YUNUS EMRE VE TÜRKÇE

Ümit G. CEYLAN 04 Şub 2021

Sözün gücü sözün etkisi neye bağlıdır desem kim bilir ne cümleler dökülür herkesten.

2021 yılı Cumhurbaşkanlığı tarafından Yunus Emre ve Türkçe yılı seçildi. Çok isabetli ama bir o kadar da sıkıntılı bir durum. Gerçek uzmanlarla yolda olmak ve işin aslını bilenleri bir araya getirmek onların seslerine bu patırtıda kulak vermek gerekecek. Bunu başarırsak zaten kültür alanında kimse bizi tutamaz. Biz yolda olacağız diye söz vermiştik öyle de yapıyoruz. Zira takdir Mevla’dan.
Sözün gücü
Sözün gücü sözün etkisi neye bağlıdır desem kim bilir ne cümleler dökülür herkesten. Ama ben şunu demek isterim, sözün kuşatıcılığı olduğu kadar sözün keskinliği de vardır. İşte bu kuşatıcılığı ile birlikte yerinde ve zamanında sözü kılıç gibi indirenin sözü etkileyicidir. Yunus’un dediği gibi;
Söz ola kese savaşı söz ola bitüre başı Söz ola agulu aşı balıla yağ ide bir söz
“Söz olur savaşı sona erdirir, söz olur yarayı iyileştirir, söz olur zehirli aşı bal ile yağ eder.”
Sözü ölçüp, biçip tarttıktan sonra söylemek gerekir. Onun için de zamana ihtiyaç vardır. Sözün mayalanmasını beklemek gerekir. Ağızdan hemen çıkan bir söz hamlığımızı gösterdiği gibi izzetimizi de düşürür. Mahcup olmamak, küçük duruma düşmemek için hemen hiddetlenip sözü söylemek büyük yanlıştır diyor koca Yunus ve ekliyor;
Keleci bilen kişinüñ yüzini ağ ede bir söz Sözi bişirüp deyenüñ işini sağ ede bir söz
Bugün sosyal medyanın etkisinden nasıl uzak duracağız diyenlere dahi bir mesaj oluyor bu dizeler. Sonra her söze de inanmak gaflettir. Ya dedikoduysa ya bir fitneyse o zaman ne yapılacak diye sorarsak, can kulağı ile dinlemesini öğrenmiş olmak gerekir. İnsanın içindeki esas olan o can o ruh pişmiş, olmuş olmalı ki o sözün doğrusunu yanlıştan ayırabilelim. Can kulağı ile dinleme tabiri kulağımızı iyice açıp, anlamaktır. Ama bu anlama nasıl bir anlama olmalıdır? İşte burada çok kısa şu denilebilir sen kendin olursan candan çıkan söz hakikat ile bütünleşmiş bir söz olur. O söz ilim ile amel etmiş bir sözdür.
Söz anlayana söylenmeli
Dost yüzini gördi gözüm erenlere toprak yüzüm Söz añlayana bu sözüm gerek şekeristân ola
“Bu gözüm dostun yüzünü gördü, ermişlere hürmetim var; sözümü anlayanlar için bu sözlerim şeker bostanı olsun.”
Yine Yunus’un bu dizelerinden anlıyoruz ki sözün muhatapları vardır. Her söz herkese göre değildir. Söz toplumdaki katmanlara göre o seviyeye uygun hale getirilip anlatılır. O sözden anlamayacak olana sözü söylemek boştur hatta çoğu zaman felakettir. Bugün de medyada her konu uluorta konuşulmamalı.
Kudret dili
Kudret bir şeyi harekete geçiren etkendir. Yunus buna aşk diyor. Aşk varsa insanda ki Allah tarafından herkese ezelden verilmiş bir hakikattir o zaman bunu ortaya çıkaracaksın diyor Yunus.
‘Işk makâmı ‘âlîdür ‘ışk kadîm ezelîdür ‘Işk sözini söyleyen cümle kudret dilidür
Az ve öz söylemek
Eğer gönüllerin aynasını cilalamak istiyorsan öyle bir özlü söz söyle ki pası silinsin. Yani insanın özüne dokunan bir söz olsun diyor Yunus.
Göñüllerüñ pâsını ger sileyin der-iseñ Şol sözi söylegil kim sözüñ hulâsasıdur
Yalan söylememek
“Hak’ı söyle ya da sus” denildiği için doğruyu söylemeli insan. Yoksa yarın utanacak hale geliriz.
Kuli’l-hak didi Çalab sözi toğrı desene Bugün yalan söyleyen erte utanasıdur
Tatlı söylemek
Hayatı boyunca güzel söz söylemiş olanlar gönüllerde iz bırakmış olanlardır. Onlar asla unutulmazlar o yüzden sözlerimiz hep tatlı olmalı.
Şîrîn hulklar eylegil tatlu sözler söylegil Sohbetlerde Yûnus’ı hergiz unutmayalar

