TRT  web masthead
Türkiye - Gündem Kaynak: Hibya Haber Ajansı 17.05.2024 13:01 Güncelleme: 17.05.2024 14:08

Altun: Terörle en fazla mücadele eden ülke Türkiye

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İsrail'in Filistin'e saldırıları, terörle mücadele, son dönemdeki diplomatik temaslar gibi gündeme ilişkin açıklamada bulundu.
Altun: Terörle en fazla mücadele eden ülke Türkiye

Altun, Türkiye’nin Filistin'e sağladığı desteklerle ilgili, Türkiye'nin 7 Ekim'de başlayan yeni işgal ve soykırım girişimleriyle birlikte konuyu dünyada gündemde tutan ülkelerin başında geldiğini vurguladı.

İİnsani yardımlarla ilgili de en çok gayret eden ülkelerden birinin  Türkiye olduğuna işaret eden Altun, “Dolayısıyla, Türkiye'nin Filistin politikasında değişen bir şey yok. Hangi coğrafyada olursa olsun, tarihin omuzlarımıza yüklediği misyonun gereği olarak başta Filistin olmak üzere mazlumlara kimlik sormadan kol kanat geriyor, zalime de gür bir sesle zalim diyoruz." dedi.

Türkiye'nin ve özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Filistin konusundaki ilkeli ve insani duruşuna dikkati çeken Altun, Türkiye'nin tüm gücüyle ateşkes için uğraşırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Filistinli aktörlerin entegre hareket etmesini temin etmek amacıyla Hamas ve El Fetih liderlerini buluşturduğunu anımsattı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın ilk günden İsrail'in yalan haberleri ile mücadele etmek amacıyla dezenformasyonla mücadele kampanyasını başlattığını belirten Altun, sektörel bazda ilk defa İslam İş Birliği teşkilatının Enformasyon Bakanları toplantısını gerçekleştirip, bu alanda İsrail'e karşı atılabilecek adımları koordine ettiklerini söyledi.

Altun, 7 Ekim'den bu yana Türkiye'nin tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştiren katliamlara en güçlü şekilde karşı çıktığının altını çizerek, Türkiye'nin bütün kurum ve kuruluşlarıyla, insani ve diplomatik tüm kanallarla bu katliamın durdurulması için bütün imkanlarını seferber ettiğini vurguladı.

Altun, "İsrail'le 7 Ekim tarihi itibarıyla ilişkilerimizin hangi noktada ilerlediği gayet açık. Türkiye, Gazze'de yaşanan katliamın çok öncesinde İsrail'e askeri amaçla kullanılabilecek malzemelerin sevkiyatını durdurmuştu. Geldiğimiz nokta itibariyle İsrail’le ticareti durduran Türkiye yaptığı açıklamalar ve Filistin'e verdiği destekler konusunda ne kadar sahici ve samimi olduğunu gözler önüne serdi." şeklinde konuştu.

İsrail'e yönelik ticaret kısıtlanmasını ve durdurulmasını hayata geçiren tek ülkenin Türkiye olduğunu anımsatan Altun, şunları kaydetti:

"Ortadoğu'da uzun yıllardır süregelen ve 7 Ekim 2023 itibarıyla ayyuka çıkan bir İsrail sorunu var. Türkiye olarak bu sorunun devlet ciddiyeti içerisinde ve Filistinli mazlumların lehine çözüme kavuşturulması için gereken her türlü adımı atacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Dolayısıyla ticaret tartışmaları üzerinden meselenin odağını kaçırmamak lazım. Türk kamuoyunun Gazze konusundaki hassasiyetlerini ortaya koyması bizim açımızdan memnuniyet vericidir. Beklentilerin yüksek olması bizim hassasiyetimize de işaret eder. Bu anlamda sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, hükümetimiz ile kamuoyu arasında Gazze konusunda bir düşünce, tavır farkı yoktur."

Altun, İsrail insani ve uluslararası hukuka aykırı eylemlerinin hesabını tarih, insanlık ve hukuk önünde mutlaka vereceğini vurguladı.

