Mobil Masthead


​2033'TE DE HÂLÂ BOYKOT YAPACAKSAK…

Belki İsrail'den başka bir devlet ve İsrail'in arkasındaki Siyonist sermayeden başka bir yapı olsaydı, boykot bu boyutu ve kapsamı ile etkili olabilirdi.

“Boykot” süreci iyi yönetilmedi maalesef. Yapılan kamuoyu araştırma sonuçlarına göre söz konusu ürünleri boykot edenlerde kadınlar yüzde 64’e, yüzde 36, erkekler ise yüzde 46’ya yüzde 53 iken, bu oran gençlerde yüzde 54’e yüzde 46’dır. Bu oranlar belki bir siyasî seçim için oldukça tatmin edici olabilir ama tüm dünya âdeta sivil bir kalkışma içindeyken boykotun iletişim stratejisi açısından pek etkisi olduğu söylenemez.

Belki İsrail’den başka bir devlet ve İsrail’in arkasındaki Siyonist sermayeden başka bir yapı olsaydı, boykot bu boyutu ve kapsamı ile etkili olabilirdi. Ama Siyonist sermâye değil çökmek, zarar bile etmedi; sâdece kârdan zarar etti. Kâr oranları düştü. Fazla değil bir ay sonra, “Noel kutlamaları” tüm dünyâda olduğu gibi Türkiye’de yapılırken, ne yazık ki boykotun iyice kıyam kaybettiğini göreceğimizi tahmin etmek zor bir kehânet olmaz. Hele Ramazan geldiğinde iftar programlarının sponsörü olacak “gazlı içecek markaları”nı tahmin etmek, iftar öncesi reklam kuşağındaki gıda markalarını öngörmek hiç de zor değil.

Açıkçası boykot sulandırıldı. Bunun için Siyonist sermayeye bağlı halkla ilişkiler şirketlerinin imaj çalışması yapmasına gerek kalmadı. Üç beş kendini bilmez, koli koli kola alıp yollara dökünce ve bir aklı evvelin evcil hayvan dükkânından aldığı hemstırları fâre diye hamburger restaurantına atınca boykot “başarılı” bir şekilde sulandırılmış oldu. Bâzı sosyal medya fenomenleri de “çok tıklanacak” diye bu görüntüleri mizah malzemesi yapınca tüy dikilmiş oldu.

Nasıl ki FETÖ yapılanması kırk yılı aşkın bir süre zarfında adım adım ve kendini belli etmeden, hatta “mağduru oynayarak” devletin için yapılandıysa Siyonist yapı FETÖ ile kıyaslanamayacak kadar güçlü, sinsi ve çok daha “mağdur” olarak dünyadaki hâkimiyetini finanstan medyaya, gıdadan ilaç sektörüne kadar güçlendi. 1948’e gelindiğinde sâdece İsrail devletini kurmak kalmıştı. 2. Dünya Savaşı sırasındaki soykırım sâyesinde “İsrail’e karşı olmak soykırıma taraftar olmaktır ve insanlık suçudur” formülüyle oluşturulan mağduriyet kurgusu çok işlerine yaradı. Böylece hem soykırım yüzünden can derdine düşen Yahudiler Filistin topraklarına gelmek zorunda kaldı hem de üç beş senede bir mutlaka Yahudi soykırımını konu alan en az bir film Oskar ödülünü aldı.

2. Dünya Savaşı sırasında ürettiği araçlarla “Heil Hitler” yazan Mercedes, bugün İsrail’in devlet terörüne ve soykırımına açık açık destek veriyor. Ama bir prestij göstergesi olarak aldığı Mercedes otomobilini boykot için bırakın duvara çarpan, garaja kilitleyen ve bakımını yaptırmayı erteleyen bile göremiyoruz. 

Mesele sâdece Mercedes değil, çünkü BMW, Ford, Audi, Volkswagen, Skoda, Porsche gibi birçok markanın vatanı olan Almanya, İsrail’e desteklerinin çekmenin söz konusu olmadığını açıkladı. Buna mecburlar. Aksini yapmaları söz konusu değil, çünkü Nazi Almanyası’nın yaptığı suçun yükünü borç olarak devraldılar ve İsrail bu borcu hiç bitmeyecek vadelerle tahsil ediyor.

