TT_Ekim


PANDEMİ MAĞDURU MÜZİSYENLER MÜZİK-SEN İLE BERABER CUMHURBAŞKANINI ZİYARET ETMELİ

Micheal KUYUCU 27 Eyl 2020

Beylikdüzü Belediyesi işçileri ile toplu iş sözleşmesi imzaladı.

Dünkü yazımda Türkiye’de iş güvenliğinin olmadığını ve pandemi döneminde yasaklanan işten çıkartmaları kimsenin takmadığına vurgu yapmıştım. Bunu düşünürken Beylikdüzü Belediyesinin tam da bu konuya uyan bir etkinliğini gördüm. Beylikdüzü Belediyesi işçileri ile toplu iş sözleşmesi imzaladı.

Örnek bir toplu iş sözleşmesi

Çalışanların haklarını ve sosyal güvencelerini her zaman öncelikli tuttuğunu söyleyen Beylikdüzü Belediyesi, Tüm Bel-Sen ile Toplu İş Sözleşmesi imzalamış. Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt ve Kesk Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik’in de katıldığı imza töreni 25 Eylül Cuma  Beylikdüzü Belediyesi Başkanlık binası bahçesinde gerçekleşmiş.

İşçiler ihmal edildi

Çalışanların hakları çok ihmal edildi ülkemizde. Yetmişlerde sendikalar vardı, bütün mesleklerin birer sendikası vardı. Bu sendikalar işçileri bencil paragöz patronlardan korurdu. Ne alakaysa Kenan Evren, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra sosyal devlet düşmanlığını bu konuda da gösterdi ve tüm sendikaları kapattı. Hala devlet yönetimine el koyma ile işçi sendikalarını kapatmanın ne alakası olduğunu ve hangi hukuki mantığa göre o dönem böyle bir şeyin yapıldığını merak ederim. Sonra Özal geldi. Özal insanların gözlerini serbest piyasasının pembe dünyası ile boyadı. Ne sendika kaldı ne de başka bir hak koruyucu. Sonrası malum, doksanlar felaket koalisyon yılları. 2000’li yıllardan günümüze iktidarda olan AK Parti sosyal devlet adına bir şeyler yapmak istedi ama her defasında sermaye kesiminden çekindi. Her attığı adımda etrafındaki sermaye sahiplerine baktı, cesur ataklar yapamadı. İstedi, denedi ama o da tam anlamıyla sosyal devlet adına işçilerin haklarını yüzde yüz koruyamadı. AK Parti dönemi memurlara yaradı. Memurların şartları çok iyi duruma geldi. Ama işçiler yani biz, siz ve çevremideki emekçiler biraz gariban kaldı. Bunun da tabii ki en büyük nedeni sermaye sahipleri oldu. Sermaye canavarları ne parti bakar ne de başka bir şey. Nasreddin Hoca’nın da dediği gibi parayı veren düdüğü çaldı her zaman. Bu  durum artık kronikleşti, hiçbir parti sermaye tayfasına karşı çıkamaz artık. Mücadele edeceğim diyenler de fantazi yapar. Böyle olunca hepimiz patronların iki dudağına kaldık.

Müzik-Sen’in çabaları

Bu işin gerçeği, ama çok da karamsar olmamak lazım. Beylikdüzü Belediyesi gibi, personeline değer veren ve bireysel çapta da olsa onları destekleyen kurumlar da var.  Küçük çapta da olsa kurulan sendikalar da var. Her ne kadar şimdilik sesleri cılız çıksada varlıkları insanlara mutluluk veriyor. Bunlardan biri de Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası yani (Müzik-Sen).  Aslında Müzik-Sen 1989 yılında kuruldu. Dört bine yakın müzisyen üyesi var.  En son Ağustos ayında bir genel kurul yaptı. Bu kuruldan sonra “Tüm müzisyen arkadaşlarımıza açık çağrımızdır. Dağınıklığımıza ve örgütsüzlüğümüze son verip haklarımız için birleşeli, bütünleşelim” çağrısını yaptılar. Geçmişte pek çok konuda mücadele ettiler. Mesela sanatçılar için borçlanma yasasının çıkartılmasını istediler, bu konuda pek TBMM’ne gittiler. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasından sanatçıların da faydalanmasına yönelik çalışmalarda bulundular. Anlamlı ve değerli şeyler yaptılar ama sesleri cılız kaldı. Bu konuda ne meslek birlikleri, müzik yapımcıları ne de kültür bakanlığı onlara fazla destek olmadı.

Müzisyenlerin haklı isyanı

Müzisyenlerin pandemi döneminde yaşadığı ekonomik sıkıntılar sosyal medyada da çok ciddi yer buluyor. Mesela Sabahat Akkiraz bir iletisinde: “Müzik kurumları verilerine göre malum virüs başladığından beri yüzden fazla müzisyen intihar etti. Enstrümanlarını satarak evine ekmek, ev sahibine kira, fatura ödemeye çalışan müzisyen için devlet daha ne bekliyor. Ne yapsın sanat emekçileri taş mı yesin” şeklinde sözlerle  konunun ehemmiyetini dile getirmişti.

