Vakıf Katılım web

PUTİN-Şİ GÖRÜŞMESİ: EJDERHA VE AYI KUCAKLAŞIRKEN NE MESAJ VERDİ?

Prof. Dr. Vişne KORKMAZ
Tüm Yazıları
16-17 Mayıs'ta Rusya devlet başkanı Putin, yeni kabine üyelerinin bir kısmını da yanına alarak Çin'e resmi bir ziyaret düzenledi.

16-17 Mayıs’ta Rusya devlet başkanı Putin, yeni kabine üyelerinin bir kısmını da yanına alarak Çin’e resmi bir ziyaret düzenledi.

Birbirleriyle yüz yüze görüşmelerinden yaklaşık yedi ay sonra Putin ve Şi yeniden bir araya geldiler ve 2022’de “sınır tanımayan ortaklık” ibaresi nedeniyle ünlenen ortak bildiriden sonra belki de ikili ilişkiler bakımından en güçlü ifadelere yer veren bir derinleşen stratejik ortaklık beyanı yayınladılar. Kimilerine göre resmi ilişkilerinin kurulmasının 75 Yılında bu iki ülke, Rusya ve Çin’in durduğu yerle Batı arasındaki mücadele çizgisi böylece netleşti. Gerçekten de ABD’nin, Asya ve Asya-Pasifik’teki politikalarının- ima edilmeden- adlı adınca zikredilmesi bu tür ortak beyanlarda kolayca görebileceğimiz bir şey değil. Bu açıdan Mayıs 2024 ziyaretinde bazı sınırların aşıldığını söyleyebiliriz. Yine de eğer karşımızdaki bir ittifak ise, bu ittifakın farklı kabiliyet ve amaçlara sahip iki aktör arasında kurulduğunu, bu yüzden göründüğünden daha karmaşık olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Belki de bu nedenle Çin tarafı başta olmak üzere Beijing ve Moskova, ittifaktan ziyade “amaçların ortaklığı” kavramını kullanmaya özen gösteriyorlar. Bu sadece ikili ilişkilerin dinamik doğası nedeniyle (-ki bu doğa uyum kadar uyumsuzluk da üretebiliyor) değil, ayrıca Putin ve Şi’nin seslendikleri adreslere güçlü bir şekilde çağrıda bulunmaları için önemli, ve son derece akıllıca bir seçim. Bu seçimle ikili, meseleyi Çin-Rusya-ABD çekişmesi ve rekabetinin ötesine taşıyor. Çin ve Rusya ancak büyük güçlerin sahip olduğu kabul edilen, küresel düzen kurma ve koruma misyonuna atıfta bulunarak konuşuyorlar, bu çerçevede doğrudan Küresel Güney’e sesleniyorlar, ve itiraf etmemiz gerek uluslararası basına “ejderhanın ayı ile kucaklaşması” olarak yansıyan performansları, Blinken’in Ukrayna’daki bir barda “özgür dünya” diye diye gitarı ile yaptığı gösteriden çok daha etkileyici.

Hegemonyaya karşı çok kutupluluk

Ortaklık bildirisine de yansıyan uluslararası düzen, BM kurallarına dayalı düzen vurgusu Rusya’nın konumunu düşündüğümüzde (Ukrayna Savaşı’nda işgalci) -en iyi ifade ile- bir parça çelişkili. Ayrıca 1945 sonrası yaratılan düzen, ABD hegemonyasının gücü üzerine kurulmuştu; şimdi Çin ve Rusya mevcut uluslararası hukuki düzen (BM sistemi) ve ABD hegemonyasını birbirinden ayırdıklarında, kendilerini düzenin yanında, hegemonya karşısında konumlandıklarında tam ne istiyorlar- bunu anlamak ilk bakışta zor. Ancak, küresel sistemin hukuki düzenine yapılan vurgu ile verilmek istenilen birkaç mesaj var, ve bu mesajlar aktörlerin amacından bağımsız gayet net bir şekilde veriliyor. Öncelikle Beijing ve Moskova, ABD’yi düzeni yıkmaya çalışan, -bu ifade net bir şekilde kullanılmamış ama- adeta revizyonist bir aktör olarak tanımlıyor. Böylece bir yandan, ABD, bozduğu düzende çıkan faturayı kendisi ödesin deniyor. Afganistan ile ilgili paragraf tamamen bu mesajı vermek üzere yazılmış. Diğer yandan Rusya ve Çin, ABD karşıtlığını basit bir stratejik hamleden adeta stratejik bir ideolojiye, çok kutupluluk meselesine taşıyor. ABD neden kendi kurduğu düzeni yıkmak için neden hareket ediyor gibi teorik sorular elbette sorulmamış. Ama anlıyoruz ki bugünün küresel düzeninde bir tür çok kutupluluğun tohumları gizli ve ABD, bu tür bir “çok kutupluluktan” önce sistemi kendi lehine dönüştürmek için harekete geçti. 2000’lerden itibaren Beijing ve Moskova’nın adeta ilahi bir kelime gibi terennüm ettikleri çok kutupluluk da bu belgede daha çok ete-kemiğe bürünüyor.