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ

Bir akademisyenimiz sosyal medya hesabında Boğaziçi Üniversitesinde tutuklanan öğrenciler için, “Onlara dik durmayı öğreterek yetiştiriyoruz amacımız Japon hava kuvvetlerine pilot yetiştirmek değil” demiş. Yani demek istiyor ki Japon kralının emriyle kamikaze dalışı yapacak boş beyinler yetiştirmiyoruz.  Ben de diyorum ki esas kamikaze insanların kutsallarına saldırmaktır. Sonu ırkçılığa giden bu düşünce yapısının nereye varacağını hepimiz biliyoruz. İnsanların kutsalına saldırarak milletin damarına basmak suretiyle bir gezi kalkışmasına götürülmek isteniyorsa ve buna alet olan da bu öğrencilerse maalesef onlara hiç bir şey öğretememişiz demektir. Şu salgın döneminde herkes çevrim içi eğitim alırken bu öğrenciler “nasıl da içten gelen duygularla” okula gidip halay çekiyorlar anlamak çok da zor değil. Anneler, babalar, eğitimciler olarak çocuklarımıza önce doğruyu yanlıştan ayırmasını öğretmek zorundayız. Toplumu bölecek değil toplumu birleştirecek bir anlayış bizi yüceltecektir. Gerisi lafı güzaf.

NERGİSİM ÇİÇEĞİM

Senin için yapacağım bir şey varsa o da sevgimi kalbime gömmekti bir nergis çiçeğinin toprağında. Sarı ve beyazın binlerce tonunda bir sabah rüyasında bulanıktı sular, kara ile birleştiği yerde. Bir romanın hikâyesinde hatta sadece bir paragrafında unutulup gitmektense, ben seni yeşertmeye yemin etmiştim. Böyle büyüyecekti kalbimde; çiçek çiçek açacaktı sevgim hiç durmadan. Toprağın cömertliğinde pıtrak pıtrak çoğalacaktı bahçelerde, saksılarda, kokusu sönmüş kalplere şifa olacaktı nergisim. Eğildim toprağa usulca ve bir şeyler fısıldadım; kimsenin anlamadığı bir şeyler. Sadece toprak anladı beni; usulca eğilip alnından öptüm, içime çektim; nergisim diye. O sabah rüyasında bir ayağım suda bir ayağım karada yerle gök arasında bir yerdeydim. Anladım ki ben hep seninleyim.

SOKAKLARIMIZI KİM TEMİZLİYOR?

Ortalık bir zamanlar NLP, kişisel gelişim uzmanları ile doluydu. Şirketler yıllık eğitim programlarına mutlaka kişisel iletişim, takım çalışması etkinlikleri ekliyorlardı. Özellikle internetin bu denli yaygınlaşmasından evvel özel kurslar, eğitim ofisleri “duygu ile dili programlama” anlamına gelen kısaltılmışı NLP olan bu eğitimler pıtrak gibi çoğalmıştı. İnternet ile birlikte son dönemlerde bu eğitimlere bir de mistik hava katanlar çıktı. Kendimizi nasıl daha iyi hissedeceğimize dair reçeteler verenleri de eklersek herkesin mutlulukla, sevinçle, gülen yüzlerle geziyor olması lazım. Oysa insanın kendini iyi hissetmesi kolektif bir süreçtir. Kalp kendi başına başkalarından bağımsız mutlu olabilir mi? Kalp kalbe karşıdır, kalp kalbi bulur derler. Demek ki kalbin mutlulukla çarpması başka bir kalbe bağlı.

