TT_Ekim


YENİ KOBANİ KALKIŞMALARINI KARŞI "ÖN ALMA" OPERASYONU

Faruk AKTAŞ 26 Eyl 2020

Kobani, ABD'nin PKK'nın Suriye kolu PYD'ye kurdurduğu kantonlardan birisi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, altı yıl önceki 6-7 Ekim olaylarıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında dün yedi ilde eşzamanlı olarak HDP yöneticilerine yönelik bir operasyon gerçekleştirildi.

Operasyon kapsamında haklarında yakalama kararı bulunan ve aralarında bazı eski milletvekili ve belediye başkanlarının da olduğu 82 kişiden bazıları gözaltına alındı.

Hatırlatalım…

Kobani, ABD’nin PKK’nın Suriye kolu PYD’ye kurdurduğu kantonlardan birisi.

Diğer adı Ayn-el Arap.

2014’ün Eylül-Ekim aylarında terör örgütü DEAŞ buraya saldırınca PKK/PYD ve hamileri Türkiye’den destek istedi.

Yani Türkiye’den, bölgenin dizayn edicileri tarafından yeni peydahlanan bir terör örgütüne karşı, 40 yıldır kendisine silah doğrultan, on binlerce insanını katleden bir diğer terör örgütünü korumasını istediler.

Bu iki terör örgütünün kapışmasına müdahil olmayınca söz konusu güçler oklarını Türkiye’ye yönelttiler.

Türkiye’nin terör örgütü PKK/PYD karşısında, DEAŞ terör örgütünü desteklediği yalanını uydurdular.

Ardından PKK, hamilerinin yönlendirmesiyle Türkiye’de sokakları kan gölüne dönüştürme çağrısı yaptı.

Bunun ülke içindeki sözcülüğünü de HDP’nin o dönemki eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ yaptı.

Bu eş başkanların çağrısıyla sokaklar, caddeler, binalar, araçlar ateşe verildi.

Aralarında 16 yaşındaki lise öğrencisi Yasin Börü’nün de bulunduğu 37 kişi vahşice katledildi.

HDP’nin söz konusu iki eski eşbaşkanı bu olaylarla ilgili soruşturma kapsamında tutuklu.

82 kişi hakkındaki gözaltı kararı işte bu soruşturmanın genişletilmesi sonucu alınan bir karar.

Bu kişilerden hangisinin bu olaylarda ne kadar sorumluluğu olduğu kararını kuşkusuz yargı verecek.

Ancak bu operasyonun yeni Kobani kalkışmalarına yönelik devletin, kendi bekâsına korumaya yönelik bir refleks boyutu olduğunu da düşünüyorum.

Şöyle ki…

PKK/PYD’nin hamileri bir süreden bu yana Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda bir “terör devleti”nin temellerini atma çabalarına hız vermiş durumda.

Türkiye, bu girişimleri boşa çıkarmak için gerek sahada gerekse de siyasi ve diplomatik düzeyde her türlü adımı atıyor, atmaya devam edecek.

Yakın dönemde bu kesimlerin bu bölgede Kuzey Irak’takine benzer bir oluşum ilanına gitmeleri olasılığına karşı Türkiye’nin de her türlü hazırlığını yapmakta olduğunu düşünüyorum.

PKK’ya bir “terör devleti” kurdurma kapsamında muhtemel oldu-bittilere yönelik Türkiye’nin atacağı adımlar karşısında aynı çevreler Kobani olayları gibi yeni kalkışmalara yeltenebilirler.

Dolayısıyla bu operasyonun, olası benzer kalkışmalara yönelik bir “ön alma” fonksiyonu olduğunu değerlendiriyorum.

Bu arada Türkiye’nin huzurunu, barışını, bütünlüğünü ve bekâsını ilgilendiren bu konularla ilgili ana muhalefet partisi CHP’nin tutumuna da değinmek gerek.

CHP’li birçok isim bu operasyonları sert bir şekilde eleştirdi.

PKK’ya yardım ve yataklık yaptığı gerekçesiyle görevden alınan ve bu operasyonda gözaltına alınan eski belediye başkanları için “seçilmiş belediye başkanı”, terör suçlamasıyla gözaltına alınan bu isimler için “siyasetçiler” tabirini kullananlar hatta daha ileri gidip “bedeli ağır” olur ifadeleriyle iktidarı ve devleti tehdit edenler oldu.

Bu operasyon ile ilgili PKK tarafından yapılan tepki açıklamalarında da hemen hemen aynı ifadelerin kullanıldığını anımsatalım.

CHP’nin dilinin HDP ve hatta PKK’nın diliyle bu kadar benzeş hale gelmesi vahim bir durum.

Kuşkusuz her muhalefet partisi çeşitli konularda iktidarı, hükümeti ya da devletin kimi birimlerinin kimi uygulamalarını eleştirebilir.

Ancak ülkenin barışı, huzuru ve bekâsı ile ilgili konularda çok daha dikkatli ve özenli olmalarında zaruriyet vardır.

Yanı başımızda bir terör devletinin kurdurulma çabaları sağır sultanın duyduğu bir realiteyken, HDP’nin de tüm siyasi uğraşını bunun için seferber ettiği biliniyorken, bu kirli hesapların boşa çıkarılması mücadelesinde başta ana muhalefet olmak üzere tüm partilerin iktidar ile birlikte devletinin yanında yer alması gerekir.

Küçük siyasi hesaplar uğruna devletin bu mücadelesini zayıflatacak yaklaşımların kabul edilmesi mümkün değildir.

Bu yaklaşımlar küçük siyasi hesaplardan kaynaklanmıyorsa (ki uzun süreden bu yana zaten başta CHP olmak üzere kimi muhalefet partileri ile ilgili bu yönde yoğun eleştiriler mevcut) bu partilerin aynı kirli hesapların bir aparatına dönüştüğü anlamına gelir.

Bu ülkenin kurucu partisinin şimdi ülkenin yıkım çabaları içinde anılması hem Türkiye için hem de CHP için hazin bir durum.

CHP tabanının, partilerinin savrulduğu bu yeri görüp bir şekilde bu gidişe dur demeleri gerektiği kanısındayım.