Mesele sâdece Almanya da değil. Tüm dünya, cüceler ülkesine gelen Gulliver’in baygınken her yerinin bağlanmasına benzer bir hâlde. Ama Gulliver, koca cüssesiyle hafifçe silkelenince tüm iplerden kurtulur ancak dünyâ silkinmeye cesâret edemiyor.

Hükûmetleri İsrail’e destek veren ülkelerin vicdanlı insanları meydanları dolduruyor. Washington DC’den Paris’e, Madrid’ten Londra’ya, Roma’dan Münih’e, Amsterdam’a kadar sivil tepkiler devam ediyor. Ama “kış geliyor”. Bu kış sâdece havanın soğumasına değil, geçen zaman da eylemlerde gevşemeye sebep oluyor. İnsanlar sâdece slogan atıp bayrak sallayarak günlerce meydanlarda duramaz. İsrail, medya desteğiyle sosyo-psikolojik harbin kazanan tarafı durumunda. Daha ateşkes karârı bile alınamıyor. “Ateşkes metni hazır ama küçük pürüzler üzerinde çalışıyoruz” açıklamasını yapıp İsrail’e zaman kazandıran BM’den ne hayır gelir ki! 

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi Arjantin’de “peruk” lakaplı biri başkan seçiliyor ve ABD ile İsrail’i doğal dost ilan ediyor ve Arjantin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını açıklıyor.

Barış olunca…

Diyelim ki barış oldu ve İsrail katliamları durdurdu ve işgâlci askerlerini geri çekti. Diyelim ki tüm dünya elbirliği yapıp Gazze’yi yeniden imar etmeye başladı. Çocuklar ölmüyor, hamile kadınlar sağlık hizmeti alıyor. Gazze’ye elektrik, su ve internet geri geliyor. Hatta dahası oluyor ve iki devletli çözüm gerçekleşmiş. Bütün bu güzel gelişmelerin kutlamasını İsrail’i destekleyen markalardan hamburger yiyip, kola ve kahve içerik mi kutlayacağız?!

İsrail, üç bin yıllık masalları güncelleyip dünyanın önüne koyarken, dünya bir iki sene sonra bugün yaşananları ve şâhit olduklarımızı unutacak mı? Aliya İzzetbegoviç’in şu sözünü unutmamalıyız: “Savaşta büyük zülme uğradınız. Zâlimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”

Sırbistan’ın Bosna-Hersek ve Kosova üzerinde, Ermenistan’ın Karabağ ve hatta Doğu Anadolu topraklarımız üzerindeki emellerinden vazgeçmediğini ve fırsat bulunca bunun için soykırımı tekrarlayacaklarını biliyoruz. İsrail de bugün “hayvan” olarak gördüğü Filistinlilerin topraklarındaki emellerinden ve Vaad Edilmiş Topraklar rüyâsını gerçekleştirmekten vazgeçmeyecektir.

Bugün Gazze’yi ikiye bölüp kuzey kısmını boşaltan İsrail’in oraya “yerleşimci” adıyla hırsızları yerleştirmeyeceğini hangi uluslararası kuruluş garanti edebilir?!

ABD dışişleri bakanıyla “kanka” gibi selâmlaşıp sarmaş dolaş olan Mahmud Abbas hangi güç, hangi inanç, hangi irâde ve kararlılıkla Filistin davasını üstlenebilir?!

Ülkemizde “siyâsî kamplaşma” malzemesi bile yapılıp başka bir şekilde sulandırılan boykot, ürün fiyatları düşünce “evlerde stok yapma fırsatı” olarak görülürken, 2033’te İsrail bu sefer elde kalan Güney Gazze’de katliam yapmaya başlarsa biz hâlâ hamburger, kola, kahve, deterjan, çikolata boykotu mu yapacağız?

Bunların yerine kendi ürünlerimizi üretmediğimiz ve üretip satın alma kararlılığı, cesâreti ve disiplini göstermediğimiz sürece, çocuklar uyurken değil öldürülürken susmaya devam ederiz ve boykotlarla kendimizi avuturuz.