Türkiye'nin bölgesel vizyonunun net, tekliflerinin ise oldukça somut olduğunu belirten Altun, Türkiye'yi istikrarlaştırıcı güç olarak tanımladıklarını ifade etti.

Altun, “BM'nin reforme edilmesinden terörle mücadeleye, mülteci meselesinden çatışma bölgelerinin istikrarlaşmasına kadar Türkiye'nin attığı adımlar ve önerdiği çözümler her zaman istikrarın sağlanması fikri ve amacını merkeze almıştır. Türkiye'nin zorlayıcı yöntemler kullanması ve askeri iş birlikleri bile yıkıcı değil, istikrarlaştırıcı bir fonksiyona sahip. Bu vizyonu paylaşan aktörlerin de arttığını ve normalleşme adımları ile iş birliğinin ön plana çıkması da bu durumla yakından ilgili." değerlendirmesinde bulundu.

"Mısır'la ilişkiler Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyareti ile normalleşme aşamasına geçip geçmediğinin sorulması üzerine Altun, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 14 Şubat'ta Kahire'ye gerçekleştirdiği ziyaretle normalleşme sürecinin tamamlandığını ve iki ülke ilişkilerinde yeni bir döneme girildiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Bu ziyarette imzalanan Ortak Bildiri ile ülkemizle Mısır arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin (YDSK) Cumhurbaşkanları eş başkanlığında toplanacak şekilde yeniden yapılandırıldığı duyuruldu. Dolayısıyla, iki ülke arasındaki ilişkileri her alanda geliştirme hususundaki siyasi irade Cumhurbaşkanları tarafından en üst düzeyde teyit edildi. YDSK toplantısının, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin önümüzdeki aylarda Türkiye'ye gerçekleştireceği ziyaret sırasında gerçekleştirilmesinde mutabık kalındı. Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyareti sırasında karşılıklı beyanlarda ifade edildiği üzere, bölgenin iki önemli aktörü Türkiye ve Mısır arasındaki ilişki ve iş birlikleri iki ülkenin menfaatlerinin yanı sıra bölgenin istikrar, barış ve huzuru bakımından da kıymetlidir. İki ülkenin birçok bölgesel meseleye bakış açıları örtüşüyor. Mısır, Filistin davası başta olmak üzere bölgenin istikrarı ve güvenliği açısından çok önemli bir rol oynuyor. Özellikle İsrail saldırganlığının durdurulması, Filistin’de kalıcı ve hakkaniyetli bir çözüm mekanizmasının hayata geçirilmesi konusunda iki ülkenin iş birliği yapmaları kritik önemdedir."

"Türkiye uzun yıllardır PKK başta olmak üzere terör örgütleri ile mücadele ediyor. Türkiye bu sorunu yakın zamanda çözecek mi?" sorusu üzerine Altun, "Türkiye'nin PKK ile mücadelesi 40 yılı aştı. Ancak şunu rahatlıkla ifade edebilirim, 2016 yılında sayın Cumhurbaşkanımızın ilan ettiği ve bugüne kadar zaman zaman güncelleyerek uyguladığımız, terörü kaynağında kurutma stratejisi ile terörün ve terör örgütlerinin etkisizleştirilmesi anlamında etkin sonuçlar aldık. Amacımızın net, yöntemimiz ve enstrümanlarımızın etkin olması bu stratejinin bileşenleri idi." yanıtını verdi.

"Sınırlar ve terör örgütlerinin Irak ve Suriye içindeki varlıkları için ne söylersiniz? Türkiye, Irak ve Suriye'nin kuzeyindeki askeri hedeflerine ulaştı mı? Türkiye’nin bu bölgelerdeki askeri varlığının ne kadar devam edeceğine dair bir öngörünüz var mı?" sorusunu Altun, "Bölgesel gelişmeler maalesef terör örgütlerinin etkinlik kazanmasına zemin hazırladı. Buna mukabil Türkiye terörle mücadeleyi sınırları aşacak şekilde entegre yürütmek durumunda kaldı. Yalnızca PKK değil, PKK ile iş birliği yapan bir düzine örgüt ve DEAŞ gibi örgütler de doğrudan Türkiye'yi hedef aldı ve almaya devam ediyor. Entegre mücadele stratejisi sayesinde Türkiye, sınırlarını güvenceye aldı." diye cevapladı.