Bir başka tweete Ceylam Erten “Şu an vokal pedalım ve bilgisayarım satılık. Satacak başka bir şeyim de yokmuş bunu anladım” diyerek pandemi döneminde müzisyenlerin yaşadığı sıkıntılara değinmişti. Bu konuyu uzun zamandır takip eden biri olarak hem üzülüyorum hem de sinirleniyorum. Çok şey aksamaya başladı bu memlekkette. Herkes Mersin’e giderken bizim tersine gitmemiz, 2023 vizyonuna yakışmıyor.

Bu kitle önemli bir kitle, bu insanlar yaratıcı ve entellektüel insanlar. Bu müzisyenler Türkiye’nin bu topraklarda sahip olduğu en büyük özelliğe yani çok kültürlülüğe sahipler. Bu insanların görüşü ne olursa olsun, onları aynı çatı altında görmek ve önemsemek gerekiyor. Bu insanların yani bu müzisyenlerin ve ailelerinin birer oy değeri de var. Sayıları da hiç azımsanmayacak kadar değil. Cumhur İttifakı bu kitleyi kendi kaderine terk etmemeli. Oy potansiyelini de değerlendirmeli. Bazen acaba bu kitle gözden mi çıkartıldı diye de düşünmüyor değilim.

Kovid-19 notalardan mı yayılıyor?

Şimdi öyle bir hale geldik ki, müzisyenin değeri kalmadı. Pandemi önlemleri ne alakaysa, sanki müzik notalarından virüs yayılıyormuş gibi, hep müzik ve sanat etkinliklerinin kısıtlanması şeklinde gelişiyor. Müzik endüstrisinin ekosisteminde çok cidi ve geniş bir kitle var. Bu kitlenin mağduriyeti neden ciddiye alınmıyor anlamıyorum ve müzisyenler adına da devletim adına da üzülüyorum.

Müzik-Sen kuruluş tüzüğünde misyonunu şu sözlerle anlatıyor: “Üyelerinin yanı sıra ülkemizdeki müzik ve sahne sanatçılarının ve giderek tüm sanatçıların sorunlarının çözümlenmesi çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi sanatçıların ve sanat çalışmalarının önündeki engellerin kaldırılması için sanatçılar lehine yasal düzenlemeler yapılması amacıyla çalışma yapmaktadır.” Bu tam olması gereken bir şey. Ama bunun teoride kalmaması lazım. Hepimizin, gazetesinden, matbaacısına kadar onlar sektör insanını içine alan müzik endüstrisinin gelişmesi Türkiye’nin hem ekonomik hem de sosyolojik kazanımı olacaktır.

Müzisyenler ortak bir bildiri ile derdini anlatsın

Bir şeyler yapmalı ama ne? Bu benim, sizin ya da bir başkasının yapacağı iş değil. Bu bir birlik işi. Mesela Müzik-Sen müzisyenlerden bir imza toplasın, Cumhurbaşkanlığına güzel bir dille sorunlarını anlatan bir dilekçe veya ne bileyim bir bildiri yollasın. Siyasi görüşü ne olursa olsun buna herkes katılsın. Sendika başkanı alsın bunu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a götürsün. Otursun medenice dertlerini anlatsınlar. Devlet düzeyinde bir farkındalık yaratılsın. Piyasada iki tane tez dolaşıyor. Birinci teze göre AK Parti ikidarının sanata önem vermediğini, müziğe değer vermediğini iddia ediliyor. İkinici teze göre ise “böyle bir şey yok” deniyor.

Bunu nasıl anlarız biliyor musunuz? Müzik-Sen meslek birlikleri ile beraber tüm mutsuz olan ve sektörün yardıma ihtiyaç duyduğunu düşünen herkesten bir imza alacak ve devletinden yardım çağrısında bulunacak. Bu devlet benim de sizin de herkesin de devleti. Ortak bir dilekçede hepimiz olacağız. Sonra bu dilekçeyi devletin başına vereceksiniz. O devletin başını seversiniz sevmezsiniz o başka bir konu. Elmalarla armutları karıştırmayacaksınız. Devletin başının da bir kitleyi sevme veya sevmeme lüksü yok. Herkes herkesi sevecek diye bir kaide yok. Ama herkes herkese saygı duyacak ve herkes herkesin derdine derman olmak için çaba sarf edecek. Bir liste hazırlayın, Cumhurbaşkanına götürün, en başa ben imza atarım.

Ha şimdi çok bilmişler “sen ne ayaksın niye imza atıyorsun?” diyebilirler. Ben de müzisyenim, enstrüman çalıyorum, beste yapıyorum, notistim. Yayınlanmış otuzun üstünde şarkım var. Bu ülkede para etmeyen ne kadar çok şey varsa (medya-akademi-müzik) onlara yatırım yapıp orta yaşında pişmanlıklar içinde boğulan biri olarak ben de müzisyenim ve hiç pişman değilim. Tek farkım uzun yıllardır aktif değilim. Onun için ilk imzayı ben atarım.

