KTO


SEBEPSİZ, ALIP VEREMEDİK HALİ NEDİR?

Parsel konuşmayı hiç sevmem, kimsenin parselini bilmem, hatta kendiminkini bile bilmem diyorum.


... Yokuş aşağı iniyorum..
Sabah saatleri, biri el yapıyor, geçen yılda iki üç defa gördüğüm bir kadın, sahile, denize mi iniyorsunuz diyor, evet diyorum, gelebilir miyim diyor, buyrun diyorum.
Arabada beni ne kadar beğendiğini, ne kadar sevdiğini anlatıyor.
Denize iniyoruz, yan site iskele komşusu imiş.
Soru 1, Sizin, iskeleden girebilir miyim diyor, zaten boş diyor.
Yanıma oturuyor.
Siz hangi parselde oturuyorsunuz diyor,

Parsel konuşmayı hiç sevmem, kimsenin parselini bilmem, hatta kendiminkini bile bilmem diyorum.

Soru 2, sizin aidatlar ne kadar diyor, şimdilerde arttı galiba, hiç bilmiyorum diyorum. 

Soru 3, saçınızın rengi ne güzel, kaç numara diyor, kuaför bilir, ben hiç bilmem diyorum. 

Soru 4, sizin sitede elektrikçi var, acaba kaç liraya geliyor diyor, hiç bilmiyorum diyorum, aaaa! Siz hiç çağırmadınız mı diyor, çağırdım ama unuttum diyorum.

O arada bizim iskeleye, bir beyefendi geliyor..

Adını bilmiyorum, ama geçen yıldan tanıyorum.

Hoş geldiniz Funda hanım, nasılsınız diyor.. 

İyiyim teşekkür ederim siz nasılsınız diyorum, kış zorlu geçti diyor, biliyorsunuz eşim rahatsız, ama çok şükür şimdi buradayız artık diyor.

Çok geçmiş olsun, sağlık dilerim diyorum.

Yanımdaki kadın.

Soru 5, bu beyefendinin adı ne diyor, duymamazlıktan geliyorum.

Bundan sonrasını iyi okuyun, Allah aşkına.

Karısı hasta imiş, ne hastası?

Hastalık konuşmasını hiç sevmem.

Anladım, ama ne hastası.

Hiç bilmem.

Anladım, hımmm kötü hastalıktan.

Hiç bilmem.

Acaba kaç yıldır hasta diyor.

Hiç bilmem, hiç sormam, hiç merak etmem, diyorum.

Uzun yıllardır mi? Acaba diyor. 

Ben hiç bilmem, hiç konuşmam diyorum. 

Ve.

İnanılmaz bir şey oluyor.

Ve tarihin, en merak içeren, derinliğinde kaybol sorusunu soruyor.

Siz, duyalı kaç yıl oldu?

Kadın, illa, hiç tanımadığı adamın, hiç tanımadığı karısının, hastalığının kaç yıl önce başladığını bilecek. 

Elimdeki su şişesini çat diye yere düşürüyorum.

Saç diplerim sızlıyor.

Dünyam yıkıldı sanki, bu denli merak karşısında, çaresiz sinirliyim.  

Annem diyorum annem.

4 yaşında idim, bana dedi ki! "kızım kimseye soru sorma, herkes ne anlatırsa orada kal, anlatımları kadar kal, soru sormak çok ayıptır."

Ben! O gün, bugündür, hiç kimseye, hiç soru sormam, hiç kimsenin, hiçbir şeyini merak etmem diyorum. 

Aslında merak etmek daha da ayıptır, çok ayıptır, en ayıptır diyorum.  

Ayağa kalktım, denize girdim, sanki hiç dönmeyecek gibi arkama bile bakmadan yüzdüm.

Ertesi sabah, kadını denize inerken görmemezlikten geldiğimde.

Aklımda, Funda ya, sebepsiz, nedensiz, niye yani, tanımadığın bir kadını, neden tanıdın ki.

Funda'nın aklındakiler…

... Antalya'da, evli bir çift kıskançlık yüzünden kavga ediyor. Adam 21 yaşındaki eşini boğarak öldürüyor. 5 ve 3 yaşlarında iki çocukları var.

Dava görülüyor, adam mahkemede "eşimi öldürme gibi bir kastım yoktu, bana söylediği sözlerden dolayı kavga bir anda gelişti, farkında olmadan öldürmüşüm" diyor.

Farkında olmadan öldürmüş, dangalak katile bak sen.

Mahkeme hayatı, hakim de bu cevaba çok kızıyor, katile ömür boyu hapis cezası veriliyor.

Ne anladık.

21 yaşında gepgenç kadın erkenden evlendirilip, iki çocuk annesi olur mu?

Bu trajik hikayeden geriye kalan iki çocuk, bu kadar acımasız hayat hikayesine mecbur kalır mı?

Adalet yerini bulmuş da.

Ev darmadağın olmuş. 

... Koskoca Hürriyet gazetesinin Kelebek eki yazarı, Onur var.

Her hafta sonu köşesinde gay hikayeleri, gay yazıları yazıyor. 

Bu hafta, cumartesi üç yazı ve üçü de gay yazısı.

Netflix'deki gay dizilerini anlatıyor. 

Doktor Osman Müftüoğlu'na, dizilerdeki eşcinsel aşk hikayelerini soruyorlar, "toplum sağlığı açısından sakıncalı buluyorum" diyor.

Onur Bey, " ne yazık ki, ben de bu bakış açısını sakıncalı buldum" diye Osman beye cevap veriyor.

"Dizi de görüp özenmek olmazmış, öyle de gay olunmazmış" ..

Olunur, olunur, Instagram’da, Facebook’da, gay’lerin hayatlarına, paylaşımlarına bakıp, çok genç çocukların özendiklerinden eminim.

Bu arada, esas konu, hani gazetecilere, köşecilere, özgürlük yoktu, maşallah bak, her hafta çatır çatır neler yazıyorsun.

Ne Hürriyet gazetesi gölge ediyor ne sizin pişkinliğiniz ihsan istiyor.