Türkiye'nin, Irak ve Suriye toprakları içinde, PKK ve DEAŞ başta olmak üzere birçok örgütle uluslararası hukuktan doğan meşru müdafaa hakkı çerçevesinde mücadele ettiğini anımsatan Altun, şunları kaydetti:

"Dolayısıyla Türkiye'nin bu ülkelerin sınırları içindeki askeri varlığı ve etkinliği sınır ihlali ya da bu ülkelerin bütünlüğüne ve çıkarlarına yönelik bir müdahale değildir. Aksine uluslararası hukuk çerçevesindeki söz konusu mevcudiyetimiz, bu ülkelerin bütünlüğünü korumalarına yardımcı olabilecek sonuçları da haizdir. Sayın Cumhurbaşkanımızın Irak ve Suriye'deki birçok gelişmeye dair açıklamasında Türkiye'nin en önemli önceliğinin bu ülkelerin toprak ve kurumsal bütünlüğünün muhafazası olduğunu ifade etmesi bizim temel politikamızdır ve bu değişmemiştir. Türkiye’nin PKK ile bileşenleri ve DEAŞ'la etkin mücadelesi olmasaydı bu örgütler zikrettiğiniz ülkelerde çok daha etkin olabilirdi. Yeri gelmişken şunu da ifade edeyim, terör örgütlerine karşı tek başına (bir koalisyon olmaksızın) en fazla mücadele eden ülke Türkiye. Bu örgütlerin hem Türkiye hem de komşularına yönelik tehdidi devam ettikçe mevcut tutumumuzu kararlılıkla sürdüreceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın Irak'ı ziyaretleri sırasına imzalanan 'Kalkınma Yolu Projesinde İşbirliğine İlişkin Mutabakat Muhtırası' sonrasında Irak Başbakanı Sayın Muhammed Sudani'nin kullandığı Türkiye’nin ve Irak'ın istikrarını sağlayacak güvenlik iş birliğinde mutabık kaldık' ifadesi de Türkiye'nin terörle mücadelesine bölgede artan desteğin göstergesi olmuştur."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da vurguladığı gibi Türkiye'nin, PKK'nın resmen terör örgütü olarak ilan edilmesini ve Irak topraklarındaki mevcudiyetinin sona erdirilmesini beklediğini belirten Altun, "Esasen, terör bitmediği müddetçe, kalkınma hamlelerinin ve stratejik altyapı projelerinin ilerletilmesi mümkün olmaz. Bunu, Iraklı dostlarımızla el birliğiyle başaracağımıza inanıyoruz." ifadelerini kullandı.

Altun, bu ziyaret öncesi Türkiye'nin ortaya koyduğu gayret ve ziyaret sırasında imzalanan hukuki metinlerin, Türkiye'nin çevresinde bir barış kuşağı oluşturma vizyonu, komşuları ile karşılıklı kazanç ilişkisi ve istikrarlaştırıcı rolüne dair somut veriler sunduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Bağdat zirvesi sonrası yaptığı Erbil ziyaretini de aynı amaç ve politika etrafında değerlendirmek gerektiğine işaret ederek, Erbil temaslarında da Türkiye'nin terörle mücadeledeki kararlılığının Erbil yönetimine iletildiğini aktardı.

Altun, siyasal ve toplumsal istikrarın hem Irak'ta hem de bölgede temin edilmesi için terörle ortak mücadele edilmesi gerekliliğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Bölgesel Yönetime hatırlattığını belirterek, "Türkiye, sınırlarında bir terör devletinin kurulmaması gerektiği iradesini destekleyen tüm taraflarla her türlü adımı atmaya hazırdır." dedi.

