ALANYA'DA YERLİ VE MİLLİ BİR GÜN

Sabah televizyona bakınıyorum. Onun da bana baktığını bazen unutuyorum.

Sabah televizyona bakınıyorum. Onun da bana baktığını bazen unutuyorum. Çizgi film kanallarında bile tüketim teşvik ediliyor ama tasarruftan bahseden yok. Çocuklarımızı böyle mi yetiştireceğiz? Birisi bu işlere bir nizam vermelidir. Sosyal medyada, televizyonda zihin manipülasyonuna dair birtakım izler var. White Horse denildiğinde bundan White House’u anlamamız gerekebilir. Altmış yıl önceki su ısıtıcılarıyla bugünküleri kıyasladığımızda olduğu gibi, Soğuk Savaş döneminin zihin manipülasyonlarıyla da bugünküler arasında büyük bir fark olduğunu düşünmek mümkün. 

Sahilde yürüyüşe çıkıyorum. Donut ve filtre kahveyi ne kadar seviyormuşuz... Kupada tarhana çorbası ve “kuru” ikilisi satan yerli bir marka yabancı kahve zincirlerine alternatif olarak sunulabilir. Hava fotoğrafçılığının gelişmesiyle Alanya'yı martıların gözüyle görebiliyoruz ancak yakın zamanlarda gerçekleşen bazı olaylara bir bütün olarak bakamıyoruz. Eline içki şişesi verilen Kızılderililer gibiyiz. Bizim olanı kaybediyoruz. Olan biten yerlilikten giderek uzaklaştığımızdır.

Etrafta her zamanki gibi turistler var. Ama artık salaş kıyafetlerle dolaşıyor turistler. Belki bu nezaketin kayboluşunu temsil ediyor. Turizm de yerli işletmeci, hatta yerli personel ağırlıklı bir devrin sonuna doğru ilerliyor. Yakında bir yerden Mozart’ın Lacrimosa’sı duyuluyor. Tam burada bir yerde Mozart ölüyor, Requiem’i öğrencisi Süssmayr tamamlıyor. Alanya'da artık Musorgski, Rimski Korsakov duyuluyor. Mozart'ın cenazesi ölümünden iki gün sonra fırtınalı, sağanak yağmurlu bir günde yapılmış. Hava fırtınalı olduğu için cenaze törenine katılanlar defnine gidememiş. Mezarının unutulmasının nedeni buymuş. Aslında Mozart'ın dul karısı Constanze biliyormuş ama unutmuş işte. Bir de akıl sağlığını yitirmiş Mezarcı...

Allah'ım sonumuzu hayır et... İstanbul'da yabancılara beş yılda yüz bin konut satılmış. Yakın dönemde yabancılara konut satışının üçte biri Antalya'da gerçekleşmiş. Alanyaspor'da ilk on birin altısı yabancıymış. Bu aslında görece düşük bir oranmış. "Yerli ve Milli"liğin konuşulduğu bir dönemde, Milli takımın Lüksemburg'la berabere kalıp Faroe Adaları'na mağlup olduğu bu dönemde Süper Lig takımlarının sahaya çıkan 11'inin 8'inin yabancı olmasına artık müsaade edilmemelidir. 8 yabancı kuralı futbolumuzu geriletmiştir.

Kleopatra Plajı tenha sayılır. Telefonla önce Cumhur Konukman büyüğümle, sonra Hacı Otkun kardeşimle konuşuyorum. Hacı eski bir Trabzonspor flaması bulmuş. Karton bardakta çay alıyorum. İleride tuhaf bir Kleopatra heykeli var. Acaba bu heykel Kleopatra'nın ülkesindeki ekonomik krizi aşmak için uyguladığı maliye politikalarını anmak için mi dikilmiştir? Fiyat kontrolleri uygulayan, yabancı para birimleri için sabit kur belirleyen, köylüleri çalışmaya zorlayan hükümdarı biz ancak magazin hayatıyla hatırlıyoruz.

Hakiki tutkularımız yok, duygu derinliğimiz yok. Seferihisar depreminin kahraman köpeği Bob’un eğiticisi arama kurtarma köpeklerinin oyunla eğitildiğini, bu yüzden oyun oynamayı seven köpeklerin bu iş için seçildiğini söylüyormuş. Peki, Maradona niye büyük bir futbolcuydu? Çünkü o oyundan alındıktan sonra sahanın kenarında top sektiren biriydi. Bach yarısına yakını erken yaşta vefat eden yirmi çocuk babası olmuş, ömrünce para sıkıntıları yaşamış bir adamken nasıl böyle besteler yaptı? Tuhaf görünen şeylerin anlamlı açıklamaları vardır bay Moskvin. 

"girişteki abajur ve tavandaki süslemelerden başka
in cin top oynuyor kleopatra plajında
eski hal camisi bin dokuz yüz yetmiş bir garipsin dalgalar çarpıyordu derviş eroğlu beyazı"