SEKÜLERLEŞEN TOPLUM (2)

Ekin GÜN 14 Oca 2022

'AK Parti dönemine doğan çocuklar "muhafazakârlaşıyor mu yoksa sekülerleşiyor mu" sorusuna vereceğimiz cevap Türkiye sosyolojisinin nereye doğru evrildiğini de bize gösterecektir.'

Salı günkü yazımda Türkiye’nin muhafazakârlaşmadığını, bilakis sekülerleştiğini sosyolojik verilerle anlatmaya çalışmıştım.

Bugün de konuya devam edeceğim.

Bu konunun üzerinde durmayı anlamlı buluyorum çünkü yıllardan beri sekülerleşme kavramı ne laikler tarafından anlaşıldı ne de muhafazakârlar tarafından.

Laikler, sekülerleşmeyi “laiklik” ekseninde okurken, muhafazakârlar da “dinsizleşme” olarak okudu.

İkisi de son derece yanlış.

Türkiye’nin şehirleşme serüvenine baktığınızda üzerinden çok yıl geçmediğini görüyorsunuz.

Hemen hemen yarım asır olan bu süreçte şehirleşmeyle sekülerleşme adına bir dönüşüm olacağı muhtemeldi.

Zira ben sekülerleşmeyi de değişim ya da gelişim değil, dönüşüm olarak görüyorum.

Çünkü laiklik gibi siyasal erk tarafından tepeden inme bir tutuma dayanmıyor, toplumun yıllar içinde geçirdiği bir süreçten bahsediyoruz.

AK Parti de kuruluş hikâyesi bakımından bir dönüşüm süreciyle kuruldu.

Refah Partisi’nden bu yana gelen kadrolar Milli Görüş kimliğini bırakarak merkez-sağa hitap eden bir kitle partisini oluşturdu.

Buna da kurumsal sekülerleşme denilebilir, öyle ki AK Parti kendini muhafazakâr-demokrat bir parti olarak tanımlarken kadrolarının çoğunluğu da dini hassasiyete son derece sahip.

Sekülerleşme de zira dinsizlik değil, lakin çağın gelişimi, şehirleşmenin artması, bilimsel gelişmeler ve en önemlisi üniversitelerin yaygınlaşması Türkiye’de sekülerleşmenin hızını artırdı.

Zaten o nedenle 15-24 yaş arasındaki gençlerin eğilimlerini tanımaya çalışırken buluyoruz kendimizi.

Ben genç kesimi belli bir homojen havuzda değerlendirmenin doğru olmadığına inandığım için Z kuşağı gibi tanımlamalardan uzak dursam da bahsetmek istediğim bu neslin tüm nesiller gibi bir öncekinden daha farklı eğilimlere sahip olduğu.

Bu noktada AK Parti dönemine doğan çocuklar “muhafazakârlaşıyor mu yoksa sekülerleşiyor mu” sorusuna vereceğimiz cevap Türkiye sosyolojisinin nereye doğru evrildiğini de bize gösterecektir.

Türkiye toplumunun modernleşmesi tepeden başladığı için laiklerin sekülerleşmeyi laisizmle karıştırmasını normal buluyorum.

Fakat bu noktada yapılan yanlış laiklik gibi sekülerleşmenin de bir tür “ilericilik” olarak öne sunulması.

Volkan Ertit’in de dediği üzere sekülerleşme ilericilik hedefi taşımadığı gibi evrensel bir paradigmada değildir.

Zira Ertit’e göre sekülerleşen toplumların daha mutlu, daha huzurlu ya da çağla daha senkronize olduğuna dair elimizde bir veri yok.

Türkiye’nin son 20 yılına baktığımızda çoğulcu bir iklimden bahsedebiliyorsak bu noktada muhafazakârların dönüşüm taleplerinin ve akabinde ülkenin gözle görülür bir şekilde gelişmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

AK Parti’yi de Erdoğan liderliğinde iktidarda tutan güç bu oldu, değişen ve dönüşen topluma AK Parti hayata geçirdiği yeniliklerle cevap verdi.

Bu cevaplar çerçevesinde Türkiye toplumu şehirleşti, serbest piyasa entegrasyonundan yararlandı ve dolayısıyla üniversitelerin toplumda yaygınlaşması sağlandı.

Üniversiteler de sekülerleşme için önemli bir unsur olarak önümüzde duruyor. Türkiye’de üniversitelerin artmasıyla birlikte bireyin aileden ilk koptuğu dönem olan bu evrede kişinin kendini tanıması ve dönüşümü de gerçekleşiyor.

Birey, modernizasyondan kopmak istemediği ve hayatını belli bir refah düzeyinde sürdürmek istediği için de mevcut dönemin kimliğini tanımaya çalışıyor.

Elbette sekülerleşme kavramı sürekli bir kalıcılığı içinde barındırmıyor, bildiğiniz gibi tarih iniş ve çıkışlarla dolu. Biz ise bugünü konuşuyoruz.

Ara ara bu konuya devam etmeyi düşünüyorum.