TRT m0bil 19 ve 20


TARİHİN TEKERRÜRÜ...

Buket BEKTAŞ 21 Ağu 2021

Asya'nın hırçın ve yalnız coğrafyası olan Afganistan'ın, yaşadığı süreç ve olaylar tamamen geçmişte yaşanmış olayların toplamı adeta.

Meşhur bilinen bir sözdür; “Tarih tekerrürden ibarettir”... Tarihin, tekrardan ibaret olduğunu söyler. Haksız da sayılmaz. Tarihe dikkatle baktığınızda, birçok olayın, durumun, hatta kişilerin, birbirlerine çok benzediklerini, yaşanan olayların neredeyse aynısı olduğunu görür, şaşırırsınız. Bugün de tarih tekerrür ediyor.

Asya’nın hırçın ve yalnız coğrafyası olan Afganistan’ın, yaşadığı süreç ve olaylar tamamen geçmişte yaşanmış olayların toplamı adeta. Geçmişte barış ve demokrasi götürülmesi yalanıyla, bir şekilde Amerika tarafından işgal edilen Vietnam ve Irak’ın başına gelenler, bugün Afganistan’ın yaşadıklarıyla aynı.

Hatta o kadar aynı ki her seferinde aynı yalanlarla ülkelerdeki siyaseti istikrarsızlaştıran, ardından kendi yandaşlarını destekleyerek, bölünmeye zemin hazırlayan ve nihayetinde ülkeye askeri darbe veya giriş yapan Amerika; girdiği topraklarda çeşitli grupları birbirlerine düşürerek, iç çatışmaya sebep olarak o ülkedeki varlığını sürdürüyor.

Ülkede veya o coğrafyada istediği şekilde davranmaya çalışan, menfaatleri azalan ya da biten Amerika, birden ülkeden çıkacağını, artık demokrasi koruyuculuğu yapmayacağını söyleyerek, bulunduğu ülkeyi kaos ve yokluğa sürüklenmiş haliyle adeta kaçarcasına terk ediyor. Ülkeden gidişi ise, gelişi kadar uzun sürmüyor, adeta buhar olup gözden kaybolmak için gün sayıyor…

Şöyle bir geçmişe göz attığımızda Vietnam’da yaşanan savaşın sonrasında, Amerika’nın Saigon’dan ayrılma görüntüleri ile Afganistan’da yaşanan durumunun ve Kabil’den ayrılma görüntülerinin arasındaki tek fark Vietnam’da çekilen filmin siyah beyaz, Afganistan’daki filmin renkli olmasıdır. Bu teknik detay dışında, tüm senaryo ve oyuncular neredeyse aynı, hatta aynı kalemden çıkmadır. Irak’ta yaratılan Saddam hikâyesi tam bir tiyatro oyunu olarak sahne almışken, Saddam hükümetine karşı yapılan demokrasi koruyuculuğu savaşı Amerika’ya birçok branşta ödül kazandıran bir filmdir. Ortadoğu’da, Uzakdoğu’da ve şimdi de Asya’da oynanan oyun tam bir stratejik piyes, hatta sonu baştan belli olan bir satranç müsabakasıdır.

Asya’nın mağrur ve kahraman, gözü pek Afgan halkının üzerinde sahnelenen, bu son oyunda, Amerika istediğini almış ve Rusya’nın hemen dibinde istikrasız ve geleceği her an değişebilecek bir yapıda siyasal, siyasal olduğu kadarda dini bir yapıya çevirmiştir. Taliban ya da talebeler örgütü olarak kurulan bir yapının dağınık ve zor bir coğrafyası olan Afganistan’da, Rus ve Pakistan güçlerine kafa tutacak kadar palazlanması, hatta bir dönem Amerika’ya kafa tutması hatta ve hatta 11 Eylül olaylarının planlayıcısı ve uygulayıcısı olduğuna tüm dünya zorla da olsa ikna edildi.

Gelelim günümüze...

Amerika’nın istikrarsızlaştırdığı Afgan siyaseti, nerdeyse iki ay içinde, tüm ülkeyi Taliban’a teslim ederek planlı ve zayiatsız şekilde sistemli olarak geri çekiliyor ve sonunda ülkeyi terk ediyor. Ya halk? Panik içinde, önce yaşadıkları toprakları, ardından da ülkeyi kaçarak terk ediyor... Amerikan askeri uçağı tekerleklerinde Afganlarla havalanıyor. İnsanlar havalimanı üzerinde uçaktan düşüyor... Aynı Saigon Vietnam’dan kaçmak için sivri demir korkulukları aşmaya çalışan Vietnamlıları gösteren film gibi. Filmlerin oyuncuları farklı elbette. Ama senaryo aynı. Başrol oyuncusu ise Amerika. Gidişat kayıp sonuç ise belli hüsran...

Bölgeyi yakından takip etmek gerekiyor. Bölgenin gücü olmaya aday ülkeler, bu olaylardan sonra hareketlenmeye başlayacaklardır. Hem Afganistan’ın sınır komşuları hem de bölgeye ilgileri olan ülkeler şimdiden Amerika’nın boşalttığı koltuğa göz diktiler bile.

Afganistan’da Taliban’ın nasıl bir zeminde olursa olsun siyasetten ve toplumdan uzak bir yapının, istikrarı yakalamasının zor olacağı net bir gerçek. Zaten bu eksiklerini bilen örgüt, tek çıkış noktası olarak dini yapılanmaya güveniyor. Bu nedenle de sözde İslam temelli bir emirlik kurulmaya çalışılıyor.

Tabii ki de Amerika’nın onay ve desteği ile yola devam edilecek.

Bazen yalandan dikkatleri başka noktalara çekebilmek için kayıkçı kavgaları olacak çeşitli aktörler ve ülkeler sahne alacaklardır elbette. Ama asıl olan değişmeyecek Amerika başrolde olmaya devam edecek. Tarih böyle söylüyor bize.