Temizlik görevlisi

Sokaklarımızı silip süpüren temizlik görevlisini tanıyor muyuz? Onu her gün görüyor olmamız muhtemel ama farkında mıyız? Yoksa hayalet gibi biri gelip gidiyor sokakları süpürüyor biz de yine elimizdeki çöpü yere, oraya buraya mı fırlatıyoruz? Önümüzde bir anda var olup ve sonra hızla uzaklaşan otobüs gibi mi bakıyoruz sokaklarda olup bitene? Mahallemizdeki çöp konteynerini her gün boşaltan, elinde süpürge ve faraş ile sokağımızı temizleyen görevliyi tanıyor muyuz? O kişinin de bir kalp taşıdığını, dertleri, umutları ve beklentileri olabileceği aklımızdan geçiyor mu? Yoksa kanıksadığımız bir eşya gibi mi görüyoruz kalbi olan bu insanı?

ARTI –EKSİ

Artı

Atık malzemeler

Ankara Gölbaşı Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü atık malzemeleri kullanarak yaptıkları dekoratif hediyelik eşyalarla, geri dönüşüme katkı sağlamışlardı. Şimdi de Temizlik İşleri ekibinin fikirleri ile sokak hayvanlarına kulübeler ile canlara bir çatı sağlandı. Temizlik işleri ekibinin topladıkları hafriyatlarla sokak hayvanlarına kazandırdıkları çatılar bu kış günlerinde ve hatta gelecek yaz günlerinde de korunaklı birer yuva olacaktır. Önemli olan atıklardan geri dönüşebilecek şekilde şehrimizi kirlilikten kurtarmaktır. Bunun yanı sıra da insanlarda geri dönüştürme konusunda belediyelerimizin de öncülüğünde bir bilinçlenme oluşturmaktır.

Eksi

Her gün çamaşır yıkanmaz

Karşı apartmandaki komşumuzun balkonu her gün yeni yıkanmış çamaşırlarla dolu. Çok nadiren bir iki gün çamaşırsız görebiliyorum balkonu. Evde olduğumuz bu dönemde; işe, okula gitmediğimiz halde her gün yıkanacak kıyafet olabilir mi? Bu su ve enerji israfı değil midir? Aklımdan kendisini bir ara sokakta yakalasam da usulünce söylesem diyorum. Yaz aylarının 3 ayını memleketinde geçiren bu insanların nasılsa alternatifleri var diye bu kadar rahat İstanbul’u sömürmeleri hiç de hoş değil. Suyun azaldığı şu günlerde her yerde suyu temkinli kullanmamız gerektiği söylense de yine de bunu göz ardı ediyor olmamız bencilikten öte bir hastalıktır.

BLACKLİST VE ABD FİLM ENDÜSTRİSİ

Sekizinci sezonu ile ABD’de NBC TV kanalında uzun soluklu bir seri olarak dizi hayatına devam eden Blacklist adlı yapım, Türkiye’de de Netflix ile gösterimde. Şu an dördüncü sezonunun başlarındayım. Film endüstrisi malum teknoloji ile birlikte gelişen bir sektör. Kompleks bir sektör; içerik, kurgu, animasyon, müzik ve oyuncuların kabiliyetleri ile birleşince ortaya çıkan yapımlar bir ülkeyi vezir de eder rezil de. Blacklist adlı dizideki baş karakter Raymond Reddington FBI’a danışmanlık yapan uluslararası bir suçlu. ABD’nin ve diğer devletlerin dünyada kurguladığı terör saldırılarından tutun da her türlü suç örgütlerinin bağlantılarını işleyen bir yapım. Ancak yapımı duygusal kılan Reddington denilen kişinin geçmişte bir Rus ajanından olduğunu düşündüğümüz kızının FBI ajanı olan ana karakter kadın yani Elizabeth’in hayatını allak bullak etmesidir. Aslında görüntüde Ray bu kızı korumaya çalışıyor ama işler öyle karışıyor ki ışığa tutulmuş tavşan gibi yapımı izliyorsunuz. Değinmek istediğim konu aslında yapımcıların bu diziyi çekerken bu kadar rahat devlet-terör ilişkisini işlerken bir suçluyu karizmatik, sevimli, babacan ve vazgeçilmez göstermeyi başarmalarıdır. Ama oyuncu ve ekibin röportajlarına baktığınızda onlar bu yapımlara “Show/Gösteri” diyorlar. “Yani biz bir gösteri sunuyoruz sizin keyif almanızı istiyoruz. Bunlar gerçek değil” diyorlar. Gerçekten öyle mi? ABD film endüstrisinin yapımları izleyiciye sadece bir eğlence ve gösteri mi sunuyor? Ne dersiniz ?