ULUSLARARASI GÖÇ VERİLERİ VE İKTİSADİ ETKENLER I

Bugün uluslararası göçle ilgili verilere ve bu verileri açıklamaya çalışan iktisadi kuramlara değineceğim.

Bugün uluslararası göçle ilgili verilere ve bu verileri açıklamaya çalışan iktisadi kuramlara değineceğim. İlk önce verilerle başlayalım.

GÖÇ VERİLERİ VE TRENDLER

Uluslararası göçle ilgili çeşitli uluslararası kurumların yayınladığı raporlar ve veri tabanları bulunmaktadır. Bunlardan en önemlilerini şöyle özetleyebiliriz: Dünya Bankası tarafından 2008, 2011 ve 2016 yıllarında üç adet “Göç ve Havaleler Raporu” yayınlandı. Yine Uluslararası Göç Örgütü tarafından 1999’dan bu yana 10 adet “Dünya Göç Raporu” yayınlandı. İlaveten, Birleşmiş Milletler’in İstatistik Bölümü de göç eğilimlerini ve göçe sebep olan etkenler daha iyi anlayabilmek için arşivlerinde dünya çapında göç hakkında bir veri tabanı oluşturmuştur.     

İktisat teorisine bir alt kısımda yer vereceğim. Ancak yukarıda bahsettiğim veri tabanlarına göre, uluslararası göç hareketleri teorinin söylediğini tekzip etmektedir. Şöyle ki, teori göçün daha çok fakir ülkelerden zengin ülkelere doğru gerçekleştiğini savunurken, 2013 yılında göçmenlerin yüzde 38’i gelişmekte olan ülkelerden diğer gelişmekte olan ülkelere, yüzde 23’ü de gelişmiş ülkelerden diğer gelişmiş ülkelere göç etmiştir. Yani uluslararası göçün yüzde 61’i teorinin söylediğinin aksi yönde gerçekleşmiştir. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonunun 2013 yılında yayınladığı Uluslararası Göç Raporunda bunun sebebinin gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelerdekine göre daha hızlı büyüme trendi olduğu söylenmektedir.

Dünyada uluslararası göç trendleri de zaman içinde artmıştır. Şöyle ki, 1970 -1985 arasında uluslararası göçmenlerin dünya nüfusuna oranı yüzde 2,3 iken, 1990-2005 arasında bu oran yüzde 2,8’e ve 2005-2020 arasında da yüzde 3,4’e çıkmıştır.

Uluslararası Göç Örgütü’nün 2020 yılı Dünya Göç Raporu’nda ilk on hedef ülke ve ilk on kaynak ülke verilmiştir. Buna göre en fazla göç alan ilk on hedef ülke sırasıyla şunlardır: ABD, İngiltere, Avustralya, Almanya, BAE, İtalya, Suudi Arabistan, Fransa, Rusya ve Kanada’dır. Yine aynı kaynağa göre en fazla göç veren ilk on kaynak ülke de sırasıyla şöyle sıralanmıştır: Hindistan, Suriye, Afganistan, Meksika Bangladeş, Endonezya, Çin, Pakistan, Rusya, Filistin.

Dünyada bu istatistikler tutulurken, bir önceki yazımda bahsettiğim göçmen, sığınmacı ve mülteci kavramlarına da değinilmektedir. Genelde göçmenler gönüllü göç / “voluntary migration” kavramı (iktisadi amaçlı emek göçü) altında ele alınırken, mülteci ve sığınmacılar ise zorla göç / “forced migration” (siyasi baskı, can güvenliği ve doğal afetler sebebiyle oluşan göç) başlığı altında toplanmaktadırlar. Uluslararası Göç Örgütü’nün 2020 yılı Dünya Göç Raporu’nda belirtildiğine göre 2010 yılında toplam uluslararası göçmenlerin yüzde 7,6’sı (yaklaşık 16 milyon kişi), 2014 yılında yüzde 7,9’u (yaklaşık 19 milyon kişi) ve 2020 yılında da (tahmini) yüzde 10’u (25 milyon kişi) zorla göç  mağduru sığınmacı ve mültecilerden oluşmaktadır.    

 İKTİSAT KURAMI VE ULUSLARARASI GÖÇ

Buraya kadar verdiğimiz bilgilerde göçmenleri “göçmen” olarak tanımlanan kısmının iktisadi gayelerle gönüllü olarak göç ettiğini söylemiştim. İktisat biliminde emek ve sermayenin ülkeler arası hareket etmediği varsayımı temel varsayımdır. Bu varsayım üzerine ana akım dış ticaret teorisi kurulmuştur. Buna göre piyasa mekanizması her ülkenin belli sektörlerde ihracatçı ve belli sektörlerde ithalatçı olmasını belirler. Bu modellerde ana varsayım ülkenin üretim gücünü belirleyen emek ve sermaye faktörlerinin ülke içinde kaldığı ve başka ülkeye gitmediğidir. Ancak, özellikle 1960’lardan sonra gitgide artan bir hızla dünya ekonomisinin küresel bir entegrasyona girmesi nedeniyle, ülkeden ülkeye emek ve sermaye hareketlerinin incelenmesi zorunlu hale gelmiştir. İşte, iktisat biliminin temelde incelediği uluslararası göç bileşeni gönüllü göç olarak da tabir edilen ülkeler arası emek hareketleridir. Bu konuda çeşitli yaklaşımlar mevcuttur. Burada kısaca bu yaklaşımları özetlemek istiyorum. Burada bahsedeceğim birkaç temel teori var. Bunlar; Neo-Klasik Teori, İkili Emek Piyasası Teorisi, Yeni İşgücü Göçü Teorisi, Nispî Yoksunluk Teorisi ve Dünya Sistemleri Teorisi.