Düzenin koruyucuları (!)

Çok kutupluluk, farklı aktörlerin kapasite artırımına, zenginleşmesine ve güçlenmesine olanak verir mealinde bir tanımlama yapılmış. Bu tanımlama, Şi’nin Putin’den önce Çin’e ziyaret gerçekleştiren Blinken’e söylediklerini hatırlatıyor. O zaman Şi demişti ki, ABD-Çin ilişkilerinde iyileşme Washington’un Çin’in kapasite artırımından endişe duymaması, Çin’in güçlenmesini içine sindirmesi ile olur. Şimdi bu mesajı Küresel Güneyi kapsayacak şekilde genişletiyorlar (BRİCS ruhundan da bahsedilmiş- ki ABD’nin Ortadoğu politikalarında başarısızlığını insani meseleler üzerinden gündeme taşıyan Güney Afrika da BRİCS üyesi). Diyorlar ki bizim savunduğumuz çok kutupluluk da farklı farklı ülkeler güçlenebilir, daha fazla kapasite geliştirebilir ve biz bunu içimize sindiririz. Belge de bunları söyledikleri kısımdan aşağıya indiğimizde ABD’nin yaygınlaştırılmış caydırıcılık kapsamında sağlandığı teknoloji paylaşımının eleştirildiğini görüyoruz. Yani burada başka ülkelerin kapasite artırımından bahsederken Rusya ve Çin ile kurulacak ittifaklardan bahsetmiyorlar.

Bugün pek çok ülkenin kalbinde yatan aslan, stratejik otonomi fikri; bunu reddetmeyecek şekilde ticaret, Pazar ekonomisi ve karşılıklı bağımlılığın getireceği ortak faydadan yararlanmaktan dem vuruyorlar. Fazlasıyla liberal bir bakış açısı. Küresel Güney’e seslenirken kullanılan eşitlik vb “asil yalanlar” belgeyi önemli ve cazip hale getiriyor. Böylece Çin ve Rusya, kendilerini küresel düzeni koruyan büyük bir güç olarak da ilan ediyorlar. Rusya’nın savaşa şavaşa bulmaya çalıştığı “statü” böylece kucağına düşüyor. Putin, kazancının farkında; ABD tarafından kendisine bahşedilmeyen statü Çin tarafından bir şekilde verildi. O nedenle Ukrayna konusunda Çin’in duruşunu bozmayacak şekilde davranmaya Rus yetkililer, Putin dahil. Zaten Rusya, Çin’in barış planı diye ilan ettiği 10 maddelik ne olduğu tam anlaşılamayan planı kabul etmişti. Bu sefer de Putin, Şi, Ukrayna sorununun barışçıl yollarla ve BM parametreleri çerçevesinde çözülmesi gerektiğinden bahsederken bir itiraz dillendirmedi. Toprak bütünlüğü ilkesine Kırım’ın ilhakı ve Donbass politikası nasıl uyar, bu sorunun cevabı başka bahara ama sonuçta Zelensky, Çin’i İsviçre’de Ukrayna Konferansı’nda görmek istediğini duyurdu. Ruslar Ukrayna’da küçük ama önemli ilerlemeler sağlarken ve Putin’in yeni kabinesi savaşının ekonomik olarak sürdürülebilirliği üzerine otururken Putin, Çin ziyaretinden Ukrayna konusunda yara almadan çıktı.

Derinleşmiş işbirliği ticaretin rengine bürünüyor

Ortaklık Belgesi, sadece düzen tartışmalarından ibaret değil. İki ülke karşılıklı olarak ticaret, ekonomi, finans, teknoloji, altyapı ve askeri alanda işbirliği yapacaklarını vurguluyorlar. ABD’nin sinir uçlarını oynatacak bazı işbirliği sahaları, örneğin yapay zeka, uzay teknolojisi, bilgi üretimi ve iletişimi, yerel para birimi/ dolar dışı ortak para birimi ile ticaret, uluslararası örgütlerde bir arada (BRİCS ruhuna uygun) hareket etme, sivil nükleer reaktör modellerinde ortaklık ve sivil-askeri gemi inşası özellikle zikredilmiş. Çevirisi neredeyse 8000 kelimeyi bulabilecek bir belgeden bahsediyoruz ve bunun neredeyse yarısı işbirliği alanları üzerine dolayısıyla çok geniş zeminde işbirliği tanımlandığını kabul etmeliyiz. Ayrıca işbirlikleri iki ülke arasında kimi zaman rekabet alanı olarak tanımlanan sektör ve sahaları da örneğin Arktik Bölgesini de kapsayacak şekilde öngörülüyor. Dahası Rusya, Çin’in başka bölgelerde gerçekleştirdiği kalkınma projelerini istikrar sağlayıcı olarak gördüğünü açıklıyor. Kısaca iktisadi açıdan gerçekten ejderha ve ayı sarmaş dolaş. Bu durum şaşırtıcı değil zira iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2022’den itibaren çok gelişmiş durumda. Putin, Çin’deyken yaptığı bir konuşmada zaten karşılıklı ticaretimizin %90’ı ya Yuan ya Ruble olarak yapılıyor, Dolarsızlaştırmayı küresel ticarette niye başarmayalım dedi. Rusya, Çin’in 2022’ye kadar bir numaralı enerji sağlayıcısı olan Suudi Arabistan’ı geride bırakarak Beijing’in baş enerji tedarikçisi olmuş durumda. Buna rağmen Çin’in enerji açlığı dinmiş değil LNG ve nükleer enerji konusunda yatırım yapmaya açık.

