YEŞİLİ SEVMEZSİNİZ SEVEMEZSİNİZ!

ÇOK diye tanımladığınız her şey tabiata dair, zakkum begonvil buranın can damarı, tabiatın en doğal en şahane ağaçları.

"Funda hanım bu zakkumları diktiğinize pişman olacaksınız, yerlere her gün yaprak, çiçek çok döküyor.

Hakeza begonviller de öyle.

Çok kirletiyor çok, her gün süpürmek istiyor çok.

Biz hepsini kestik".

Dedi.

Dedim ki! Hanımefendi bir cümle için de kaç tane ÇOK dediniz ve kirletiyor dediniz.

ÇOK diye tanımladığınız her şey tabiata dair, zakkum begonvil buranın can damarı, tabiatın en doğal en şahane ağaçları.

Ben onların hastasıyım, dökülsün, yerde dökülmüş çiçekler, yapraklar, kurumuş dallar şahane.

Buraya bunun için gelmiyor muyuz?

Lütfen kendi bahçenizde ne varsa kesin ama, benim ağacımdan sizin bahçeye sarkan bir dal varsa onu bile kesmeyin. 

Çok rica ediyorum, dedim.

Sonra nasıl ağzımdan söküldü anlamadım, sizin oğlunuz, torunlarınız Gezi parkı sırasında tabiat uğruna, kesilen ağaçlar için günlerce çadırda yatmamışlar mıydı, dedim.

Hani çok mücadele etmişlerdi.

O başka dedi.

Anladım o başka.

Buna rağmen ben yokken, benim bahçeme girip boru çiçeğini çok uzuyor, çok arsız, çok arı yapıyor diye kökünden kesmişlerdi.

Boru çiçeği onlara inat küllerinden yeniden doğdu, daha da büyüdü daha da kocaman oldu.

Sonra başka şey hatırladım.

Arkadaşımın iki kızı Gezi parkında günlerce parkta çadırda yatıp, gitar eşliğinde şarkılar söylemişler, anneleri yemekler taşımıştı.

Sonra Bodrum'da Ahmet Hakan'ında köşesine fotoğrafları ile taşıdığı, resmen tabiat katliamı yapılan yüzlerce ağaç, binlerce endemik bitkinin kesildiği Ankaralı iş adamının sitesinden kızlarına iki ev almıştı.

Alan çırılçıplak kaldı iğrenç oldu ve kadın zihniyetini temsil ettiği insanlardan nefret ederken nefret ettiği adamlara paracıklarını verivermişti.

Bütün bahçelerden testere sesi geliyor, herkes, deniz manzaramı kapatıyor diye, çatır çatır ağaç kesiyor.

Sohbetler, nereler açık, hangi mekanlara gidebiliriz, rakı peyniri en güzel nerede, pazar kalabalık mı?

Ah tatlım, sizin sohbetinizde neden tek kelime tabiata dair tek cümle yok.

Bak plaja inen yol çırılçıplak kalmış, yol genişlesin diye, belki 40/ 50 tane zakkumu kökünden kesmişler 

Farkında bile değilsin.

Çünkü umurun değil. 

Ünlü bir mimar var Winy Maas.

Yeni bir proje hazırlıyor, şehirleri ormanlaştırmak.

Sakin yanlış anlamayın, şehirlerde parkların çoğalmasından bahsetmiyor. 

Yeni yapılan yapıların eskiye nazaran daha fazla yeşil alana sahip olmasından da bahsetmiyor.

Diyor ki şehirlerde başrol yeşil olacak.

Öyle tasarımlar yapmalıyız ki, binaların iç mekanları dahi bitki örtüsüne sahip olmalı.

Binaların dışı da bitki örtüsü ile kaplanmalı.

Sanki orman var ve biz içine bina yapıyoruz gibi tasarımlar yapmalıyız.

Dünyada ne kadar bitki varsa şehirlerimizi bunlarla yeşillendirmeliyiz. 

Bu bitkiler ve ağaçlar karbondioksit ve emisyonları dengelememizi sağlayacaktır.

Bu arada şehirlerimizi de soğutacaktır.

Valla mimar bey, biz de emisyon falan kimsenin umuru olmaz.

Şehirler soğumuş falan kimsenin derdi olmaz.

Muhakkak etrafa hava atan, mutsuz hayatları mutlu göstererek fotoğraf çekebilecekleri yerler olmalı.

Ağaçlar, bitli örtüsü kimin umuru.

Siz bütün ağaçları bitkileri kesip, beton siyah camlı havalı binalar yapın.

Satın oradan bir daire, Selin Ciğerci aldı deyin, sızdırdın  magazine, bak Selin ablasına kurban olan 3 milyona yakın insan var, sizin otlara doğru koşturacaklardır.

Sizi gidi tabiat sever yalancıları.

Mahcubiyet hissiniz de yok sizin.

Funda'nın aklındakiler…

... Ozan Güven kız arkadaşını dövdü ve şiddet fotoğrafları gazetelere yansıdı.

Kız şikayetçi oldu.

Konu mahkemede davalık.

Bu arada 112 senaryo yazarı, yapımcılara ve kanallara bu adamla çalışmamaları için, kaleme aldıkları bildiriyi yayınladılar.

Ne kadar samimiyetsizler. 

Yahu sizin yazdığınız hemen hemen tüm senaryolarda kadına şiddetin dik alası var.

Kadına şiddetin insanın aklına bile gelmeyen işkenceleri var.

Siz ne yazdığınızın farkında mısınız?

Siz neler yarattınız farkında mısınız?

Daha ilk bölümden kızının gözü önünde mahallenin tam ortasında, anasının kafasını taşla vurarak öldüren adamın sahnesi unutulur mu?

Daha ilk bölümde karısının parmaklarını tek tek kıran adamın hikayesi. 

Sen anlat Karadeniz, ne anlattı bize.

Yazdıklarınızı, seyrettiklerimizi unuttuk mu sanıyorsunuz. 

Bence bu davalara müdahil olmalısınız, payınız çok, suçunuz büyük.

Şiddeti normalleştirerek ne hale getirdiniz görmelisiniz. 

Yatacak yeriniz yok. 

… Ana yazımda yeşili ne kadar seviyoruz yazısı yazdım ya.

Ne kadar samimiyetsizler yazdım ya!

Bakın ünlü mimar Maas diyor ki!

"En eğitimlimiz bile yeşili sevmiyor, kendi halimize dönüp bakmak umut kırıcı".

Bence de.

Bodrum'un köylerini gezin, ne utanmaz insanlar, güya şehir hayatını bırakmış köy hayatına gelmiş.

Doğaya koşmuş güya. 

Evi kocaman. 

Gözlerinize inanamazsınız. 

O ev yetmemiş, arkada orman arazisine uzamış, tuhaf tuhaf teraslar, kocaman çirkin duvarlar yapmış.

Zannedersin hapishane duvarı.

Sizi gidi köy yalancıları.