100 Soruda Eğitim Felsefesi

Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Doğan’ın kaleme aldığı, “100 Soru Cevapta Eğitim Felsefesi” kitabı Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık (KDY) tarafından yayınlandı. Kitap hakkında bilgi veren Doç. Dr. Süleyman Doğan, felsefesiz eğitim olamayacağını ve Türkiye’nin eğitim alanı çözülmeyen bir muamma olduğunun beliriyor. Süleyman Hocayı iyi tanıyorum, çok aktif bir akademisyen, sürekli üretiyor. Maşallah pandemide epey yazıp çizmiş. Kısa dönem içinde epey kitap yayınladı.

Süleyman Doğan, “Bu kitap on beş yıldır üniversitede verdiğim “Eğitim Felsefesi” dersindeki bir ihtiyaçtan doğmuştur. Öğrencilerimin hep; “Hocam daha kolay anlayacağımız soru ve cevaplı bir kitap yok mu?” sorusuna birazda şaka yollu, “Bir gün sizin için kitap yazacağım!” cevabımı ancak bu kitapla gerçekleştirme imkanı buldum” diyor.

Bir ülkenin gelişmesinde eğitim politikasının önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Süleyman Doğan, “Bir ülkenin eğitim gerçeğinin temel zeminini eğitim felsefesi oluşturur; onun üzerine eğitim politikaları şekillendirilir; eğitim politikalarına dayanarak eğitim planlaması somutlaştırılır; eğitim planlamasıyla da eğitim uygulamalarına meşruluk kazandırılır. Eğitimi genel olarak insanı terbiye etme sanatı olarak tabir edebiliriz. Eğitim sayesinde ve eğitim vasıtasıyla çocuklarda var olan düşünme kabiliyetini geliştirmek ve düşünmeyi alışkanlık haline getirmek mümkün ve de gereklidir” yorumunu yaptı ki kesinlikle katılıyorum. Her kitap tanıtımdaki şeyi yine söyleyeceğim. Kitap okumak güzeldir. Kitap okuyalım. Doğan’ın bu kitabı eğitime merak duyanlar için güzel bir seçki olmuş.

Işıl Yücesoy hangi Sezen Aksu şarkısını cover’ladı?

Çok dobra bir kadın. Bir insan hem disiplinin getirdiği asık surata hem de sevgi dolu yüreğinin getirdiği güleryüze sahip olabilir mi? Olabiliyor. Bunun tipik bir örneği hem oyuncu hem de müzik yorumcu kimliği efsaneleşen bir sanatçı Işıl Yücesoy. Işıl Yücesoy son dönemlerde tematik bir dijital albüm projesi üzerinde çalışıyor ve belirli periyotlarda bu albümden bir şarkıyı dijital platformlara sunuyor.

Işıl Yücesoy'un dijital albümünün adı "Sezen Aksu Sokağı". Proje aynı zamanda bir  YouTube projesi. Bu projenin üçüncü single'ı "Büklüm Büklüm" dijital müzik platformları aracılığıyla müzikseverlerle buluştu. Sözü ve müziği Sezen Aksu'ya ait şarkıyı Yücesoy, düzenlemesi besteci ve piyanist Murat Aşkan'ın düzenlemesi ile seslendirmiş.

Şarkı ile ilgili Işıl Yücesoy “Işıl Yücesoy; "Ne acılar vardır çekilen ne hicranlar.. Ne yaşa bakar bu duygu ne cinsiyete. Boğazımızda düğüm düğüm olur, tutuklu kalır, taşlaşır cümlelikler. Büklüm büklüm isyanlarsa, daha çok acı verir ve sürgit devam eder" diyor.

Hasrete Eflatun’ca baktı

Eflatun, "En Güzel Ben Sevdim" aldı şarkısının ardından yine kendi tarzı ve renginde bir şarkı olan "Kendimi Bekledim"i yayınladı.  Eflatun çok dolu bir çocuk. Onunla konuşurken bile bunu anlıyorsunuz. Konuşmasında bile bir şiirimsi tat ve entellektüel bakış var. Piyasa adamı değil. Yeni şarkısı “Kendimi Bekledim”i bile alatırken felsefi bir anlatım kullanıyor: "Defalarca bantlanmış bir şarj aleti gibi tutunmaya çalışıyorum senden sonra bu dünyaya".  Eflatun hasrete Eflatun’ca baktığı bu şarkısında da yine “ben farklıyım” diyor. Kim ne derse desin bu adam diğerlerinden çok farklı ve özgün. Yirmi beş yıl sonra hatırlanacak ve klasikler arasına girecek şarkılar üretmeyi başardı. “Kendimi Bekledim” de bunlardan biri olacak.