YERLİ VE MİLLİ

Yani; yerli futbolcu-yabancı futbolcu diye değil iyi futbolcu-kötü futbolcu diye bir sınıflama daha doğru.

Bizim ilkokul öğrenciliğimiz zamanından kalma bir sloganımız vardı: “Yerli malı, yurdun malı, her Türk onu kullanmalı” derdik. Zamanın kıt imkânları içerisinde zaten “yabancı malı”nı kim bulabiliyordu ki? Ülkemizin dağ gibi alt yapı sorunları vardı, sermaye birikimi yetersizdi, tütün, incir, üzüm, fındık dışında ihraç malı bilmezdik, onlardan elde ettiğimiz üç kuruş dövizi de fabrikalarımızın bacası tütsün diye hammaddeye, çoğu zaman “yok satan” benzine, mazota verirdik. Kıt kanaat geçinirdik. 70’li yıllarda başımıza musallat edilen terör/anarşi sarmalını saymazsak gayet de mutluyduk bu halimizden.

Sonra Yeni Türkü’nün seslendirdiği gibi; “biz büyüdük ve kirlendi dünya.” (Aslında biz büyüdüğümüz için kirlenmedi dünya. Dünyayı “global köy” haline getirenler kirletti, faturası bize kesildi maalesef.)

Geçen hafta sonu dünyanın en güzel statlarından birisi olan Boğaziçi şıngır-mıngır Vodafone Stadı’nda ikinci yarının ilk maçında Beşiktaş, lider Sivas’a 2-1 yenildi. Sivas takımı sahaya tam yedi tane “yerli ve milli” oyuncu ile çıktı. Uğur Çiftçi, Caner Osmanpaşa, Fatih Aksoy, Emre Kılınç, Ziya Erdal, Hakan Arslan ve Erdoğan Yeşilyurt sırtlarındaki formanın hakkını terlerinin son damlasına kadar verdiler. Rıza Hoca’nın takım kimyasındaki ağırlıklı elementleri yerli kaynaklardan sağlanmıştı.

Yabancılardan Mustafa Yatabare Trabzon’da başlayan Türkiye macerasında Karabük, Konya dolaştıktan sonra Sivas’ta kendini buldu. Appindangoye ise Ümraniye’den bildiğimiz sıradan bir futbolcuydu düne kadar, bugün ise şampiyonluk kovalıyor Sivas’ta. Goiano, Portekiz, Brezilya git-gellerinden sonra soluğu 32 yaşında Sivas’ta aldı. Malili kaleci Samassa ise liglerin kedi kalecisi ve liderlikte çok büyük payı var. Ortak özellikleri “isimsiz” oyuncular olmaları ve bonservislerinin “yok”la çok cüz’i arasında olması.

Demek ki yerli futbolcu, yabancı futbolcu ayrımı yersiz ve gereksiz. Yerli futbolcu-yabancı futbolcu yok, iyi futbolcu-kötü futbolcu var. Önermenin doğrusu da bu zaten. Rıza Hoca bunu hepimizin gözüne sokuyor şu yaptıklarıyla. Büyük kariyer Aruna Kone kenarda oturuyor, gurbetçi Erdoğan ilk 11 çıkıyor sahaya.

Abdullah Hoca ise bu yapının tam tersi bir tercih silsilesi ile çıktı sahaya. Gökhan, Caner ve Burak dışında TC Pasaportu olan kimse yoktu sahada. Rıza Hoca’nın 7 yerli 4 yabancı formülü karşısında 3 yerli 8 yabancı formülü tutunamadı Siyah Beyazlıların.

Yani; yerli futbolcu-yabancı futbolcu diye değil iyi futbolcu-kötü futbolcu diye bir sınıflama daha doğru.

Son tahlilde bir de kadro değerleri ve yatırılan milyon €urocuklar başına alınan puan istatistiğine bakmakta fayda var: kadro değeri olarak en kıymetli takımımız Galatasaray 116.2 milyon €uro değerinde ve aldığı 30 puanı böldüğümüzde 1 puan 3,87 milyon €uroya geliyor. Fenerbahçe 94.4 milyon €uro değerde ve 34 puanı var. Onların 1 puanı 2.77 milyon €uro. Trabzon’un kadro değeri 82 milyon €uro ve 35 puandalar onların 1 puanı 2.34 milyon €uro’ya geliyor. Beşiktaş’ın 71.5 milyon €uro değerindeki kadrosu da 30 puan toplayabildi. Puan başına maliyet 2.38 milyon €uro. Başakşehir’e experler 60 milyon €uro değer biçiyor, 36 puanı bölersek 1.66 milyon €uro puan başına ve gelelim Rıza Hocanın Sivasına. 29.7 milyon €uro değeri olan kadro ile tam 40 puan topladılar şu ana kadar ve 1 puanın bedeli 742 bin €uro. (Nerede puan başına Galatasaray’ın 3.87’si ve nerede Fenerbahçe’nin 2.77’si.)

Ve bakalım bu iş nereye varacak?

Hepimize güzel bir hafta ve takımlarımıza ikinci yarıda başarı dileklerimizle,