım. Yetecek kadar zenginliğimiz var. Telaşa ne gerek var. Benim hedefim tek kapılı bir araba. İki yıldır istiyorum ama olmadı. İşi de sevmiyorum zaten başarılı da değilim. Şirketin hiçbir işi ilgimi çekmiyor. Ben günümü, yaşımı yaşamak istiyorum...’ 

Direksiyondaki baba cevapları duydukça sinirleniyordu. Herkesin bir şeyler almanın peşinde olması beklediği cevaplardı belki ama nedense bu defa çok ağır gelmişti konuşulanlar. Aile işten, konuşulanlardan, gerçek hayattan o kadar uzaktı ki babanın düşüncelerini sormak akıllarından bile geçmedi. Oysaki baba neler neler söylemek istiyordu. 

Aile üyeleri tekrar telefonlarına daldı. Baba da derin düşüncelere dalıp içinden konuştu sessizce: ‘Yıllar öncesinde kurduğum bu işi, tırnaklarımla büyüttüm. Yıllardır isteklerinizin sonu gelmedi. Ne zorluklar çektiğimi biliyorsunuz aslında ama zenginlik, fakirliği çabuk unutturdu. Varlık, yokluğu görmeye engel oldu. Bunca işi kime emanet edeceğim? Ben bir iş insanı olarak ailenin ve işin maddi büyümesine yani bedenine çalışmışım. Ama ruhu ihmal etmişim. Zira beden aldıkça ruh verdikçe tatmin olur.’

Herkes telefonuyla o kadar meşguldü ki direksiyondaki babanın adeta yalnız yolculuk yaptığını ve ara sıra gözlerinin kapandığını fark etmediler bile... (Bu gerçek olaya devamı edeceğiz)