"ABD'nin bu örgütlere desteği devam ediyor gibi görünüyor. Washington'la bu konuda bir görüş birliği söz konusu mu?" sorusuna Altun, "Özellikle PKK'nın Suriye'deki varlığı ve ABD'nin, isim değiştirerek kamufle etmeye çalıştığı bu örgütle ilişkilerine dair ABD ile farklı bakış açısına sahip olduğumuz sır değil. Suriye'deki yapılanmanın PKK'nın uzantısı ve doğrudan kontrolünde olduğu çok net." yanıtını verdi.

Altun, ABD'nin bu uzantı yapıya sağladığı askeri eğitim, imkan ve kabiliyetlerin PKK terör örgütünün kullanımıyla neticelenebileceğine işaret eden Altun, şunları kaydetti:

"Sayın Cumhurbaşkanımız ve ilgili kurumlarımız bu geçişkenliğin mahiyetine ilişkin birçok kez somut verilere dayanan açıklamalar yaptılar. Bu durumun iki NATO müttefikinin ilişkileri açısından uygun olmadığını ve bu ilişkileri riske sokabileceğini hem kamuoyu önünde hem de özel görüşmelerde ifade ettik. ABD bu yardımları DEAŞ ile mücadele amacıyla sağladığını ifade etse de bir terör örgütüne karşı başka bir terör örgütünü destekleme politikası ile terörle mücadele edilemeyeceğinde ve bu durumun bölgesel istikrarı bozabileceğinde ısrar ettik. Bir NATO müttefiki olarak ABD'den beklentimiz ittifak ruhunu sahaya yansıtacak bir politika izlemesi."

"Türkiye'yi yakında ilgilendiren bir diğer mesele ise Ukrayna-Rusya savaşı. Ukrayna krizi Türkiye ile Avrupa ilişkilerine gölge düşürmüş gibi. Eğer NATO çatışmaya bir şekilde müdahil olursa Türkiye'nin tavrı ne olur?" sorusuna Altun, şu yanıtı verdi:

"Türkiye'nin son dönemde ortaya çıkan bölgesel veya küresel ölçekte birçok kriz ve meydan okumaya yaklaşımı her zaman ilkesel bir duruş doğrultusunda şekillenmiştir. Nedir bu ilke? Bu ilke, bölgesel ve küresel sorunlara istikrar, adalet ve hakkaniyet esaslı çözümler sunmak ya da çözüm arayışlarına azami derecede katkı sağlamaktır. Nitekim Türkiye’nin bu ilkesel duruşu, yakın dönemde birçok kriz vesilesiyle sınanmış ve tüm dünyanın kabul edeceği üzere somut bir şekilde kendisini göstermiştir. Bu itibarla Sayın Cumhurbaşkanımız her iki ülke lideriyle de temaslarını sürdürebilen ender devlet başkanlarından birisi olmuştur ve çözüm arayışları noktasında adeta diplomatik bir seferberlik başlatmıştır. Özellikle Türkiye'nin taraflar arasında ivedi bir ateşkesin ilan edilmesi için ortaya koyduğu gayretler tüm dünya tarafından takdirle karşılanmıştır. Ukrayna krizinin AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin üzerine bir gölge düşürmesi söz konusu değil, aksine tüm parametreler Türkiye’nin AB ülkeleri için asla vazgeçemeyecekleri bir müttefik olduğunu göstermektedir."

Türkiye'nin, tarafları daima sükunete davet eden arabuluculuk ve barış diplomasisiyle hem Rusya hem de Ukrayna tarafıyla yakın ilişkiler kurabilmesiyle ve müzakere kanallarını daima açık tutan dış politika yaklaşımıyla bu süreçte bir başka aktörün belki de asla yerine getiremeyeceği bir vazife üstlendiğini belirten Altun, Türkiye'nin bundan sonra da bu hassas dengeyi gözeterek barışın ve istikrarın bölgeye hakim olması için gereken neyse onu yapacağının altını çizdi.