SÜRDÜREBİLİRLİK

Sürdürebilirlik veya sürdürülebilirlik çağımızın iş dünyasında en "prima" kavram.

Bununla ilgili akademiler, araştırma merkezleri ve danışmanlık şirketleri var profesyonel şekilde hizmet veren. Koca koca holdingler, şirketler hep bu “sihirli” kavramın peşinde. Kelime anlamı çok basit şekliyle; çeşitlilik ve üretkenliğin devamlılığı sağlanırken, daimi olabilme yeteneğini korumak şeklinde ifade edilebilir.

Ekonomik-Sosyal-Ekolojik Sürdürebilirlik ana başlıklarıyla bilim adamları tarafından belli bir ilmi disiplin içerisinde tetkik edilen bu kavramda hassas nokta; gelecek nesillerin ihtiyaçlarını riske etmeden günümüz ihtiyaçlarının temin edilebilmesidir. (Akademik tarafını ülkemizin değerli akademisyenlerine bırakıp gelelim bizi ilgilendiren sporla/futbolla ilgili kısmına;)

A Milli Futbol Takımımızın Şenol GÜNEŞ Hoca’nın yönetiminde başardığı 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası Finallerine katılma hakkını son maçlara kalmadan elde etmesi hepimizi ziyadesiyle memnun etti.

Bundan önceki dönemlerde de zaman zaman bu türden başarılar elde ederek Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası’na gittiğimiz oldu hatırlayacağınız gibi. Bir kez FIFA Dünya Kupası’na dört kez de Avrupa Şampiyonası’na katılma hakkı elde ettik. (1954 İsviçre Dünya Kupası’na da katıldık ama bu piyangodan çıkan bir ikramiye gibiydi. O zamanın prosedürüne göre İspanya ile oynadığımız eleme maçlarından birini biz, birini onlar kazanınca İtalya-Roma’da tarafsız sahada üçüncü maçı oynadık ve normal süre 2-2 bitince tribünden çağrılan Franco isimli bir çocuğun çektiği kurayla İsviçre’deki finallere katılmıştık.)

1996-2000-2008 ve 2016’da yapılan Avrupa Şampiyonaları ile 2002 Dünya Kupası’nda Ay-Yıldızlı formamızı giyen gençlerimiz Ülkemizi temsil ettiler. İlk üç Avrupa Şampiyonası’na elemelerde ikinci olarak, Fransa’daki son şampiyonaya da beş bilinmeyenli denklemin “bir şekilde” çözülmesi ile ve İslambek KUAT isimli Kazak futbolcunun attığı golle neredeyse “kuşun taşa değmesi” gibi bir fevkaladelikle en iyi üçüncü olarak doğrudan katılmıştık. (2018’de Rusya’daki Dünya Kupası’na nasıl gidemediğimizi ise “Kebapçı Selahattin ve Êmparatore” dersek herkes kolayca anlar.)

Görüldüğü gibi bizim katılabileceğimiz onlarca organizasyon yapılıyor Avrupa ve Dünya’da fakat bizim bugüne kadar gidebildiğimiz sadece ve sadece “beş”. Seneye “altı” olacak (Roma/Londra) hayırlısı ile.

İşte sürdürebilirlik problemi burada çok bariz şekilde ortaya çıkıyor. Aslında doğru bir organizasyon ve planlama ile Türkiye gibi potansiyelli bir ülkenin her organizasyona katılması lazım NŞA (Normal Şartlar Altında) olarak. Ne var ki ya “tesadüfen/tevafuken” ya da Şenol Hoca gibi bir “yerli ve milli” futbol figürünün kolları sıvayıp işe girişmesi ile bu mümkün olabiliyor bizim buralarda.

Katılma hakkı elde ettiğimiz Avrupa Şampiyonası 2020’den sonra sırada Katar 2022 Dünya Kupası ve Almanya 2024 Avrupa Şampiyonası var. Elimizdeki jenerasyon rahatlıkla bu iki turnuvaya da bizi götürecek potansiyelde ama hiçbirimiz bunu şimdilik “hayal” bile edemiyoruz. Neden?

Nedeni gayet basit. Bizde sistem sürdürülebilir değil. Kurduğumuz ve/veya kuramadığımız sistem kişilere ve konjonktüre bağlı göbekten. Türk spor aklı günübirlik yaşamaya alışmış geride kalan 100 yıla yakın sürede. Aksiyon değil reaksiyon üzerine bina edildiği için de verimsiz ve geleceğe yönelik planlama yapmaya müsait değil. Ne Spor Bürokrasisi ne de Futbol Federasyonu sürdürülebilir başarıya göre dizayn edilmediği için de hedeflerimiz/planlarımız günlük/haftalık olmanın ötesine geçemiyor.

Şenol Güneş’in kontratı (4 yıllık) bile –her şey yolunda giderse- 2023 yılı Mayıs ayı sonunda yani Avrupa Şampiyonası’na bir yıl kala bitecek şekilde akdedilmiş. Arada alınacak (Allah Muhafaza) bir-iki kötü maçtan sonra medyadaki “yamyam”ların “istemezük” deyip de Şenol Hoca’ya yüklenmeyeceklerinin, Hoca’nın da kızıp Trabzon veya Beşiktaş’ın başına geçmeyeceğinin garantisi yok ki!

İşte bunun için Türk Futbolu’nda en önemli şey; sürdürebilirlik ve buna uygun yapılanma olarak görülüyor.

Hepimize güzel bir hafta diliyoruz.