Neo-Klasik İktisat Teorisi

Bu teoriye göre genel anlamda göçün (hem uluslararası hem de iç göç) temel sebebi iki coğrafi bölge arasındaki nispî ücret farkıdır. Uluslararası emek hareketlerini modellerken, ülkeler arasında emeğin serbest dolaşımı bulunduğu durum varsayılır ve her ülkedeki nispî ücret düzeyi o ülkedeki emek arz ve talebine bağlı olarak belirlenir. (Burada nispî ücretle kasıt vatandaşların aydan aya aldığı maaşlar değildir, ancak bir işçinin bir saatlik çalışması karşılığında elde ettiği reel satın alma gücüdür.) Bu koşullar altında, işgücünün nispî olarak kıt ve sermayenin nispî olarak bol olduğu ülkelerde emeğin nispî getirisi, yani reel ücretler yüksekken, işgücünün nispî olarak bol ve sermayenin nispî olarak kıt olduğu ülkelerde emeğin nispî getirisi, yani reel ücretler düşüktür. Bu yüzden, işgücü düşük ücret elde edilen ülkelerden yüksek ücret elde edilen ülkelere göç eder. Bu sürecin sonunda her iki ülkedeki nispî ücret seviyesinin eşitlenmesi beklenir.

Neo Klasik Teori’de yukarıda bahsetmediğim önemli bir varsayım da, farklı sektörlerde kullanılan emeğin özdeş olduğu varsayımıdır. Dolayısıyla, emeğin hem sektörler arasında hiçbir üretkenlik kaybı yaşamadan hareket edeceği hem de bütün sektörlerde nispî ücretlerin eşit olacağı önerilir. Emeğin bütün sektörlerde özdeş olduğu durum, ancak tarım sektörü için geçerli olabilir. Öyle ya, fındık toplayan tarım işçisiyle pamuk toplayan tarım işçisi arasında hiçbir nitelik farkı yoktur. Öte yandan sanayi ve hizmetler sektöründe emeğin özdeşliği pek düşünülemez. Bu varsayımı sanayi sektöründe kabul etmek demek, bir bilgisayar mühendisinin işini bırakıp gıda sanayinde gıda mühendisi olarak görev yapabileceği anlamına gelir. Hizmetler sektöründe de durum aynıdır: Bir iktisat profesörü bir alay komutanı albayla aynı işi yapamayacağı gibi, albay da gelip aynı verimlilikle amfide ders veremez. Sanayi ve hizmetler sektörlerinde işgücü belli bir sektöre göre uzmanlaştığı için sadece o sektörde kullanılabilir haldedir, dolayısıyla aynı ekonomi içinde farklı sektörlerdeki işgücünün geliri, yani nispî ücreti, birbirinden farklıdır. Neo Klasik teoride gerçek sanayi ekonomilerinde rastlanan bu durum ihmal edilir, sanki her çalışan aynı ücreti alıyormuş gibi model kurulur. Neo Klasik Teorinin bu eksikliği, kısmen, İkili Emek Piyasası modelinde giderilmeye çalışılmıştır.     

İkili Emek Piyasası Teorisi

İkili Emek Piyasası Teorisi’ne göre ülkelerde iki tip emek piyasası mevcuttur: Birincil piyasa ve ikincil piyasa. Birincil piyasa sermaye yoğun, yüksek katma değerli ve kalifiye işgücü kullanan sektörlerden oluşur. İkincil piyasada ise emek talebi düşük katma değerli, emek yoğun ve kalifiyesiz işgücü kullanan sektörler tarafından sağlanır. Bu teoriye göre kalifiyesiz işgücünün nispeten az olduğu gelişmiş ülkelere kalifiyesiz işgücünün nispeten bol olduğu gelişmekte olan ülkelerden işgücü göçü gerçekleşir. Bu göç ikincil piyasada olur. Öte yandan, yukarıda bahsedildiği gibi gelişmiş ülkeden gelişmiş ülkeye ve de gelişmekte olan ülkeden gelişmekte olan ülkeye işgücü göçü bu modelle kısmen açıklanabilir. Gelişmiş ülkeler arası iş gücü göçü birincil piyasada gerçekleşirken, gelişmekte olan ülkeden gelişmekte olan ülkeye işgücü göçü de ikincil piyasada gerçekleşir. Ancak bu model de, bir önceki kısımda belirtilen dinamikleri açıklamaya yetmez.  

Kaldığımız yerden Cuma günü devam edeceğiz.