Putin de yanında bu konularda karlı anlaşmalar için hazırlık yapacak bir teknik heyet götürdü. Öte yandan Şi, Avrupa ziyaretinde bir parça hayal kırıklığı yaşamış görünüyor. Çinli uzmanlar Avrupa’nın bir tür Almanya sendromu altında olduğunu söylüyorlar. Hatırlanacaktır, Almanya Rusya ile çok sıkı bir enerji ortaklığı geliştirmiş, 2022’de savaş başlayınca milyarlarca euro harcanan bu karlı ticaret ortaklığı buhar olmuştu. Çinlilere göre Avrupalılar sürekli stratejik otonomiden bahsediyorlar ama bağımsız filan değiller. ABD’nin gölgesi üzerlerine düşüyor. ABD’nin ise Çin’in teknolojilerinin Avrupa/ABD yani Batı’ya girmesinden rahatsız olduğu belli. Bu nedenle Çin ile teknoloji alanında karşılıklı bağımlık kuracak cesareti olan pazarların sayısı az ve Rusya bu açıdan son derece değerli. Görünüşe bakılırsa Çin ziyaretinde Blinken’ın dillendirdiği rica (askeri amaçlarla da kullanılabilecek sivil teknolojinin Rusya’ya satılmaması) yerine getirilmeyecek. Neden yerine getirilsin ki, hem Çin hem de Rusya ABD’nin bazı politikalarından (hegemonyacı tavrının ötesinde) rahatsızlık duyduklarını söylüyorlar.

ABD’den rahatsızız

Vurgulanan ABD stratejileri özellikle Çin’in nerelerde stratejik endişe duyduğunu gösterir nitelikte. Rusya’nın da Asya alanı zikredilse de Avrupa sahnesinde aynı duyarlılığa sahip olduğunu söyleyebiliriz. Öncelikle, ABD’nin füze savunma sistemlerinden ve bu sistemlerin Rusya ve Çin’in caydırıcılığını zaafa uğratma olasılığından dem vurulmuş. Sonraki vurgudan anlıyoruz ki ABD’nin ittifaklar bünyesinde teknoloji paylaşımı iki ülke tarafından endişe ile takip ediliyor. Çin, haklı olarak teknoloji paylaşımının mevcut nükleer düzeni sarstığı örneği AUKUS’u ve Avusturalya’ya yapılan nükleer teknoloji transferi sözünü bir meydan okuma olarak öne çıkartmış. ABD’nin sağladığı yaygınlaştırılmış caydırıcılık ve bu caydırıcılığın teminat unsuru olarak kullanılan teknoloji transferi bence Washington’un elindeki en güçlü silahlardan biri. ABD kimi zaman bunu zamanında kullanamıyor, kimi zaman kullanmak istemiyor ama zamanında ve müttefikleri ikna edici şekilde kullandığında kendi adına çok avantajlı hamleler yapabiliyor. Açıkçası Hint-Pasifik, ABD’nin teknoloji transferi kartını en iyi kullandığı sahnelerden biri ve Çin’in çevrelenmesi konusunda en güçlü ittifak oluşturma mekanizması. Bunun Beijing’i rahatsız ettiği açık. NATO bağlamında ABD politikası ne kadar güvenilir çok sorgulanıyor ama yine yaygınlaştırılmış caydırıcılık Washington Anlaşması’nın bir parçası ve o yüzden İsveç ve Finlandiya koşa koşa NATO’ya katıldılar. Bu arada ABD, resmi olarak böyle ilan etmese de (çünkü böyle bir iki cepheli aksiyon ABD açısından çok faydalı değil) Çin ve Rusya, ABD’nin bu iki ülkeye karşı “çiftte çevreleme” politikası uyguladığını ilan etmiş oldular. İttifakları da bu politikanın bir aracı olarak gördüklerini ima ettiler.

Sözün özü: Ejderha ve ayı, Çin ve Rusya kucaklaşma ile başlayan kucaklaşma ile biten bir ziyarette ortaklık beyanını çok kutuplulukla başlatıp yeni Soğuk Savaş ile bitirdiler. Tabi ki yaptıkları stratejik dengeleme, tabi ki yaptıkları yumuşak dengelemenin iki adım ötesi.