TÜRKİYE VE DENGE POLİTİKASI

Türkiye'nin dikkatini dağıtmak ve güvenlik ikileminde bırakmak için olağanüstü çabanın harcandığı bir dönemi yaşıyoruz.

Türkiye’nin dikkatini dağıtmak ve güvenlik ikileminde bırakmak için olağanüstü çabanın harcandığı bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye çevrelenmeye devam ediliyor. Bu işi sadece ABD yapmıyor, Rusya ve İran’da yapmaya çalışıyor. İzlediğimiz denge politikasının ciddi sarsıntıdan geçtiği bir sürecin içindeyiz. Tahıl koridoru anlaşması için Türkiye ile aynı masada olan Rusya, Suriye’de Türkiye’nin kontrolünde ki İdlip’e hava harekatı düzenliyor. Batı’da Yunanistan’ın anlaşmalara aykırı bir şekilde adalarda silahlanma faaliyetine göz yumulduğu gibi ABD adalarda üs kurmaya devam ediyor. AB kontrolündeki Bulgaristan ve Yunanistan, Türkiye ile olan sınırlarına çektikleri duvar yetmiyormuş gibi tel örgüler, çeşitli engellerle Avrupa’nın Güneydoğu sınırını çizmeye devam ediyor. Ermenistan, ateşkes anlaşması gereği Dağlık Karabağ’dan askeri güçlerini çekmeme ve anlaşmanın gereklerini yerine getirmemekte direniyor. Terör örgütleri vekillerinin kanatları altında Irak ve Suriye’de faaliyetlerini arttırmaya çalışıyor.

Türkiye ciddi beka sorunlarını yaşarken müttefiki olduğu NATO kuzuların sessizliğini oynamaya her zamanki gibi devam ediyor. Türkiye giderek yalnızlaşıyor. Gelişmeler denge politikasının gözden geçirilmesini ve yeni bir yol haritasını çizmenin gerekli olduğunu gösteriyor. Artık tek kutuplu olmayacağı giderek kesinleşen dünyanın çok kutupluluğa yönelen yeni halinde, politikası ile duruşunu belirlemesi gerekiyor. Sıfır sorunlu bir ülke olmak elbette mümkün değil. Tam tersine sıfır sorun politikaları güç yetersizliği gibi algılanıyor. Yeni oluşumlar düşünce evresinden kurulma aşamasına geçiyor. Denge politikası ve NATO nedeniyle bu oluşumların tam içinde yer alamıyoruz. Daha sonra yer almak istediğimizde etkili olamıyoruz. Diğer taraftan her yerde etkili olmak zorunda olmadığımızı bir ilke olarak kabul ederek, milli güç unsurlarımızı dikkatli, tasarruflu ve öngörü temelli stratejilere dayalı olarak kullanmamız gerektiğini gelişmeler göstermektedir.

Türkiye, denge politikasını 2’nci Dünya Savaşı’nda izlemiştir. Savaşa girmeyerek ve ülkemizi savaşın alanı dışında tutarak başarılı olmuştur. Ancak, unutulmamalıdır ki 2’nci Dünya Savaşı’nda yanyana olan SSCB ve ABD gibi iki önemli küresel güç şimdi karşı karşıyadır. Birde bu ülkelere Çin’i ekleyebiliriz. Rusya’nın doğrudan, Çin’in ise üstü örtülüde olsa tehdit olarak görüldüğü günümüzde, ABD Başkanı Bush’un 11 Eylül saldırıları sonrası “Terörle Savaş” adı altında kavramlaştırdığı stratejisini açıklarken belirttiği “ya bizimlesin ya da terörle” ifadesi farklı içeriği ile yine karşımıza çıkmaktadır. Bu kez NATO ve ötekiler kutuplaştırması kullanılarak,çok kutupluluğun önü kesilmek istenilmekte, ABD soğuk savaş döneminde tecrübe ettiği ve tanıdığı iki kutuplu düzene razı olmuş görünmektedir. Çok kutuplu bir dünya ya göre iki kutuplu dünya ABD açısından daha idare edilebilir bulunmaktadır.

Türkiye halen NATO üyesi olarak tarafını 1952 yılından beri seçmiş görünmektedir. Ancak, NATO bugüne kadar kollektif güvenlik olan ana görevini maalesef Türkiye’ye karşı asla yerine getirmemiştir. Bundan sonrada yerine getirmeyeceği aşikardır. Suriye’de teröriste başsağlığı dileyen, teöristlerle birlikte fotoğraf vermeyi Türkiye’ye mesaj vermek için yol olarak seçen, Dedeağaç’a Rusya bahanesi ile güç yığan ve silahsız olması gereken adalarda her zaman olduğu gibi hukuk tanımaz anlayışını Lozan anlaşmasını bir tarafa atarak Ege denizinde ülkemizin karşısında  yeni üsler edinerek sürdüren ABD’nin amaçları için kullandığı NATO’da yer alarak ABD’nin yeniden hegemonik güç olma startejisinin bir parçası olmayı sürdürecekmiyiz? Yoksa tam bağımsız bir Türkiye hedefi ile yeni yol haritası çizerek yola devam mı edeceğiz? Bu konuda karar verme zamanın işlemeye başladığını düşünüyorum? Zaman aleyhimize olan gelişmeleri giderek arttırıyor.

Suriye’de Rusya’nın, rejim ile yeni üsler kurma hamlesi, Suriye’de bir ara araları gerginleşmiş olsa da son zamanlarda Rusya-İran yakınlaşmasının Suriye’ye yansımaları, Irak’ta Zaho provakasyonunu kurgulayanların sözleşmiş gibi bir anda Türkiye karşıtlığı ile koro halinde çıkan sesleri artık denge politikasının sonuna geldiğimizin yeni tarihli göstergeleri olarak düşünmeliyiz.

ABD’nin Ortadoğu NATO’su adı verilen Türkiye’yi dışarıda bırakarak İsrail liderliğinde yeni bir müdahale gücü oluşturma çabalarını da Türkiye’yi çevreleme hamleleri olarak görmek gerekir.

Barış tesisi için arabulucuk yapmaya çalıştığımız Ukrayna-Rusya savaşı artık medyada yer alma etkisini düşürmüş durumda. Sık sık toplantılara bağlanarak ayakta alkışlanan Zelenski popülerliğini kaybetmek üzere. Artık batı bu duruma alışmaya başladı. Yakında mali destekte kesilecek gibi. Avrupa ülkelerinde artan ekonomik kriz ve Rus gazı, kömürü ve petrolüne uygulanan yaptırımlar nedeniyle artmaya başlayan zorluklar, enerji tasarrufu için batı ülkeleri kamuoyunun alışık olmadığı ve kış mevsimi ile birlikte giderek artacağı öngörülen tasarruf tedbirleri Ukrayna’ya yapılacak yardımların miktar ve içeriğini düşürebilecektir. Bu durum ise Rusya’nın işine yarayabilecektir. Rusya yaptırımların başladığı tarihten bugüne kadar doğal gaz satışlarından gelir kaybına uğramadığı gibi yeni pazarlar bularak gelirini arttırdığı görülmektedir. Tahıl koridoru anlaşmasının bir gün sonrasında tahıl silolarının bulunduğu Odessa’ya Rusya’nın düzenlediği saldırıya verilen tepkiler ile Zaho provokasyonu sonrasında Türkiye’ye verilen tepkileri karşılaştırdığımızda yol haritasını niçin yeniden çizmemiz gerektiği netleşmektedir.